Ünlü eğitimci-yazar ve akademisyen Prof. Dr. Levent Eraslan, sınava geç kalan öğrencilerle ilgili yaşanan tartışmaları TV100’e değerlendirdi. Eraslan, hem öğrencilerin zaman planlaması konusundaki eksikliklerine hem de sınav uygulamalarındaki katı yaklaşımın oluşturduğu toplumsal algıya dikkat çekti.
Türkiye’de bazı tartışmalar vardır ki adeta her yıl takvimle birlikte yeniden gündeme gelir. Ramazan ayında “sakız çiğnemek orucu bozar mı?” tartışmaları, Kurban Bayramı’nda kasapların yaşadığı talihsiz yaralanmalar ve ne yazık ki her sınav döneminde sınava geç kalan öğrencilerin görüntüleri…

(FOTOĞRAF: Prof. Dr. Levent Eraslan)
Aylarca hazırlık yapılan, öğrencilerin geleceğini doğrudan etkileyen böylesine önemli bir sınava zamanında ulaşamamak; plansızlığın, ihmalkârlığın ve ciddiyetsizliğin göstergesi olarak değerlendiriliyor. Çünkü sınav kuralları herkes için eşit uygulanıyor ve saatinden önce okul kapısında bekleyen öğrencilerin emeğine de saygı gösterilmesi gerekiyor.
Üstelik hem TYT’de hem AYT’de zaman yönetimi başarıyı belirleyen temel unsurlardan biri olurken, sınav binasına zamanında ulaşabilmek de adeta ayrı bir başarı kriterine dönüşmüş durumda. Dakikaların ve saniyelerin bu kadar önemli olduğu bir sistemde, öğrencilerin yalnızca soru çözümünde değil günlük planlamada da disiplinli olması bekleniyor.
Toplum artık her sınav döneminde aynı görüntüleri izlemekten yoruldu. Velilerin panik hâli, son dakika koşuşturmaları, kapanan kapılar ve gözyaşları artık sınavın önüne geçen bir rutin hâline dönüştü. Oysa sınav başarısının ilk adımı zaman yönetimidir. “Zamanında gel, zamanında gir kardeşim” serzenişi de tam olarak bu toplumsal yorgunluğun ifadesidir.
Ancak olayın diğer boyutu da dikkat çekiyor. Bir yanda sınava geç kalan, plansız hareket eden öğrenciler; diğer yanda ise kuralları hiçbir şekilde esnetmeyip saniyelerle öğrencileri mağdur eden katı bir uygulama anlayışı bulunuyor. Elbette sınav güvenliği ve eşitlik ilkesi korunmalıdır. Fakat kimi zaman ortaya çıkan görüntüler, eğitim sisteminin insani boyutunun geri planda kaldığı yönünde eleştirilere neden oluyor. Öğrenciyi son anda görüp kapıyı sert biçimde kapatmak, kamuoyunda pedagojik açıdan da tartışma oluşturuyor.

Bu nedenle gözler yeniden ÖSYM’ye çevrilmiş durumda. Kurumun, sınav güvenliğini zedelemeyecek ancak mağduriyetleri azaltacak yeni uygulamalar geliştirmesi gerektiği konuşuluyor. Çünkü son iki gündür kamuoyu sınav sorularını, akademik başarı analizlerini ya da eğitim politikalarını değil; sınava yetişemeyen öğrencilerin görüntülerini tartışıyor.
Türkiye’nin artık her yıl aynı görüntüleri konuşmaktan çıkıp, sınav kültürünü daha planlı, daha sakin ve daha insani bir zemine taşıması gerekiyor.