İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının ardından İtalya'daki Filistin yanlısı gösterilerin öne çıkan isimlerinden Mohammad Hannoun hakkında açılan dava, Avrupa'da İsrail kaynaklı istihbarat bilgilerinin mahkemelerde delil olarak kullanılması tartışmasını yeniden gündeme getirdi.
Cenova'da yaşayan 63 yaşındaki Ürdün vatandaşı Hannoun, Aralık ayında gözaltına alındı. Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği (ABSPP) aracılığıyla yaklaşık 7 milyon euro topladığı ve bu paranın Hamas'a aktarıldığı iddiasıyla suçlandı.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Hannoun'un da aralarında bulunduğu dokuz kişinin gözaltına alındığı operasyonu memnuniyetle karşıladı. Soruşturmayı yürüten savcılar Hannoun'u "Hamas'ın İtalya yapılanmasının lideri" olarak tanımladı.
Ancak geçen ay İtalya Yargıtayı, dosyada sunulan delillerin yeterince güçlü olmadığını belirterek davanın yeniden değerlendirilmesini istedi. Mahkemeye sunulan delillerin büyük bölümünü İsrail istihbaratından gelen bilgiler ve doğruluğu teyit edilmemiş internet kaynaklarının oluşturduğu belirtildi.
Al Jazeera'da yer alan habere göre, benzer bir dava da geçen ay Hollanda'da görüldü. Filistin kökenli Hollanda vatandaşı Amin Abu Rashid, Hamas'a finansman sağladığı suçlamasından beraat etti. Rashid hakkında kullanılan delillerin de İsrail hükümetinin raporlarına ve doğrulanmamış gazete haberlerine dayandığı kaydedildi.
İngiltere merkezli insan hakları kuruluşu CAGE International, beraat kararının Avrupa'da Filistinli aktivist ve yardım kuruluşlarına yönelik davalarda İsrail istihbaratının delil olarak kullanılmasına karşı önemli bir mesaj verdiğini savundu. Kuruluşun temsilcilerinden Anas Mustapha ise Filistinlilerin yargılanmasında İsrail kaynaklı istihbarata dayanılmasının Avrupa'da hukukun üstünlüğü açısından ciddi soru işaretleri yarattığını söyledi. Mustapha, bu tür uygulamaların Filistin yanlısı sivil toplum faaliyetlerini baskı altına alma riski taşıdığını öne sürdü.
İsrail'den gelen delillerin kaynağı tartışma konusu oldu
Mohammad Hannoun ve diğer sekiz sanığın avukatlarından Nicola Canestrini, İtalya ve Hollanda'daki davalarda kullanılan ve "savaş alanı delili" olarak tanımlanan materyallerin hukuki geçerliliğine itiraz ediyor.
"Savaş alanı delili", çatışma bölgelerinde askeri güçler tarafından toplanan belge ve materyalleri ifade ediyor. Avrupa hukukuna göre bu tür delillerin mahkemede kullanılabilmesi için nerede, ne zaman, kim tarafından ele geçirildiğini ve sonrasında nasıl muhafaza edildiğini gösteren ayrıntılı bir kayıt zincirinin bulunması gerekiyor.
Ancak Hannoun dosyasında, ABSPP ile Hamas'ın askeri kanadı arasında bağlantı kurduğu öne sürülen belgelerin böyle bir kayıt zinciriyle sunulmadığı belirtildi. Mahkeme belgelerine göre dosyalar, kimliği gizli tutulan bir İsrailli yetkili tarafından İtalyan makamlarına iletildi. Delillerin kaynağına ilişkin tek bilginin "Avi" adı olduğu, bunun daha sonra İsrailli istihbarat yetkilisi Avi Abramson'a işaret ettiğinin anlaşıldığı ifade edildi.
Söz konusu belgelerin, İsrail ordusunun kontrol altına aldığı Gazze'deki Şifa ve Rantisi hastaneleri ile Cebaliye bölgesi, Megazi Mülteci Kampı ve diğer noktalarda ele geçirilen sabit disklerden elde edildiği öne sürülüyor.
Birleşmiş Milletler uzmanları ve Human Rights Watch gibi kuruluşlar ise Gazze'de hastaların zorla tahliye edilmesi de dahil olmak üzere İsrail'in bazı askeri operasyonlarının savaş suçu teşkil edebileceğini belirtmişti.
Canestrini ve ekibi, uluslararası mahkemelerde inceleme altında bulunan bir devlet tarafından toplanan ve doğruluğu bağımsız şekilde teyit edilemeyen delillerin mahkemelerde kullanılmaması gerektiğini savundu.
Canestrini, Al Jazeera'ya yaptığı açıklamada, "Savaş suçları ve insanlığa karşı suç iddiaları nedeniyle soruşturulan bir devletin sunduğu bilgilerin İtalyan makamları tarafından doğrudan raporlara geçirilmesi hukukun üstünlüğü açısından ciddi soru işaretleri yaratıyor" dedi.
Avukat ayrıca İsrail'in delilleri, uluslararası adli iş birliği mekanizmalarını kullanmak yerine "kendiliğinden bilgi paylaşımı" yöntemiyle ilettiğini belirtti. Bu yöntemin, Avrupa Birliği Adli İş Birliği Ajansı (Eurojust) ve Birleşmiş Milletler'in askeri delil standartları kapsamında öngörülen denetim süreçlerini devre dışı bıraktığını savunan Canestrini, bunun insan haklarına ilişkin denetim mekanizmalarından kaçınmak amacıyla yapılmış olabileceğini öne sürdü.
Al Jazeera'nın ulaştığı İtalyan güvenlik ve savcılık yetkilileri ise devam eden yargı sürecini gerekçe göstererek dava hakkında yorum yapmadı. İsrailli istihbarat yetkilisi Avi Abramson da sorulara yanıt vermedi.
Avrupa'da Filistin dayanışmasına yönelik baskılar tartışılıyor
Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırının ardından Avrupa genelinde Filistin yanlısı gösteriler ve dayanışma faaliyetleri üzerindeki baskılar arttı. Bazı ülkelerde protestolar yasaklanırken, polis müdahaleleri ve aktivistlere yönelik soruşturmalar da gündeme geldi.
Filistin yanlısı kişi ve kuruluşlara hukuki destek sağlayan Avrupa Hukuki Destek Merkezi'ne (ELSC) göre, birçok Avrupa ülkesi Filistin dayanışması faaliyetlerine karşı terörle mücadele ve kamu düzeni gerekçesiyle çeşitli kısıtlamalar uyguluyor.
Kuruluş, İngiltere, Almanya, Hollanda ve Fransa'da Filistin yanlısı faaliyetlerin sınırlandırılmasına yönelik benzer uygulamaların görüldüğünü belirtiyor.
İtalya'da ise Filistin dayanışmasına yönelik faaliyetlerin giderek daha fazla güvenlik ve terörle mücadele çerçevesinde değerlendirildiği ifade ediliyor.
Devlet uygulamalarını izleyen ve protesto hakkını savunan İtalyan sivil toplum kuruluşu Osservatorio Repressione'nin koordinatörü Italo Di Sabato, Filistin yanlısı aktivistlerin dava, arama ve idari yaptırımlarla karşı karşıya kaldığı örnekleri belgelediklerini söyledi.
Di Sabato'ya göre bu uygulamaların amacı, Filistin halkıyla dayanışma faaliyetlerini sınırlandırmak.
Hannoun davasında kaynağı ve doğruluğu net olmayan delillerin kabul edilmesinin tehlikeli bir emsal oluşturacağını savunan Di Sabato, İtalya Yargıtayı'nın davanın yeniden değerlendirilmesini istemesinin önemli bir mesaj verdiğini belirtti.
Di Sabato, "Mahkemenin kararı, konu Filistin olduğunda bile hukukun üstünlüğünün askıya alınamayacağını gösteriyor" dedi.
Filistin yanlısı aktivistlere yönelik uygulamaların gelecekte başka muhalif gruplara karşı da kullanılabileceği uyarısında bulunan Di Sabato, "Bugün Filistin dayanışmasını hedef alan yöntemler, yarın her türlü muhalefeti bastırmanın aracı haline gelebilir" ifadelerini kullandı.