Ana içeriğe geç

Cumhuriyet'in modern kadın laboratuvarı: 'Boyalı dudaklar'a karşıydı, güzellik yarışmasında jüri oldu

Cumhuriyet Gazetesi'nin düzenlediği ilk güzellik yarışmaları yalnızca güzel kadın seçme girişimi değildi. Şükufe Nihal'den Sabiha Sertel'e, Halide Nusret'ten Suat Derviş'e kadar kadınlığı farklı şekillerde tanımlayan isimler jüri masasındaydı. Ortak noktaları ise Türk kadınını tarif etme çabasıydı.

Cumhuriyet'in modern kadın laboratuvarı: 'Boyalı dudaklar'a karşıydı, güzellik yarışmasında jüri oldu
Odatv
16

Keriman Halis, 94 yıl önce bugün (2 Temmuz), Türkiye Güzellik Yarışması'nda birinci seçildi. 29 gün sonra, 31 Temmuz 1932'de ise Belçika'nın Spa kentinde düzenlenen uluslararası güzellik yarışmasını kazanarak Türkiye'nin ilk dünya güzeli unvanını elde etti.

Pek çok kişi Keriman Halis'i Türkiye'nin ilk güzellik kraliçesi olarak biliyor ancak değil...

Peki Cumhuriyet tarihimizin güzellik yarışmaları nasıl başladı...

Geçmişe dönelim...

Takvimler 7 Şubat 1929’u gösterirken Cumhuriyet Gazetesi Türkiye’nin alışık olmadığı bir yazı yayımladı:

"En güzel Türk Kadını Kimdir? Beynelmilel Güzeller Arasında Türkiye Güzeli Niye Temsil Edilmesin?” Gazete, Avrupa ve Amerika'da düzenlenen güzellik yarışmalarını örnek gösteriyor, genç Cumhuriyet'in de kendi güzellik kraliçesini seçmesi gerektiğini savunuyordu. O güne kadar kadınların kamusal alandaki görünürlüğü üzerine hararetli tartışmalar yaşanmıştı; şimdi ise mesele ilk kez bir güzellik yarışması üzerinden konuşulacaktı.

Aynı yılın Kasım ayında baş sayfadan bir çağrı yayımlandı:

Gazeteye göre genç kadınların bu ‘milli vazifeyi’ ifa etmekteki sorumluluğu ülkelerinin propagandasını yapmaktı. Kurucu erkekler tarafından, muasır medeniyetler ile modernist Cumhuriyet Türkiyesini zihinlerde eşitlemeyi ve dünyaya göstermeyi amaçlayan ‘milli dava’ya kadınlar yardımcı bir rolle davet ediliyordu. “Cumhuriyet’in Güzelleri” kitabının yazarı Işıl Kandolu’ya göre bu proje, dönemin ahlak kodları düşünüldüğünde kadınların ‘hafif meşrep’ addedilme pahasına da olsa yoğun ilgi gösterdiği, kadınların sesini duymak açısından ilgi çekici bir konuydu.

Cumhuriyet'in modern kadın laboratuvarı: 'Boyalı dudaklar'a karşıydı, güzellik yarışmasında jüri oldu - Resim : 2

Kandolu’nun kitabı, güzellik yarışmalarının düzenlendiği döneme de dikkat çekiyor: 1929-1933 yılları iki savaş arası dönemdi. Azalan nüfusun üreticisi kadınlar savaş sonrası dönemde kamusal alanda varlıklarını hissettirmiş, kendi ekonomilerini döndürmeye başlamıştı. Bu başarı, yeniden şekillenen refahın yeni tüketim kültüründe potansiyel alıcılar olarak konumlanmalarına neden olmuştu.

Güzellik yarışmaları bu dönemin ürünüydü. Ama yeni kurulan Cumhuriyet için bu o kadar kolay değildi: Hem rejim karşıtlarını bastırma hem de liberalleşme eğilimleriyle karmaşık ve çalkantılı bir ortam vardı. Demorafinin değiştiği, yeni bürokrat ve Türk müteşebbislerin ekonomide yer aldığı zeminde yeni sınıf yaratma idealinin devamlılığı, güzellik yarışmalarında bu snıfın reklamının yapılması görevini Cumhuriyet üstlendi.

Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği yarışmalar, dünyaya gösterilmek istenen modern Türk kadınının vitrinlerinden biri olarak görülüyordu.

İşin daha ilginç tarafı ise jüri masasında oturan isimlerdi. Kadınlık, aile, çalışma hayatı ve feminizm konusunda birbirinden oldukça farklı görüşlere sahip olan Şükufe Nihal, Sabiha Sertel, Halide Nusret ve Suat Derviş gibi dönemin ‘aykırı kadınları’ olarak görülen yazarlar aynı yarışmalarda jüri üyeliği yaptı. Bu durum şu soruyu akla getiriyor:

Bu dört ismin ortak noktası Cumhuriyet öncesi kadın mücadelesinden gelmeleri, kadın dergilerinde yazmalarıydı. Her biri kadını farklı şekillerde tanımlıyordu.

ŞÜKUFE NİHAL

Şükufe Nihal, Darülfünun’daki eğitimi sırasında kadın ve erkeğin aynı dersliği girmesini Milli Eğitim Bakanlığı’ndan talep eden grubun içindeydi. Liselere tayin edilen ilk Türk kadın öğretmenlerden biri olan Şükufe Nihal, Milli Mücadele sonrası Nezihe Muhiddin’in öncülüğünde kurulmak istenen Kadınlar Halk Fırkası’nın genel sekreterliğini yaptı. Romanlarında kadınların toplumsal konumuna önem veren yazar için Nezihe Muhiddin şunları söyler:

Kandolu’nun kitabı, Şükufe Nihal’in kadına bakışını daha iyi anlatabilmek adına Cumhuriyet Gazetesi’nde kendisine yöneltilen soru ve yanıtına yer veriyor:

Şükufe Nihal, kadın bedenini mahrem bir alan olarak kabul eder ve Batı kültürünün fethedemeyeceği özel alan olarak görür.

HALİDE NUSRET

Hem öğretmen, hem şair hem de yazar olan Halide Nusret, Şükufe Nihal’e göre daha milliyetçi ve muhafazakar bir duruşa sahipti. Romanlarındaki kadınlar iddialı olmayan, entrika çevirmeyen, sevgi söz konusu olduğunda dirençsiz olan sevecen, fedakar kadınlardır.

Halide Nusret’in anıları, kadınların görünürlüğü için çalışılan döneme göre çelişkili kalabilir zira devlet elitlerinin eşleriyle balolara katılmaları fikrine karşıdır. Yazar Nazan Aksoy onun yazılarında iki ayrı kimliğin izleri olduğunu “Bir kadın olarak hayatını okura açma arzusu ve otobiyografisini yazdığı dönemde ait olduğu milliyetçi-muhafazakar çevresini incitmeme isteği” ifadeleriyle belirtiyor. Işıl Kandolu’ya göre o Kemalist modernizm ile Osmanlı geleneği arasında kalmıştır. “Şen kahkahaları, boyalı dudakları, utanılacak kıyafetleri” işgal döneminde kadına yakıştıramayan yazarın kadınların gülümsediği, balo kıyafetleriyle dans ettiği güzellik yarışmalarında jüri üyeliği yapması şaşkınlık yaratmıştır.

SUAT DERVİŞ

Osmanlı aristokrasisine mensup bir ailede doktor bir baba ile okuryazar bir annenin kızı olarak dünyaya gelen Suat Derviş 1930 yılının yarışmasında jürideydi. Gazetecilik yaptı, romanlar yazdı ve kadınların hayatını yalnızca aşk ya da aile üzerinden değil; yoksulluk, çalışma hayatı ve toplumsal eşitsizlikler üzerinden de anlattı.

Dönemin birçok yazarından farklı olarak kadın meselesini sınıf meselesinden ayırmıyor, özellikle çalışan ve geçim mücadelesi veren kadınların hikayelerine odaklanıyordu. Sol görüşleri nedeniyle zaman zaman baskılarla karşılaşsa da edebiyat ve gazetecilik alanındaki üretimini sürdürdü. Bu yönüyle Suat Derviş, erken Cumhuriyet döneminde kadınların kamusal hayattaki yerini tartışan en güçlü ve en bağımsız seslerden biri olarak öne çıktı.

SABİHA SERTEL

Suat Derviş’le birlikte Resimli Ay dergisinde çalışan ve jürinin kadın mücadelesi cephesinden gelen bir diğer ismi Sabiha Sertel idi. Sertel, 1919 yılında Büyük Mecmua’da yayımlanan feminizm konulu yazılarının ardından derginin müdireliğini ve imtiyaz sahipliğini yaparakbasın sektörünün öncüsü kadınlardan oldu. Türk kadınının erkeğiyle aynı haklara sahip olması gerektiğini, seçme ve seçilme hakkının önemini yazılarında daima vurguladı.

Feminist fikirlerine karşılık annelik olgusunu kutsallaştıran Sertel geleceğin sağlıklı nesillerini kadınların yetiştireceğinden, anne olacak bir kadının bütün zevk ve eğlencelerden feragat ederek yaşamını çocuğuna vakfetmesi zorunluluğunu vurguluyordu. Kadının hem anne hem çalışan olabileceğini, devletin bunu sağlamak için çeşitli kurumlar açması gerekliliğini söylüyordu. Düşünceleri yüzünden yargılanan ilk kadın gazeteci olan Sertel, 1927 sonrası hükümetin güdümünde hareket eden Kadınlar Birliği’ni de eleştirmekten geri durmaz.

Şükufe Nihal'in kadınlık anlayışıyla Sabiha Sertel'inki arasında önemli farklar vardı. Halide Nusret'in muhafazakar hassasiyetleri, Suat Derviş'in sınıf temelli yaklaşımıyla aynı çizgide değildi.

Kadının toplumdaki yeri, aile, çalışma hayatı ve modernleşme konusunda farklı düşünen bu isimlerin aynı jüri masasında buluşması ilk bakışta şaşırtıcı görünüyor. ‘İdeal Türk kadını’ için bir laboratuvar gibi görülen yarışmaları, kadınlığın nasıl tanımlanacağına ilişkin bir mücadele alanı olarak okuduğumuzda bu seçim anlam kazanıyor.

1929 YILINDA DÜZENLENEN İLK YARIŞMAYI KİM KAZANDI

Cumhuriyet gazetesinin 1929 yılında düzenlediği ilk güzellik yarışmasının kazananı Feriha Tevfik oldu. Yarışmanın finalinde ilk sırada Hicran Hanım seçilse de evli olduğunun ortaya çıkması üzerine sonuçlar yeniden değerlendirildi.

Turkuaz Salonları'nda yapılan finalde jüri, adaylar arasından ilk üçü belirledi. Hicran Hanım'ın yarışma kurallarına aykırı şekilde evli olduğunun anlaşılmasıyla birincilik Feriha Tevfik'e verildi. Araksi Çetinyan ikinci, Semine Hanım ise üçüncü ilan edildi.

Toplam 113 adayın başvurduğu yarışmaya İstanbul'un yanı sıra İzmir, Ankara, Bursa, Bandırma, İzmit ve Denizli'den de katılım oldu. Yarışmada dikkat çeken bir diğer unsur ise çok sayıda gayrimüslim Türkiye vatandaşının da adaylar arasında yer almasıydı.

Cumhuriyet'in modernleşme hamlelerinin simgelerinden biri olarak görülen yarışma, Türkiye'nin uluslararası güzellik yarışmalarında temsil edilmesi amacıyla düzenlenmişti. Feriha Tevfik böylece Cumhuriyet tarihinin ilk Türkiye Güzeli olarak kayıtlara geçti.

Saliha Deren

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler