Ana içeriğe geç

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek: ‘Türkiye, NATO’daki yabancıdır’

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Türkiye’nin NATO üyesi olmasına rağmen bu yapıda bir "yabancı" olduğunu, Avrupalı değil Asyalı kimliğiyle öne çıktığını belirtti. Küresel savaş tehdidine karşı Türkiye, Rusya, Çin ve İran ittifakının acil bir zorunluluk olduğunu vurguladı.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek: ‘Türkiye, NATO’daki yabancıdır’
Aydınlık
16

Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYA-MER) tarafından 18-19 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen “Büyük Savaşları Önleyecek İttifak” başlıklı konferans bugün başladı. İki gün boyunca toplam dört oturumla düzenlenecek etkinliğin ilk gününde konuşan Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, küresel güç dengelerinin Atlantik aleyhine, Asya lehine hızla değiştiğini belirtti. Türkiye’nin NATO üyesi olmasına rağmen bu yapının içinde bir "yabancı" olduğunu, Avrupalı ve Hıristiyan devletlerin aksine Asyalı ve Müslüman kimliğiyle Gelişen Dünya safında yer aldığını vurgulayan Perinçek; Doğu Akdeniz’deki ABD-İsrail tehdidine karşı Türkiye, Rusya, Çin ve İran (TRÇİ) ittifakının kurulmasının bölgesel ve küresel savaşları önleyecek yegane çözüm olduğunu ifade etti.

‘ABD HEGEMONYASININ SONUNA GELDİK’

Küresel ekonomik ve askeri güç dengelerindeki kaymaları verilerle açıklayan Dr. Doğu Perinçek’in konuşmasının ilk bölümü şu şekildedir:

"Sayın Başkan,

Ankaramıza Yedi Kıtadan Gelen Sayın Konuklar,

Değerli Dostlar,

Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Burada NATO’nun Ankara Zirvesi’nden sonra toplanmış bulunuyoruz. Birlikte bağımsızlık isteyen devletlerin, devrim isteyen halkların ve bütün insanlığın yanıtını dile getireceğiz. NATO’nun Ankara Zirvesi, inişi olmayan, yalnız düşüşü olan bir zirvedir. Bizim Avrasya Zirvemiz ise Yükselen Yeni Uygarlığın kararlılık mevzisidir.

Dünyadaki ekonomik ve silahlı güç dengelerinin hızla değişimi, büyük savaş tehlikesini güçlendiren zemindir. ABD, 1950’li yıllarda dünya üretiminin yarısını üretiyordu. 2000 yılında bu oran yüzde 25’e düştü. 2026 yılındaki payı ise yüzde 17’ye indi. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Dünya üretimindeki payı ise, 2000 yılında yüzde 6 iken, 2026’da yüzde 27’ye yükselerek ABD’yi çok arkalarda bıraktı. Önümüze bakınca, Birleşmiş Milletler Sanayi Kalkınma Örgütü’nün geçen yıl yaptığı yansıtmaya göre, 2030 yılında ABD’nin Dünya üretimindeki payı yüzde 11 olacak. Çin Halk Cumhuriyeti ise, yüzde 45, başka deyişle ABD’nin dört katı:

2000 Yılı 2026 Yılı 2030 Yılı
ABD % 25 % 17 % 11
ÇHC % 6 % 27 % 45

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek: ‘Türkiye, NATO’daki yabancıdır’ - Resim : 1
Standard Chartered isimli önemli İngiliz bankası, Dünya Bankası, OECD ve IMF ile birlikte Dünya ekonomisinin geleceğine ilişkin bir yansıtma hazırladı. Bu yansıtmada 2030 yılının en büyük on ekonomisi, 2017 yılıyla karşılaştırılarak sıralanıyor. Bu tablolar, emperyalist-kapitalist sistemin ekonomideki inişini bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. 2030 yılında, ilk on ülke içinde Asya’nın ezici üstünlüğünü görüyoruz. Atlantik sisteminin ülkelerinden yalnız ABD üçüncü konumdadır, Japonya dokuzuncu ve Almanya ise onuncu sıradadır. İlk On ekonomide esameleri okunmayan Fransa, İngiltere, Hollanda ve diğer Batı Avrupa ülkelerini de ekleyince Atlantik sisteminin bütün ülkelerinin üretimlerinin toplamı, Çin Halk Cumhuriyeti’ne ancak yetişiyor. Ekonomik güç dengelerindeki değişim, Dolar Saltanatının çöküşünde de kendisini gösteriyor. ABD’nin Haraç Sisteminin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Askerî alandaki güç ilişkilerine gelince, bugün Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi ABD’yi dengeleyen ve caydıran silahlı güçler, ABD Hegemonyacılığının sonunu ilan ediyorlar. Pentagon’un düzenlediği bütün harp oyunlarında, ABD Ordusu ÇHC ve Rusya orduları karşısında yenilmektedir. İran’ın ABD emperyalizmine ve İsrail Siyonizmine karşı savaşı kazanması, askerî güç ilişkilerindeki yeni durumu gözler önüne sermiştir. Yeni ekonomi ve silahlı güç dengeleri, Batı Avrupa ülkelerinin ve Japonya’nın ABD ile ilişkilerini de belirlemiştir. ABD’nin diğer emperyalist-kapitalist ülkeleri denetim altında tutan konumu artık geçmişte kalmış bulunuyor. NATO çatırdıyor ve ABD hegemonyasının sonuna gelmiş bulunuyoruz. ABD’nin Tek Kutuplu Dünya iddiası çökmüştür. Yeni bir dünya kuruluyor."

‘ÇİN SİYASETİ VE BARIŞI KORUMAKTAN YANADIR’

Sistemin krizini, dünya devriminin yükselişini ve Çin ile Rusya'nın barışı koruma stratejilerini ele alan Perinçek, konuşmasına şöyle devam etti:

"Dünyadaki ekonomik ve askerî güç dengelerinin değişimi, her zaman savaşı gündeme getirmiştir. Emperyalist kapitalist sistemin günümüzdeki krizi, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesindekinden çok daha derin ve sarsıcıdır. Bunun esas nedeni, sistemin içindeki çöküş etkenleridir. İkinci ve neredeyse birinci neden kadar önemli olan etken ise, Dünya Devriminin yükselişidir. Dünya Devrimi, iki mecradan yükseliyor. Biri, kapitalizmin rakibi olan sosyalist Çin’in yarattığı mucizedir. Diğeri, Gelişen ve Ezilen Dünya ülkelerinin emperyalist sömürünün alanını daraltmaları ve devrimin bu ülkelerdeki yükselişidir. Yaşadığımız sürece baktığımız zaman Çin Halk Cumhuriyeti barışçı yoldan ABD’yi geçiyor. Bu nedenle Çin Halk Cumhuriyeti’nin siyaseti, barışı korumaktan yanadır. Çin yönetimi, ABD’nin savaş çıkartmasını önleme kapsamında, büyük çapta ABD tahvilleri bile alıyor. Böylece barışın bedelini ödüyor. Çünkü zaman Çin’den yanadır. Bununla birlikte Çin, ABD’nin savaş tehdidine karşı hazırlığını da yapıyor ve özellikle savunma silahlarını geliştiriyor. Ayrıca bir buçuk milyara varan nüfus üstünlüğünü ve cephe gerisinin genişliğini değerlendiriyor. Rusya Federasyonu ve Gelişen Dünyanın önemli ülkeleri Çin ile birliktedir. Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS’in gelişmesi, Çin’in barışı koruma stratejisine güç veriyor. Toplam olarak bakarsak, İkinci Cihan Savaşı öncesindeki emperyalist Almanya’dan farklı olarak, bugün yükselen Çin, dünyayı paylaşma iddiasıyla savaş çıkarma çizgisinde değildir, tam tersine ABD’yi barışçı yoldan geçmenin güvencesiyle barışı koruma kararlılığı içindedir. Sosyalizmi inşada kararlılık, barışçı siyasetin güvencesidir. Eğer Çin Halk Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği tecrübesinde olduğu gibi sosyalizmden kapitalizme geri dönerse, Çin hegemonyacılığı insanlığın gündemine gelir. Çin Komünist Partisi’nin önderliği, bu tehdide karşı, Mao’nun “Çin asla hegemonya peşinde koşmayacak” düsturunu uygulamaktadır. Bu açıdan Çin’in sosyalizm yolunda ısrarı, insanlık ve barış için güvencedir."

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek: ‘Türkiye, NATO’daki yabancıdır’ - Resim : 2

‘DÜNYA SAVAŞINI ÖNLEYECEK BİRİCİK ÇÖZÜM, TRÇİ İTTİFAKINDADIR’

ABD'nin önündeki seçenekleri, yükselen vatan savaşlarını ve bölgesel ittifak zorunluluğunu vurgulayan Perinçek, açıklamalarını şu şekilde sürdürdü:

"ABD’ye gelince, savaşa karar verecek ülke konumundadır. ABD Hegemonyasının yıkılış süreci, Washington yöneticilerini tarihî bir karara zorlamaktadır. Ya bu sürece razı olacak ve ABD yeni güç dengelerinin önüne koyduğu sürece uyum gösterecek, ya da bu süreci şiddet kullanarak reddedecek. Çin iç cephesinde, ekonomide, silahlanmada ve ittifak birikiminde güçlenirken, ABD bütün bu alanlarda zayıflamaktadır. Dolar Saltanatı çöktü, Yuan yükseliyor. ABD, ilk aşamada İran savaşını kaybetti. Çin ise, İran ve Rusya ile birlikte kazanan cephesinde. NATO içindeki çatlaklar dağılma aşamasına ilerliyor. Ukrayna ve Filistin cephelerinde uzayan savaş, ABD’nin dayanma gücünü sorguluyor. ABD halkı, savaşa karşı ve Trump yönetimine güvenmiyor. Çin Halkı ise, Çin yönetimine güveniyor ve vatan savunmasında fedakârlıklara hazır. Bu koşullarda ABD, barışın devamına razı olursa, emperyalist iddialarını yitirecektir. Washington yöneticilerinin İkinci Dünya Savaşı sonrasında oturdukları taht, zaten çatırdıyor ve artık devrilme işaretleri veriyor. Bu durumda ABD iki seçenekle karşı karşıyadır. Birinci seçenek: ABD’nin Dünya Hegemonyası iddiasından vazgeçmesidir. Böylece ABD tekelci sermayesinin hem dünyada hem de ülke içinde çok daha geri mevzilere çekilmek zorunda kalacaktır. İkinci seçenek ise, ABD’nin yeni bir dünya düzeninin kurulmasını önlemek için, bölgesel büyük savaşları ve hatta Dünya Savaşını göze almasıdır. Bu durumda ABD, Çin’in yükselişine, Rusya’nın güçlenmesine, İran’ın nükleer teknoloji üretmesine, Türkiye’nin Asya’da konumlanmasına, İsrail’in düşüşüne ve toplam olarak Asya Çağının gelişine savaşla meydan okuyacaktır. ABD emperyalizminin birden fazla cephe açması, önemli zaafıdır. Bu yöndeki ataklar, ABD tehdidini bütün cephelerde zora sokuyor. O zaman ABD emperyalizmi, kendisine birden fazla mezar açmış olur. ABD’nin tek bir cepheye yüklenmesi ise, savaşın büyümesi ve Dünya Savaşı'na yol açması tehlikesini büyütür. Bugün Rusya, İran, Filistin, Yemen ve Lübnan’ın ABD emperyalizmine, İsrail Siyonizmine ve işbirlikçilerine karşı yürüttükleri savaş, emperyalizme karşı haklı savaştır, vatan savaşıdır. Bu savaşın yayılması ve küresel boyutlar kazanması da, vatan savaşları yönünde olacaktır. Tayvan Boğazı ve Pasifik’te çıkacak bir savaş da, Çin ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti açısından vatan savaşı karakterindedir. Toplam olarak bakarsak, dünyanın önünde emperyalistler arasında paylaşım savaşı tehlikesi değil, vatan savaşları olasılığı bulunmaktadır. Dünyadaki savaş ve gerginlik alanları içinde, Doğu Akdeniz’den Hürmüz Boğazı’na uzanan coğrafya, savaş tehlikesinin odağı olarak gözüküyor. Birincisi, bu coğrafya şu anda ateşler içindedir. İran, Filistin, Lübnan’da Hizbullah, Yemen, İsrail işgaline ve ABD emperyalizmine karşı karşı savaşıyor. İkincisi, Doğu Akdeniz’de ABD emperyalizmini ve İsrail’i caydıracak bir güç henüz oluşmuş değil. Dengesizlik, her zaman savaşı davet eder. Doğu Akdeniz’de ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’nin oluşturduğu ittifak, nükleer silahlara da sahiptir. Avrupa Birliği’ndeki ve NATO’daki ortakları olan Fransa ve bazı Avrupa ülkeleri ile Ukrayna da onlarla birliktedir. Diğer cephelerde ise, Batı Avrupa ülkelerinin çoğunun ABD ve İsrail’den ayrıldığı gözüküyor. Doğu Akdeniz’in güvenlikle ilgili stratejik önemi yanında, zengin enerji yataklarının varlığı da, rekabet ve çatışma konusudur. Kıbrıs, aynı zamanda Asya’dan Avrupa’ya bütün sualtı kablolarının geçtiği coğrafyadır. ABD ve İsrail tarafından tasarlanan doğal gaz boru hatları da buradan geçiyor. Hindistan'dan gelip İsrail üzerinden Güney Kıbrıs ve Yunanistan'dan Avrupa’ya uzanan enerji yolu planı, dünya kamuoyunun bilgisindedir. Bu yolun Çin’in Kuşak Yol Girişimi’ne ve Türkiye'den geçen enerji akımına karşı bir seçenek olduğu açıktır. Doğu Akdeniz cephesi, öncelikle Türkiye’nin cephesidir. Ege kıyılarımızdan karşı kıyılara bakıyoruz: ABD, Dedeağaç’tan başlayarak Kavala, Selanik, Larissa, Stefanoviç, Girit'in kuzeyi ve Kıbrıs’ın güneyinde üsler kurdu. Uçaklarını yerleştirdi, tanklarını getirdi. Yunanistan, bir ABD üssüne dönüşmüştür. Yine ABD, Doğu Akdeniz’de İsrail ve Yunanistan ile birlikte Noble Dina ve Nemesis tatbikatları yapıyor. Doğu Akdeniz’de namlularını Türkiye’ye çeviren ABD, İsrail ve Yunanistan ittifakı ciddî bir güçtür. Türkiye elbette ABD-İsrail eksenli tehdide karşı savaş yeteneği yüksek olan bir Orduya ve cephe gerisinde dayanıklı bir millî direnme gücüne sahiptir. Bununla birlikte AK Parti Yönetimi hem Türk milletinin bilincini gölgeleyen hem de ittifak birikimini değerlendirmeyen denge siyasetiyle, ABD-İsrail eksenli tehdide cüret kazandırıyor. ABD’nin parlamento içindeki güçleri de iç cepheyi zayıflatan etkenler arasındadır. ABD silahlı güçlerinin Türkiye’ye karşı yoğun yığınak yaptığı, İsrail’i ve Yunanistan’ı yanına aldığı dengesiz durumu değiştirecek etkin siyasetler uygulanmazsa, savaş kaçınılmaz olur. Batı Asya’da bölgesel bir savaşı önleyecek biricik çözüm, Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakıdır. Dahası Üçüncü Dünya Savaşının önünü kesecek biricik çözüm, yine Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakıdır. Bu nedenle TRÇİ, yalnız ittifakı oluşturanlar için değil, savaşı istemeyen bütün devletler için ve barış isteyen bütün insanlık için, zorunludur; önlenemez ve acildir. TRÇİ, insanlığın kaderini belirleyen ittifaktır. Savaşı istemeyen bütün devletler ve barış isteyen bütün insanlık, en sonunda bu ittifakın gizil gücünü oluşturuyor. TRÇİ’nin önlenemeyen gücü de buradan geliyor. Bölge savaşını ve Dünya savaşını önleyecek biricik ve kesin çözüm, Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakındadır. Bu ittifak, dört ülkenin dördü için de ihtiyaçtır ve zorunludur. İran, Rusya ve Türkiye ön cephedeler ve hem güvenlikleri hem de ekonomik gelişmeleri, bu ittifaka bağlıdır. Rusya, yalnız Karadeniz’in kuzeyinde değil, Akdeniz cephesinde de kendini savunmak durumundadır. Süveyş Kanalı ve Hürmüz Boğazı, Çin için de güvenlik boğazlarıdır. Bu nedenle Çin’in ileri hatlardan savunması Batı Asya’dan başlar. Çin Halk Cumhuriyeti, İran cephesinde bu ittifaka dahil olmuştur. Ancak Çin yöneticilerinin geleneksel siyasetinde ittifak kavramı yer almıyor. Ne var ki ittifak sözcüğü, bir sözlük maddesi değil, hayatın getirip devletlerin önüne koyduğu bir zorunluluktur. Çin, Rusya, İran ve Türkiye’nin ortak düşmanları var. Eğer bu dört ülke “ortak düşmanı” anlamazlarsa, bedelini ağır öderler. Bu ortak düşmana karşı birliktelik, işbirliği gibi kavramların ötesine geçmek ve ittifaka evrilmek zorundadır. Arkamızda kalan süreçte, Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakının önünü açan tecrübeler yaşanmıştır. Birinci tecrübe, Barzani’nin bağımsızlık referandumunda yaşandı. Bölge ülkeleri, 2017 yılı Eylül ayında, Türkiye, İran, Suriye, Irak ve kuzeyden Rusya’nın katılımıyla Irak’ın kuzeyindeki Barzanistan’ın sözde “Kürdistan”a dönüştürülmesi girişimini silah göstererek bozguna uğrattılar. O başarıyı, yalnız İkinci İsrail ya da “Kürdistan” girişimini bozma kapsamında değerlendirmek yanlış olur. Orada bozguna uğratılan aynı zamanda savaşa giden süreçti. Kürdistanı kurma iddiası, bölgemizde büyük bir savaşı fitillemekten başka bir sonuç getirmezdi ve bölge ülkerinin birliği savaşı önlemiştir. İkinci tecrübe, Karabağ Savaşı’nda yaşandı. ABD, yanlış bir hesapla Ermenistan’ı ateşe sürdü. ABD’nin bu atağı, Azerbaycan Ordusunun kahramanca savaşıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin katılımıyla ve Rusya’nın da desteğiyle zafer sağlandı. Birinci ve İkinci Karabağ Savaşlarında önümüze ışık tutan bir model oluşmuştur. Türk-Rus ittifakı, Kafkaslara barış getirdi. Bütün bu tecrübeler, Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakının gerçekçi olduğunu kanıtlar ve bu İttifakın birikimini oluşturur. Rusya Çin İran İttifakı Oluştu ve Savaş Kazandı. En önemli tecrübe, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıdır. İran, savaşa özgüçlerini çok iyi hazırlaması yanında, Rusya ve Çin ile oluşturduğu ittifak sayesinde ABD emperyalizmini ve İsrail Siyonizmini yenilgiye uğrattı. İran’ın ABD emperyalizmine karşı savaşı göstermiştir ki, Türkiye Rusya Çin İran İttifakı (TRÇİ), artık öngörülen ve planlanan bir ittifak değil, fakat oluşan bir ittifaktır. Adı henüz ittifak diye konmamış olabilir, ancak eylemli olarak kurulmuştur ve İran-ABD Savaşının galibidir."

‘TÜRKİYE, NATO’DAKİ YABANCIDIR’

Türkiye'nin jeopolitik konumuna, kimliğine ve Atlantik sistemine karşı yürüttüğü iç tasfiyelere değinen Perinçek, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

"Bugün savaş tehdidiyle yüz yüze olan ön cephe ülkeleri içinde Türkiye’nin yeri özeldir. Türkiye, NATO üyesidir, ancak aynı zamanda NATO’daki “yabancı”dır. Türkiye, diğer NATO ülkeleri gibi Zenginler Kulübü’ně dahil değil, Avrupalı değil, Hıristiyan değil. Türkiye, Gelişen Dünya ülkesi, Asyalı ve Müslümanların çoğunlukta olduğu ülke. Ve Türkiye, 2014 yılından bu yana girdiği süreçte, Atlantik Sistemi’nin denetiminden çıkıyor ve Yükselen Asya Uygarlığı’ndaki konumuna ilerliyor. Türkiye’nin Atlantik Sisteminden ayrılması, dünya dengelerini kuvvetle etkiler ve ABD için büyük tehdittir. 2026 NATO Zirvesi’nin Ankara’da toplanmasının nedeni de budur. ABD, Türkiye’yi denetim altında tutmak için, Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile silahlı bir ittifak oluşturdu. Ukrayna’da bu ittifakın Karadeniz ayağındadır. ABD + İsrail + Yunanistan Üçlüsü, Türkiye’nin yalnız olduğu hesabını yaparlarsa, savaş tehlikesi kapıyı çalar. Türkiye, nükleer silahı olan ABD-İsrail eksenli tehdide karşı ancak nükleer silahı ve güçlü donanması olan müttefik kazanarak caydırıcı güç oluşturur. Çin ve Rusya’nın nükleer tehdide aynen yanıt verme konusundaki kararlılığı, İran’a karşı nükleer tehdidi caydırmıştır. Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakı, Kıbrıs’tan Hürmüz Boğazı’na kadar uzanan coğrafyada ABD-İsrail tehdidini caydıracak biricik çözümdür. Türkiye, 2014 yılında Vatan Partisi önderliğinde Silivri Duvarını Yıkmamızdan ve 15-16 Temmuz 2016 Darbe Girişimini Ordu-Millet birlikteliğiyle ezmemizden bu yana Atlantik Zincirini kırmaktadır. Hemen Darbenin ezilmesinden 40 gün sonra Fırat Kalkanı Harekâtı, arkasından Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekâtları, ABD emperyalizminin ve İsrail’in güdümündeki terör örgütlerine karşı yapılmıştır. 2016’dan bu yana Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 24 bin subay, astsubay ve askerî personel; 30 bin polis, 14 bin Yargı mensubu ve kamu yönetiminden toplam 144 bin görevli tasfiye edildi. Bu, NATO ülkelerinde görülmemiş bir temizliktir. Türkiye, Gladyosunu tasfiye ederek NATO zincirinin en önemli halkasını kırmıştır. Bugün Türkiye hapishanelerinde NATO Generalleri yatıyor. Öte yandan Türkiye’nin silahlı güçleri, ABD ve İsrail güdümündeki PKK Terör Örgütünü etkisiz kılmış, kendisini feshetmeye ve silah bırakmaya mecbur etmiştir. Atlantik zincirlerini kıran Türkiye, bugün ABD ve İsrail merkezli tehdide karşı Rusya, Çin ve İran’la ittifak gerçeğiyle buluşmaktadır."

‘ABD, TÜRKİYE’Yİ HEDEF ALAN BİR İTTİFAKIN İÇİNDEDİR’

Bölgesel askeri tatbikatları, ekonomik krizden çıkış yollarını ve Asya'dan yükselen yeni medeniyet yapısını özetleyen Perinçek, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Birincisi, Türkiye’ye yönelen tehdit, ABD-İsrail Şer İttifakından geliyor. Bu tehdit, Türkiye’nin cephesini belirliyor. Türkiye’nin NATO üyesi olması, cepheleşmeyi değiştirmiyor. Arkamızdaki tecrübeye bakarsak, ABD 1991 yılından beri İsrail ile birlikte Türkiye’yi bölmeye yönelik silahlı uygulamaların başındadır. ABD, 1991 Körfez Savaşı’ndan başlayarak, “Kürdistan” adı altında İkinci İsrail devletçiğini silahlı müdahaleyle kurmaktadır. 2011 yılında Suriye’yi silahla parçalama girişimi de aynı stratejinin ikinci önemli adımıydı. ABD ve İsrail, bu süreçte PKK’yı desteklediler ve en son İran’a savaş açtılar. ABD, zaten şu anda Türkiye’yi hedef alan bir ittifakın içindedir. ABD + İsrail + Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki Noble Dina ve Nemesis tatbikatlarına bütün dünya kamuoyu tanık. Tatbikatın isimleri, Tevrat’tan ve Yunan mitolojisinden intikam hikâyelerinden alınmıştır. ABD, İsrail and Yunanistan, Güney Kıbrıs’a ve Ege adalarına askeri yığınak yapıyorlar. ABD’nin Yunanistan kıyılarında kurduğu üsler herkesçe biliniyor. 2025 Mayıs ayında Dedeağaç’taki NATO tatbikatında da sanal olarak Meriç nehrini geçtiler. Namluları Türkiye’ye dönük. Meriç nehrini geçerek girmeyi planladıkları toprak, Türkiye toprağıdır! ABD-İsrail Şer İttifakı’nın Filistin’de yürüttüğü işgal ve soykırım da, Türkiye’ye tehdidin kapsamı içindedir. Filistin kazanırsa, Kürdistan projesi kaybeder. Kürdistan projesi kazanırsa, Filistin kaybeder. Dolayısıyla Türkiye Filistin Cephesinde de İran, Rusya ve Çin ile birliktedir. İkincisi, Türkiye’nin karşılaştığı ekonomik bunalımı üretim devrimiyle aşması, yine Rusya, İran ve Çin ile işbirliğini gerekli kılıyor. Türkiye’nin enerji güvenliği, İran ve Rusya dostluğundadır. Türkiye’nin dış ticaretinde birinci ve ikinci ortakları, uzun yıllardan beri Çin ve Rusya’dır. Türkiye Üretim Ekonomisini TRÇİ İkliminde Kurabilir. Türkiye, 1980 sonrasında “Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme Programı”nın sonuçlarını yaşıyor. Türkiye ekonomisi, Küresel Malî Merkezlere bağlanmıştır. Ülkemizin üretim olanakları ağır darbeler almış, üretici sınıflar bastırılmış ya da kenarlara sürülmüştür. Ülke ekonomisi, sıcak para komisyoncularının, dolar ve borsa vurguncularının, büyük tefecilerin ve tarikatçıların eline geçmiştir. Üreticiler “kambur” ilan edilmiştir. Emperyalizmle işbirliği yoluyla havadan para kazananlar, ülkenin efendileri oldular. Başta emekçi sınıflar olmak üzere toplum hoşnutsuzdur. Üretim odaklı ekonominin inşası, daha doğrusu Üretim Devrimi Türkiye için zorunludur ve kaçınılmazdır. Üretim Devrimi, ancak Atlantik Sisteminden kurtularak ve TRÇİ İttifakı ikliminde başarılabilir. Üçüncüsü, Türkiye Batı’dan dayatılan kültürel yozlaşmaya, bireyciliğe, bencilliğe, çıkarcılığa, şiddete, cinsiyetsizliğe ve doğa dışı cinsiyet yönelimlerine, her türden çürüme ve yabancılaşmaya İran, Rusya ve Çin ile dayanışma yaparak karşı koyacak ve millî devrimci kültürünü geliştirecektir. Dördüncüsü, TRÇİ Çağdaş Uygarlığın Önünde Olmanın Gereğidir. TRÇİ, bir dış siyaset formülü gibi algılanıyor. Doğru değil. TRÇİ İttifakının anlamı, Atlantik Sisteminden kurtulmak ve Yükselen Asya Uygarlığının öncü konumlarında yer almaktır. Emperyalist Kapitalist Uygarlık, insanlığın taleplerine yanıt veremiyor, gericiliği temsil ediyor, derin bir krizin içine girdi ve batıyor. Asya’dan yeni bir uygarlık yükseliyor. Yeni uygarlık, toplumsal-ekonomik ilişkiler açısından Atlantik Sisteminin devamı değildir. Yeni uygarlık, millî devletlerin bağımsızlığına dayanır, insancıldır, kamucudur, halkçıdır, paylaşmacıdır, demokrattır, özgürlükçüdür, barışçıdır. Türkiye, TRÇİ İttifakı içinde yer alarak, çağdaş uygarlığın öncü mevzilerini paylaşacaktır. Bu açıdan TRÇİ İttifakı, Türk Devriminin Çağdaş Uygarlığın önünde olma hedefinin gereğidir. Beşincisi, TRÇİ İttifakı Üç Yüzyıllık Türk Devriminin Kesin Zaferinin Koşuludur. 19. yüzyılın ortalarından bu yana Millî Demokratik Devrim süreçlerini yaşıyoruz. 1876 Meşrutiyet Devrimi, 1908 Hürriyet Devrimi, 1914-1922 Kurtuluş Savaşından 1930’lara uzanan Kemalist Devrim, birbirini izledi. Şimdi Devrimin tamamlanması eşiğindeyiz. TRÇİ İttifakı, sonul zaferin koşuludur. Atlantik Sistemi iniş halindedir ve Türkiye’nin sistemin dışına çıkması, Rusya, İran ve Çin ile ittifaka bağlıdır. TRÇİ İttiffakı, bugün ABD ve İsrail’in saldırganlığını bölge ve dünya ölçeğinde önleyecek biricik çözümdür. Savaşın Batı Asya’da yayılmasını önleyecek güç, Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakı’ndadır. Savaşın bir Dünya Savaşına evrilmesini önleyecek güç de, Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakı’ndadır. ABD ve İsrail’i caydıracak başka bir seçenek bulunmuyor. Bu açıdan Türkiye, tıpkı 1914-1922 Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi, Dünya Devriminin önünü açan bir tarihî rolün eşiğindedir. Dünyada, emperyalist kapitalist sistem iniştedir ve devrim etkenleri yükseliyor. Devrim etkenlerinin yükselişini kanıtlayan en önemli olgu, Asya’dan yükselen Yeni Uygarlığın dünyanın geleceğini belirleyen bir güce ulaşmasıdır. Bu uygarlığın kurumları olan Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS, emperyalist sistemin yaşam alanlarını daraltıyor. Asya’dan Yükselen Yeni Uygarlık, yeni bir sistemi temsil ediyor. Yeni Uygarlık, millî devletlerin bağımsızlığına dayanmaktadır, İnsancıldır, Paylaşmacıdır, Kamucudur, Halkçıdır, Devletçidir, Aydınlanmacıdır ve barış etkenlerini güçlendirmektedir. Bu sistemin içinde Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Laos, Kamboçya, Bolivarcı Venezuela, Küba, Nikaragua gibi sosyalizmi kurmakta olan ülkeler yanında, Rusya, İran, Yemen, Filistin, Hizbullah’ın kişiliğinde Lübnan gibi ön cephe ülkeleri de bulunuyor. Bu ülkeler, emperyalizme ve hegemonyacılığa karşı silahla savaşıyorlar. Bunlar dışında yine millî demokratik devrim aşamasında olan birçok ülke, devlet bağımsızlığı, millî ekonomi ve demokratik kültür cephesinde emperyalizme ve hegemonyacılığa karşı mücadele vermektedir. Bu gerçekler göstermektedir ki, Dünya Devriminin esas gücünü Bağımsızlık isteyen devletler oluşturuyor. Mao Zedung’un 1970’li yıllardaki devrim etkenleri sıralaması, dünya pratiğince doğrulanmıştır: Devletler bağımsızlık, Milletler kurtuluş, Halklar devrim istiyor."

Kaynağa Git

İlgili Haberler