Ana içeriğe geç

‘Savaşa ve NATO’ya Hayır’ Platformu imzacılarıyla konuştuk: NATO’nun Ankara Zirvesi savaşlar için kritik bir eşik, ses yükseltmeliyiz

36. NATO Zirvesi öncesi, sol ve sosyalist örgütlerin, gazetecilerin, yazarların, akademisyenlerin de yer aldığı ‘Savaşa ve NATO’ya Hayır’ Platformu üyeleri Dr. İlke Bereketli ve Doç. Dr. Yücel Demirer ile konuştuk.

‘Savaşa ve NATO’ya Hayır’ Platformu imzacılarıyla konuştuk: NATO’nun Ankara Zirvesi savaşlar için kritik bir eşik, ses yükseltmeliyiz
Evrensel
16

Savaş örgütü NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştireceği 36. NATO Zirvesi için neredeyse başkentte hayat durdurulacak. Etimesgut’taki askeri havalimanının ABD Başkanı Donald Trump’ın uçağı için genişletilmesi, sınavların ertelenmesi, Şeker Fabrikası lojmanlarının yıkılması, NATO liderleri için milyarlarca lira harcayarak VIP salon ve yeni yolların yapılması, F-16 filolarının alarm duruma geçirilmesi, 6 Temmuz ile 12 Temmuz tarihleri arasında; sempozyum, panel, mezuniyet töreni, şenlik, konser benzeri kamuya açık etkinliklerin yasaklanmasıyla iktidarın OHAL (olağanüstü hal) ‘önlem’leri sürüyor.

Bir taraftan da yasaklara ve NATO Zirvesine karşı sol, sosyalist örgütler, demokratik kitle örgütleri, akademisyenler de bir eylem takvimi başlattı. Bu kapsamda “Savaşa ve NATO’ya Hayır” Platformu imzacıları Dr. İlke Bereketli ve Siyaset Bilimci Doç. Dr. Yücel Demirer zirvenin perde arkasını ve Türkiye halklarının vermesi gereken mücadeleyi anlattı.

"Kritik bir eşik olacak"

Alınan yasak kararlarına ilişkin Dr. İlke Bereketli, “Zirvenin basit bir uluslararası toplantı değil, ülkemizi her anlamda etkileyecek büyük bir toplumsal gerilim başlığı olacağını şimdiden ortaya koyuyor” dedi. NATO’nun son yıllardaki genişleme adımlarını, geçtiğimiz sene gerçekleştirilen zirvede alınan Gayrisafi Yurtiçi Hasılada (GSYİH), silahlanma harcamalarına ayrılan paydaki artış kararı ve Ortadoğu’da yükselen savaş ortamı göz önünde bulundurulduğunda, Ankara Zirvesi’nin küresel savaş politikalarının yeni aşamalarının tartışılacağı kritik bir eşik olacağını ifade eden Bereketli, “Militarizasyonun yükseldiği ve emperyalist müdahalelerin dünyanın birçok bölgesinde yıkıcı sonuçlar doğurduğu bir dönemde Türkiye de bu politikaların bir parçası haline getirilmek isteniyor” ifadelerini kullandı.

"Ülkenin savaş karargahı haline getirilmesine izin vermeyeceğiz"

Bereketli, “Savaşa ve NATO’ya Hayır” kampanyasının çıkış noktasının da NATO’nun genişleyen savaş politikaları olduğunu hatırlatarak, “Ülkemizin, savaş planlarının yapıldığı bir karargah haline getirilmesini istemiyoruz. Girişimimiz farklı siyasal ve toplumsal çevrelerden sanatçıları, akademisyenleri, gazetecileri, sendikacıları ve emekçileri ortak bir savaş karşıtı hatta buluşturmayı, meseleyi toplumsallaştırmayı büyütülmesini amaçlıyor” diye konuştu.

"Kampanyanın önemi daha da artıyor"

2004’te İstanbul’da yapılan zirveyi de hatırlatan Bereketli, şöyle konuştu: “2004'te Saray Rejimi henüz kurumsallaşmamış, zor aygıtlarını ele geçirmemişti ve toplumsal muhalefetin örgütlenme kapasitesi daha yüksekti, yurttaşlar tepkilerini sokaklarda, meydanlarda bugüne göre çok daha rahat biçimde gösterebiliyorlardı. Bugün ise tam bir kuşatma söz konusu, Ankara'nın fiilen açık hava hapishanesine çevrileceği bir ortamdan söz ediyoruz. Böylesi bir ortamda savaş karşıtlarını bir araya getirmek için yürüttüğümüz kampanyanın önemi daha da artıyor.”

"NATO bir koruma kalkanı değil"

Bereketli, “Türkiye’yi koruyacak bir kalkan olduğu yönünde yanlış bir algı var, oysa gerçeklik bunun tam tersi. NATO bir savaş örgütü ve on yıllardır hem içeride hem dışarıda, darbeler, kontrgerilla faaliyetleri de dahil ülkenin başına hangi belalar geldiyse arkasında bu örgütü buluyoruz” diye konuştu. Bereketli, platformun bu algıların değişmesine yönelik çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

NATO’nun ABD ve Trump’tan bağımsız görülemeyeceğine dikkat çeken Bereketli, “ Savaşların kaçınılmaz olmadığını, halkların güvenliğinin NATO’dan ya da daha fazla silahlanmadan değil barıştan, eşitlikten ve uluslararası dayanışmadan geçtiğini hatırlatacaklarını ve savaş aygıtı NATO’ya karşı toplumsal bir barış perspektifini güçlendireceklerini” söyledi.

Demirer: Batı emperyalizmi için hesaplaşma sahnesi olacak

Siyaset Bilimci Doç. Dr. Yücel Demirer ise zirvenin, NATO içindeki keskin ayrışmaların tartışılacağı, Batı emperyalizmi içinde bir hesaplaşmaya sahne olmasının beklendiğini söyledi. Demirer, “Bu hesaplaşma gerçekleşirse, Batı emperyalizminin diğer emperyalist güçler karşısında nasıl bir tutum takınacağı da ortaya çıkacak” dedi.

"Erdoğan rejimi fırsat olarak değerlendirecek"

Erdoğan rejiminin zirveyi Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin ve gelir dağılımındaki uçurumun üzerini “uluslararası alanda kilit bir rol” oynadığı iddiasıyla örtmek için kullanacağına dikkat çeken Demirer, “Erdoğan yönetimi, ABD ve AB arasındaki gerilim ortamını, kendi etkisini artırmak ve dünya düzleminde etkili bir aktör olduğu izlenimi vermek için bir fırsat olarak değerlendirecek” diye konuştu.

"Ankara kendini avantajlı hissettiği Ortadoğu gündemine çekmek istiyor"

Demirer, Erdoğan’ın bu niyetinin toplantı gündeminin Ortadoğu’ya doğru genişletilmesi şeklinde adımlar atabileceğini düşündürten gelişmelerin yaşandığını söyledi: “ ‘NATO’nun komşu bölgelerinin istikrarının NATO hedeflerini doğrudan ilgilendirdiği’ düşüncesiyle Türkiye dış işlerinin tartışmayı kendini rahat ve avantajlı hissettiği Ortadoğu gündemine kaydıracağını tahmin ediliyor.”

NATO’nun saldırgan mirası: Irak, Yugoslavya, Afganistan, Somali, Libya

Demirer, NATO’ya neden itiraz edilmesi gerektiğini geçmişteki “saldırgan mirası”ndan örnekler vererek anlattı: “Demokrasi ve güvenlik garantisi sağladığı iddia edilen NATO’nun Irak, Yugoslavya, Afganistan, Somali ve Libya’daki saldırgan mirası bu konuda en açık örnekler olarak öne çıkıyor. NATO ittifakının bu ülkelerde rejim değiştirmek için izlediği tutum, NATO’nun ‘Saldırı altında birbirine yardım eden ülkelerden oluşan bir ittifak’ olmadığını gösteriyor.”

"Sınıf mücadelesi imkanlarının artışlarını da barındırıyor"

Demirer, kapitalizmin içinden geçtiği krizlerin önceden görülmemiş düzeyde bir korumacılığın yükselişini ve kapitalist klikler arası çatışmaları doğurduğunu belirterek, öte yandan sınıf mücadelesinin imkanlarının artışını da barındırdığını ifade etti. Zirvenin siyasetinin, işçi sınıfının çıkarlarını merkezine yerleştirerek yapanlar için büyük öneme sahip olduğunu vurgulayan Demirer, ne yapılması gerektiği sorusuna, “Bu emperyalist itiş-kakış içinde asıl kaybedenin tüm bu ülkelerin işçi sınıfı olduğu ortada. Bu yönde bir bilincin oluşması açısından gündemi savaş teknolojisinden, işçilerin ekmek kavgasına ve uluslararası dayanışmasını güçlendirmesine çekmek gerekiyor. NATO’ya ilişkin güncel öfke eksikliğine itiraz etmek gerekiyor. Türkiye’de sosyalistlerin ve işçi hareketinin görevi, savaş karşıtı pozisyonu korumak, işçi sınıfının karşılaştığı sorunlar içinde en önde gelenin savaş tehdidi ve yıkımı olduğunu bıkmadan, yorulmadan vurgulamaktır” diye yanıt verdi.

"Tüm siyasal ve toplumsal mecralarda ses yükseltmeliyiz"

Demirer, “Bu süreçte NATO’nun Türkiye’de istenmediğini, bu kuruma ihtiyaç duyulması bir yana zehrinden korunulması gerekliliğinin başta ‘Savaşa ve NATO’ya Hayır Platformu’ etkinlikleri olmak üzere tüm siyasal ve toplumsal mecralarda yükseltilip genişletilmesi görevi önümüzde duruyor. NATO’nun bir iç siyaset meselesi olduğunu teşhir etmek, bunun için önümüzdeki sıcak haftalarda çok çalışmak ve yaratıcılığın sınırlarını zorlamak gerekiyor” çağrısında bulundu.

Demirer, “Bu süreçte NATO’nun Türkiye’de istenmediğini, bu kuruma ihtiyaç duyulması bir yana zehrinden korunulması gerekliliğinin başta ‘Savaşa ve NATO’ya Hayır Platformu’ etkinlikleri olmak üzere tüm siyasal ve toplumsal mecralarda yükseltilip genişletilmesi görevi önümüzde duruyor. NATO’nun bir iç siyaset meselesi olduğunu teşhir etmek, bunun için önümüzdeki sıcak haftalarda çok çalışmak ve yaratıcılığın sınırlarını zorlamak gerekiyor” çağrısında bulundu.

Kaynağa Git

İlgili Haberler