Küresel siyasette taşların yeniden dağıtıldığı bir dönemde Türkiye, Başkan Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürüttüğü "aktif, çok yönlü ve kucaklayıcı" diplomasiyle Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'deki dengeleri temelinden sarsıyor. Birkaç yıl öncesine kadar bölgede yalnız kalacağı iddia edilen Ankara, geliştirdiği yeni ittifak ekosistemiyle bugün İsrail'i jeopolitik bir çemberin içine alarak köşeye sıkıştırmış durumda.
Başkan Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
KÖRFEZ İLE NORMALLEŞME: İSRAİL'İN "İBRAHİM ANLAŞMALARI" PLANI ÇÖKTÜ
İsrail, "İbrahim Anlaşmaları" üzerinden Arap dünyasıyla doğrudan bağlar kurup Türkiye'yi bölgede baypas etmeyi hedefliyordu. Ancak Başkan Erdoğan'ın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar ile attığı normalleşme adımları bu oyunu kökten bozdu.
Başkan Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi
MISIR İLE TARİHİ DÖNÜŞ: DOĞU AKDENİZ'DEKİ ÇEMBER DARALIYOR
Erdoğan'ın son dönemdeki en stratejik hamlelerinden biri Mısır ile ilişkileri yeniden en üst düzeye çıkarmak oldu. Kahire ile Ankara arasındaki buzların erimesi, İsrail'in Doğu Akdeniz'deki enerji koridoru planlarını ve Türkiye'yi dışlama çabalarını boşa çıkardı.
Mısır ve Türkiye'nin Gazze'ye insani yardım, kalıcı ateşkes ve sınır güvenliği konularında ortak refleks göstermesi, İsrail'in güney sınırındaki hareket alanını tamamen kısıtladı. Tel Aviv, artık bölgede adımlarını atarken karşısında Türkiye-Mısır blokunu bulmaya başladı.
Başkan Erdoğan ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez
KÜRESEL GÜNEY VE BATI ARASINDA "MEŞRUİYET" KUŞATMASI
Başkan Erdoğan, İsrail'i köşeye sıkıştırmak için yalnızca Orta Doğu ülkeleriyle sınırlı kalmayarak küresel bir vicdan cephesi ördü. İspanya, İrlanda, Güney Afrika ve Brezilya gibi ülkelerle kurulan diplomatik hatlar, İsrail'in uluslararası mahkemeler (UCM ve UAD) önünde hesap vermesine giden süreci hızlandırdı. Türkiye'nin bu süreçlere aktif hukuki katılımı, İsrail'i batı kamuoyunda dahi ciddi bir meşruiyet krizine sürükledi.
SÖYLEMDEN EYLEME: TİCARİ VE ASKERİ YAPTIRIMLAR
Diplomatik kuşatmayı ekonomik ambargolarla destekleyen Türkiye, İsrail ile olan tüm ticareti tamamen durdurarak Tel Aviv üzerinde çok ağır bir mali ve lojistik baskı kurdu. Bu hamle, diğer bölge ülkelerine de bir cesaret örneği teşkil etti. Türk savunma sanayii ürünlerinin bölgedeki ağırlığı ve müttefik ülkelere sağlanan stratejik destek, İsrail'in bölgedeki mutlak askeri üstünlük algısını da dengeledi.
İsrail, özellikle Batılı müttefikleri aracılığıyla NATO ile olan ortaklık mekanizmalarını derinleştirmek ve uluslararası güvenlik mimarisinde kendisine daha fazla alan açmak istiyordu. Ancak Türkiye, İsrail'in NATO ile yürüttüğü ortaklık girişimlerine ve kritik uluslararası platformlardaki varlığına karşı net bir veto politikası uyguluyor. Ankara'nın bu kurumsal barajı, İsrail'in küresel güvenlik şemsiyesinden dilediği gibi faydalanmasını engelliyor.
Başkan Erdoğan'ın tarihi Birleşmiş Milletler konuşması
BM'DE "FİLİSTİN" MERKEZLİ KÜRESEL TRAFİK
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu süreçlerini adeta bir diplomatik üsse çeviren Başkan Erdoğan, son yıllarda gerçekleştirdiği düzinelerce ikili temasın merkezine doğrudan Filistin davasını koydu. "Filistin Meselesine Çözüm Bulunması ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi" konulu yüksek düzeyli konferanslara öncülük eden Türkiye, Batı dünyasından Küresel Güney'e uzanan devasa bir vicdan ittifakı kurdu. Bu hamle, İsrail'in Washington ve birkaç müttefiki dışında sığınacak liman bırakmadı.




