Ana içeriğe geç

Storm Large, Pink Martini’nin çok sesli dünyasını anlattı: '16 yıldır Pink Martini ile sahnede aile gibiyiz'

Çok dilli repertuvarı ve kültürel zenginliği modern ezgilerle harmanlayan dünyaca ünlü topluluk Pink Martini, 22 Temmuz Çarşamba akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahneye çıkacak. Storm Large, İstanbul konseri öncesinde gazetemizin sorularını yanıtladı.

Storm Large, Pink Martini’nin çok sesli dünyasını anlattı: '16 yıldır Pink Martini ile sahnede aile gibiyiz'
Cumhuriyet
16

Geniş bir yelpazede müzik üreten Pink Martini, Harbiye Açık Hava sahnesinde bir kez daha dinleyicilerini büyülemeye hazırlanıyor. Türkiye ile kurdukları 20 yılı aşkın köklü bağı, müzikal felsefelerini ve tozlu raflardan çıkardıkları şarkıların hikâyelerini Storm Large ile konuştuk.

Image

“İYİ MÜZİK ASLINDA YAŞLANMIYOR”

- Çok çeşitli dillerde şarkılar söylüyorsunuz. Sahnede dilleri birbirine karıştırdığınız, dönüp baktığınızda sizi hâlâ güldüren eğlenceli bir "sahne kazası" anınız var mı?

Belki çok fazla dilde şarkı söylüyoruz ama bu pratiğe inanılmaz alıştık hatta Thomas farklı bir kültürden eski bir folk şarkı ya da geleneksel bir şarkı keşfettiğinde müthiş bir merak ve heyecanla hızlıca öğreniyoruz. Bir keresinde bir şarkının ortasında İspanyolca söylemem gereken bir bölümü doğaçlama Fransızca söylemeye başladığımı hatırlıyorum ama keyifli oluyor. “Üsküdar” gibi şarkılarınızdan da öğrendik ve telaffuzumuz bazen seyircilere sempatik geliyor fark ediyorum. Sanırım sahnede ardı ardına farklı dillerde şarkı söylemeye biz çok alıştık ve seyirci de alıştı. Eğlenceli bir karışıklık olursa da Pink Martini seyircisi bu tür anları yadırgamıyor hatta seviyor. Her zaman içten olduğumuzu söyleyebilirim ama mükemmel olmaya çalışmıyoruz; birlikte sıcak, samimi ve enerji dolu bir deneyim yaratmaya çalışıyoruz. Bazen küçük hatalar da o deneyimin en eğlenceli parçaları olabilir.

- Dünyanın dört bir yanından, tozlu raflarda kalmış unutulmaz şarkıları yeniden parlatıyorsunuz. Bir şarkının Pink Martini ruhuna ait olduğunu o ilk anda nasıl anlıyorsunuz? Kriteriniz nedir?

Bence bunun tek bir formülü yok. Ama bir şarkı bizi ilk dinlediğimiz anda duygusal olarak yakalıyorsa, orada bir şey olduğunu hissediyoruz. Şarkının hangi ülkeden geldiği ya da kaç yaşında olduğu önemli değil. Eğer içinde aşk, özlem, neşe, keder ya da umut gibi evrensel duygular varsa, Pink Martini'nin dünyasına girebiliyor. Tabii bu konuda Pink Martini’nin beyni Thomas. Thomas'ın bu konuda inanılmaz bir sezgisi var. O bazen yıllardır unutulmuş bir şarkıyı buluyor ve hepimiz bir anda “İşte bu!” diyoruz. Çünkü iyi müzik aslında yaşlanmıyor.

- Repertuvarınızda Türk dinleyicilerin yakından tanıdığı “Katibim” ve “Aşkım Bahardı” gibi eserler yer alıyor. Türk müziğine olan ilginiz nasıl başladı ve bu şarkıları yorumlarken özgün ruhlarını korumak için nelere dikkat ediyorsunuz?

Pink Martini her zaman farklı kültürlerin müziğine büyük saygı duydu. Son 20 yıldır Türkiye’ye Pasion Turca ile gelip konser yapıyoruz ve Türkiye de bizim için çok özel bir yere sahip. Buradaki dinleyicilerle yıllar içinde güçlü bir bağ kurduk ve Türk müziğinin zenginliği bizi her zaman etkiledi. Bir şarkıyı yorumlarken onu değiştirmekten çok anlamaya çalışıyoruz. Önce hikâyesini, duygusunu ve geldiği kültürü öğreniyoruz. Amacımız onu başka bir şeye dönüştürmek değil; kendi sevgimizi ve yorumumuzu ekleyerek yeni dinleyicilerle buluşturmak. Bu yüzden her zaman saygı ve merakla yaklaşıyoruz.

- Sahnedeki uyumunuz da oldukça dikkat çekici. Sahneye adım atmadan önceki o son saniyelerde tüm ekibi tek bir ritme sokan, vazgeçilmez bir grup ritüeliniz var mı?

Aslında çok gösterişli bir ritüelimiz yok. Ama sahneye çıkmadan önce kuliste ekipçe çok keyifli oluyoruz, şakalaşıyoruz. Çünkü sahnedeki performans sadece müzik değil; birlikte bir hikâye anlatmak. Bazen küçük bir şaka ya da küçük bir an hepimizin enerjisini yükseltiyor. Sahneye çıkmadan önce son kez derin bir nefes alıyoruz ve genelde seyirciyle buluşmaya sabırsızlanıyoruz. Sahneye çıktığınız ilk anlar ve alkışlar da gerçekten çok kıymetli.

Image

“İSTANBUL SEYİRCİSİ MÜZİĞİ YAŞIYOR”

- Müzik endüstrisinin dijital platformlarla büyük bir dönüşüm geçirdiği bir dönemde, genç müzisyenlere uzun soluklu ve uluslararası bir kariyer inşa etmek konusunda ne tavsiye edersiniz?

Trendleri takip ederek uzun süre ayakta kalabileceğinizi sanmıyorum. Bugün çok popüler olan bir şey yarın tamamen unutulabiliyor. Ben genç müzisyenlere önce kendi kalplerini dinlemelerini ve sahnede söylemek istedikleri şarkılara cesaret etmelerini tavsiye ederim. Dürüst olun. Gerçekten sevdiğiniz müziği yapın. Ayrıca farklı kültürlere ve farklı insanlara açık olun. Dünyayı merak edin. Pink Martini'nin bu kadar uzun süre var olmasının nedenlerinden biri modaları takip etmesi değil; şarkılardaki inceliklere ve duygulara bakması. Biz duygulara, farklı kültürlerin hikâyelerine ve insanlara odaklanıyoruz. Bunlar hiçbir zaman modası geçmeyen şeyler ve da Thomas da böyle değerli şarkıları keşfetmek konusunda bir deha.

- Bugüne kadar dünya müziğinden çok özel isimlerle çeşitli iş birlikleri yaptınız. Eğer zamanı geriye sarma şansınız olsaydı ve tarihten, artık hayatta olmayan herhangi bir efsanevi müzisyeni tek bir şarkı için Pink Martini sahnesine davet edebilseydiniz, bu kim olurdu ve onunla hangi şarkıyı söylemek isterdiniz?

Bu çok zor bir soru ama sanırım Édith Piaf derdim. Çünkü onun sesinde hem kırılganlık hem de inanılmaz bir güç vardı. Onunla “La Vie en Rose” söylemek büyüleyici olurdu. Ama dürüst olmak gerekirse bazen Billie Holiday'i, bazen Freddie Mercury'yi seçebilirim. Fikrimi o anki hislerime göre değiştirebilirim. Mesela 80’lerden bir punk yıldızıyla “Bella Ciao” söylemek harika olabilirdi.

Image

- Dünyanın en uç noktalarında bile konser verdiniz. Bugüne kadar sizi en çok şaşırtan seyirci reaksiyonu nerede oldu? İstanbul seyircisi için neler söylersiniz?

22 Temmuz’da İstanbul’dayız. Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda olmak gerçekten çok ama çok büyülü. Daha önce de dediğim gibi Türkiye bambaşka gerçekten. Dünyanın birçok yerinde unutulmaz seyircilerle karşılaştık ama İstanbul'un yeri gerçekten ayrı. Buradaki insanlar müziği sadece dinlemiyor, yaşıyorlar. Romantik bir şarkıda tamamen sessizleşebiliyorlar, birkaç dakika sonra ise binlerce kişi birlikte dans etmeye başlayabiliyor. Bu çok özel bir enerji. İstanbul seyircisinde büyük bir sıcaklık ve cömertlik var. Sahneye çıktığımız anda kendimizi misafir değil, aileden biri gibi hissediyoruz. Sürprizi bozmak istemem ama özellikle İstanbul’da şarkılarımızı mutlaka dans ederek kutluyoruz.

- Farklı dönemlerden, kültürlerden ve dillerden şarkıları seslendirdiğiniz bu özel repertuvarda yorumunuzun gruba kattığı en önemli unsur sizce nedir?

China, Pink Martini ile geçirdiği 30 yıldan sonra elbette hak ettiği gibi kısa bir mola veriyor; artık ailesiyle de biraz zaman geçirmeye ihtiyacı var. Dürüst olmak gerekirse China olmadan sahnede olmak büyük sorumluluk ancak ikimizin de farklı renklerle seyirciye aynı samimiyeti hissettirebildiğimizi düşünüyorum. 16 yıldır Pink Martini ile sahnede aile gibiyiz ve birbirimize birçok açıdan benzediğimiz gibi farklı yönlerimiz de var. China’nın zarafetini ve romantizmini koruyabildiğime inanıyorum ama içimdeki punk ve rock enerjisini de saklamıyorum, özellikle dans ederken ortaya çıkıyor ve seyirciden çok iyi reaksiyon alıyorum. Bu yüzden konserde kabare ve romantizm bir arada olduğu gibi bol bol enerji ve dans da olacak. İstanbul’da daha önce olduğu gibi izleyiciyle yine çok hızlı ve çok samimi bir bağ kurabileceğimize eminim.

Kaynağa Git

İlgili Haberler