Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Çocukluğundan beri hayvanlarla iç içe yaşayan 45 yaşındaki Sevil Türkmen, yıllarca kurumsal şirketlerde çalıştıktan sonra emeklilik dönemine yaklaşırken hayatının en büyük hayalini gerçekleştirmeye karar verdi. Ancak bu girişim klasik bir ticari yatırım hikâyesi değil. Onun anlattığına göre her şey, yaşlanan köpeği Şeker’in yaşam kalitesini artırma arayışıyla başladı. Türkmen, yaşlılık döneminde hareket etmekte zorlanan Şeker için yaptığı araştırmalar sırasında ABD'de faaliyet gösteren gezici köpek spor salonlarını keşfetti. İlk başta sadece kendi köpeğine yardımcı olabilmenin yollarını arayan Türkmen, zamanla bu sistemin Türkiye’de de ihtiyaç duyulan bir hizmet olabileceğini fark etti.
‘HAYVANLAR, İNSANLARIN ENERJİSİNİ HİSSEDİYOR’
Köpeği sayesinde birçok insanla tanışıp, sosyalleştiğini dile getiren Sevil, “Parklarda farklı köpeklerle vakit geçirdim, başka hayvanlarla iletişim kurmayı öğrendim. Aslında hayvanlar benim dünyaya bakışımı değiştirdi diyebilirim. Çünkü çocukken bazı hayvanlara karşı korkularım ve önyargılarım vardı. Ama onları tanıdıkça korkunun yerini merak, sonra da sevgi aldı. Zamanla şunu fark ettim; hayvanlar insanın enerjisini gerçekten hissediyor. Onlara sevgiyle yaklaştığınızda size inanılmaz bir güvenle karşılık veriyorlar. Hayatım boyunca sahiplendiğim her köpek bana başka bir şey öğretti. Kimi sabrı öğretti, kimi sadakati, kimi kaybetmenin ne kadar zor olduğunu. Ama hepsinin ortak noktası şu oldu. Hayvanlarla yaşamak insanı daha vicdanlı birine dönüştürüyor. Çünkü onlar konuşamıyorlar ama her şeyi hissediyorlar. Bu yüzden onların hayatına dokunabilmek benim için her zaman çok değerli oldu” şeklinde konuştu.
Bu fikrin bir girişim fikri olarak değil, bir köpek annesinin çaresizce çözüm arayışıyla başladığını söyleyen Sevil, “O dönem Şeker’in yaşı ilerlemişti ve yaşına rağmen çok hareketli, hayata bağlı bir köpekti. Ancak zamanla eklem ve kas sağlığıyla ilgili problemler yaşamaya başladı. Daha az hareket etmeye başladığında bunun sadece hareket azalması olmadığını fark ettim; hareketsizlik beraberinde başka sorunları da getiriyordu. O süreçte sürekli araştırma yapıyordum. 'Kaslarını nasıl koruyabilirim?', 'Eklemlerine yük bindirmeden nasıl hareket ettirebilirim?', 'Yaş alırken yaşam kalitesini nasıl artırabilirim?' gibi soruların cevaplarını arıyordum. Bir süre sonra sosyal medya algoritması da karşıma sürekli köpek egzersizi, rehabilitasyon ve kondisyon videoları çıkarmaya başladı. İşte tam o dönemde Amerika’da faaliyet gösteren bir gezici köpek spor salonunun videosuna denk geldim. İlk gördüğüm an gerçekten durup uzun uzun izlediğimi hatırlıyorum. Bir noktadan sonra sadece izlemekle kalmadım; canlı yayınlarına katıldım, sistemlerini dinledim, nasıl çalıştıklarını anlamaya çalıştım” dedi ve ekledi:
‘ŞEKER, PROJEDEKİ BÜTÜN SÜRECİ GÖRDÜ’
"O kadar etkilendim ki franchising almak istediğimi söyledim"diyen Sevil, “Türkiye’de bunu yapmak istediğimi anlattım. Çok samimi bir şekilde bana şu cevabı verdiler: 'Şu anda biz ABD içinde yeni yeni genişliyoruz, Meksika’ya ve Kanada’ya açılmaya başladık. Türkiye bizim için şu an çok uzak bir plan.' Açıkçası biraz hayal kırıklığı yaşadım. Sonra dedim ki; peki ekipmanları satın alabilir miyim? Ona da sıcak bakmadılar. O gün biraz üzüldüm ama şimdi dönüp baktığımda iyi ki öyle olmuş diyorum. Çünkü o noktadan sonra şunu düşündüm: Madem hazırını alamıyorum, o zaman öğrenmem gerekiyor. Sonra aylar süren araştırmalar başladı. Amerika’daki sistemleri inceledim, Avrupa’daki uygulamalara baktım, Asya’daki örnekleri araştırdım. Videolar izledim, teknik detayları anlamaya çalıştım, köpek hareket biyomekaniğini okudum, güvenlik üzerine düşündüm. Ve yavaş yavaş bu fikir sadece bir hayal olmaktan çıkıp kendi projeme dönüştü. Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net görüyorum; bu fikir bir iş kurmak için doğmadı. Şeker’e yardım etme isteğiyle doğdu. Sonra başka köpeklerin de daha sağlıklı, daha hareketli ve daha mutlu yaşamasına katkı sağlama hayaline dönüştü. Sugartown’un çıkış noktası tam olarak buydu. Her adımında biraz merak, biraz cesaret ama en çok da bir köpeğe duyulan sevgi vardı” bilgisini paylaştı.
"Şeker’in bu projedeki yerini anlatırken benim için çok özel bir anıyı paylaşmadan geçemem" diyen Sevil, “Pandemi dönemiydi; evde yalnız ben ve Şeker. Yılbaşı gecesi dilek balonları aldık. Gece saat 12’de gelecekle ilgili dileklerimi yazdım ve balonlardan birinin üzerine 'Sugartown' yazdım. O gün elimde bir proje yoktu, bir araç yoktu, bir plan yoktu. Ama içimde çok güçlü bir his vardı; Şeker’in hayatımda bıraktığı etkinin bir gün bir mirasa dönüşmesini istiyordum. Bunun ne olacağını bilmiyordum; belki bir köpek oteli, belki yaşlı köpeklerle ilgili bir çalışma, belki rehabilitasyon. Ama hayvanlara fayda sağlayan bir şey olacağını biliyordum. O süreçte hayatıma çok değerli bir isim de girdi; Gökçen Yücekaya. Yaklaşık bir–bir buçuk yıl boyunca yanında eğitim alma ve gönüllü çalışma fırsatı buldum. Bana sadece köpekleri sevmeyi değil, onları anlamayı öğretti. Bir davranışın altında ne olduğunu görmeyi, bir köpeğin duygusunu okumayı, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını birlikte değerlendirmeyi öğrendim. Şeker’e yaklaşımım da o süreçte değişti. O zaman fark ettim ki sevgi çok değerli ama tek başına yetmiyor; gerçekten anlamayı da öğrenmek gerekiyor” şeklinde konuştu.
‘İLK ANLATTIĞIMDA ÇOĞU KİŞİ BENİ ANLAMADI’
"Projenin son dönemlerinde Şeker hâlâ yanımdaydı" diyen Sevil, “Araç hazırlandı, sistem tamamlandı, koşu bandı kuruldu. O bütün süreci gördü. Ve her şey bittikten yaklaşık bir hafta sonra Şeker’i kaybettim. Bazen kendi kendime şunu düşünüyorum; sanki projeyi görmek için bekledi. Sanki “Tamam, artık hazırsın” deyip bana bıraktı. Bunun mantıklı bir açıklaması olmayabilir ama bazı duygular mantıkla anlatılamıyor. Şeker’i 17,5 yaşında kaybettim. Sonrasında hayatıma bugün benimle yaşayan, 12 yaşında sahiplendiğim emekli avcı İngiliz Setter köpeğim Duke girdi. İçten içe hep şunu hissediyorum; Duke bana Şeker’in doğum günü hediyesi gibi geldi. Çünkü bu sefer elimde Şeker’in bana bıraktığı bilgi, deneyim ve farkındalık vardı” ifadelerine yer verdi.
"Bu projedeki en büyük zorluk insanların daha önce hiç görmediği bir şeye önce benim inanmam, sonra da onu anlatabilmemdi"diyen Sevil, “Çünkü Türkiye’de bu sistemi araştırmaya başladığım dönemde insanlar böyle bir hizmeti hiç duymamıştı. Açıkçası ben de ilk gördüğümde çok şaşırmıştım. O dönem hâlâ kurumsal işimde çalışıyordum. Bu projeyi kurmak için önümde boş bir zaman yoktu. Gün içinde işimi yapıyor, akşamları mesai sonrasında saatlerce araştırma yapıyor, hafta sonlarımı tamamen bu projeye ayırıyordum. Binlerce video izledim. Bir yandan da finansal taraf vardı. Bu işi yurt dışında yapan kişilerle konuştuğumda bana söyledikleri en önemli şeylerden biri şuydu: “Bu işe borçla girme.” Çünkü insanların bilmediği bir sektöre giriyorsunuz ve ne kadar sürede karşılık alacağınızı bilmiyorsunuz. Açıkçası bu cümle beni çok düşündürdü. Çünkü girişimcilik dışarıdan çok cesur görünüyor ama içinde ciddi bir korku da var. Ben de bu yüzden işimden hemen ayrılmadım. İlk bir–bir buçuk yıl boyunca iki hayatı aynı anda yürüttüm. Gündüz kurumsal hayat, akşam ve hafta sonları Sugartown. Bu süreçte kendi bütçemi hazırlamaya çalıştım, plan yaptım, bazı dönemlerde kredi kullandım, risk aldım ama tamamen araştırarak ilerledim. Önce pazar araştırması yaptım” dedi ve ekledi:
‘DÜZENLİ EGZERSİZLE HEM BEDENLERİ HEM RUH HALLERİ DEĞİŞİYOR’
İlk başlarda insanların tepkilerinin birbirine çok benzediğini dile getiren Sevil, “Büyük bir merak, biraz heyecan ama en çok da korku ve endişe vardı. Açıkçası ben de onların yerinde olsam aynı hissederdim. Çünkü söz konusu olan şey bir can ve insanlar o canı gözü kapalı kimseye emanet etmek istemiyor. İlk videolarımı paylaştığımda çok fazla mesaj aldım. 'Korkarsa ne olacak?', 'Ya düşerse?', 'Kalbine zarar verir mi?', 'Köpek bunu istemezse zorlayacak mısınız?' gibi sorular geliyordu. Hatta bazı insanlar başta bunun köpekler için fazla yorucu ya da stresli olduğunu düşündü. Ama ben bu yorumlara hiçbir zaman kızmadım. Çünkü aslında o korkuların temelinde sevgi vardı. Benim için en önemli şey köpeğin psikolojisi oldu. Çünkü bir köpek korkuyorsa, kendini güvende hissetmiyorsa zaten o çalışmanın hiçbir anlamı yok” şeklinde konuştu.
"En güzel değişim sahiplerin gözlerinde oluyor" diyen Sevil, “İlk başta korkuyla gelen insanlar birkaç seans sonra ‘Ben köpeğimin bu kadar mutlu olacağını düşünmemiştim’ demeye başlıyor. Çünkü aslında birçok köpek sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da rahatlıyor. Şehir hayatı onları da yoruyor. Saatlerce evde kalan, enerjisini atamayan, sürekli küçük alanlarda yaşayan köpeklerde huzursuzluk, kaygı ve davranış problemleri oluşabiliyor. Düzenli egzersiz yaptıklarında ise hem bedenleri hem ruh halleri değişiyor” bilgisini paylaştı.
'İNSANLAR ÇOĞU ZAMAN KISA YÜRÜYÜŞLERİN YETERLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR'
"İlk gün bizim için en önemli şey güven oluşturmak"diyen Sevil, “Çünkü köpek için yeni bir yüzey, yeni bir ses ve yeni bir deneyim. Önce bandın üzerinde sadece durmasını sağlıyoruz. Koklamasına, incelemesine izin veriyoruz. Sonra ödül, oyuncak, sevgi ve sakin bir yönlendirmeyle küçük adımlar başlıyor. Birçok köpek aslında birkaç dakika içinde mantığı çözüyor çünkü sistem motorsuz olduğu için hareket tamamen ona bağlı. Bu da korkuyu ciddi şekilde azaltıyor. Bazı köpekler çok özgüvenli oluyor ve ilk seansta koşmaya başlıyor. Bazılarında ise süreç daha yavaş ilerliyor” ifadelerine yer verdi.
İnsanların genellikle köpeklerin fiziksel ihtiyaçları konusunda yaptıkları en büyük hatanın, her köpeğin ihtiyacının aynı sanılması olduğuna dikkat çeken Sevil, “Bir Chihuahua ile bir Malinois’in ya da bir Golden Retriever ile bir Husky’nin enerji ihtiyacı aynı değil. Ama insanlar çoğu zaman sadece kısa yürüyüşlerin yeterli olduğunu düşünüyor. Bir diğer hata ise sadece fiziksel yorgunluğu hedeflemek. Köpeklerin zihinsel olarak da tatmin olması gerekiyor. Kontrollü spor, odak çalışması ve düzenli rutinler bu yüzden önemli. Bir başka önemli konu da kilo problemi. Fazla kilo eklemlere ekstra yük bindiriyor ve yaş ilerledikçe problemleri büyütüyor. Düzenli egzersiz burada çok kritik rol oynuyor” şeklinde konuştu.
'TÜRKİYE'DE 'OLMAZ' DİYENLER OLDU'
"Bazı sahipler yürüyüşlerde çekiştirmenin azaldığını söylüyor"diyen Sevil, “Bazıları daha mutlu göründüğünü, bazısı iştahının düzeldiğini anlatıyor. Yaşlı köpek sahiplerinden gelen geri dönüşler ise çok duygusal olabiliyor. ‘Eskisi gibi oyuncak getirmeye başladı’ ya da ‘yeniden koşmaya çalıştı’ gibi cümleler beni gerçekten çok etkiliyor. Ayrıca köpeklerle sahipleri arasındaki bağın da güçlendiğini düşünüyorum. Çünkü insanlar köpeklerinin gerçekten keyif aldığını görünce onların ihtiyaçlarını daha iyi anlamaya başlıyor” ifadelerine yer verdi ve sözlerini şöyle sonlandırdı: