Ana içeriğe geç

Enflasyon beklentileri ve reel getiri algısı

Enflasyon beklentileri ve reel getiri algısı
Ekonomim.com
16

Bu hafta başında enflasyondan arındırılmış, yani reel bazda değerlendirilen iki önemli veri yayımlandı. Bunlardan biri reel kur endeksi, diğeri ise yatırım araçlarının reel getiri oranlarıydı. Düzenli olarak yayımlanmasa da her an hesaplanabilen reel faiz oranı da belki de en önemli reel ekonomik göstergelerden birini oluşturuyor.

Tüm bu reel hesaplamalarda kritik unsur, hangi enflasyon oranının esas alındığıdır. Karar vericiler açısından bakıldığında, reel değerin beklenen enflasyona göre hesaplanması en doğru yaklaşımdır. Çünkü ekonomik kararlar geleceğe yönelik beklentiler üzerinden alınır. Enflasyon gerçekleştikten sonra geçmiş dönem verileri kullanılarak hesaplanan reel getiri ise bize alınan kararın ne kadar doğru veya yanlış olduğunu gösterir.

Reel hesaplamaların ekonomide doğru sinyaller verebilmesi için gerçekleşen ve beklenen enflasyon oranlarının birbirine yakınsaması gerekir. Teorik olarak da ekonomik birimlerin beklentilerinin zaman içerisinde gerçekleşen enflasyona yaklaşması beklenir. Bu yaklaşım, ekonomik aktörlerin rasyonel davrandıkları ve sürekli olarak yanılsama içerisinde olmayacakları varsayımına dayanır.

Ancak bugün Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri, enflasyon beklentilerinin bir türlü gerçekleşen ve hedeflenen enflasyon oranlarına yakınsamamasıdır. Uzun süredir gerek piyasa katılımcılarının, gerek reel sektörün, gerekse hanehalklarının enflasyon beklentileri Merkez Bankası'nın hedeflerinin oldukça üzerinde seyretmektedir.

Örneğin, TCMB'nin son açıkladığı 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 26 olmasına rağmen, hanehalkının 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi yaklaşık yüzde 50 düzeyindedir. Merkez Bankası'nın bu yıl için yüzde 26, gelecek yıl için ise yüzde 15 enflasyon öngörmesi, bugün itibarıyla 12 ay sonrası enflasyon beklentisinin yaklaşık yüzde 20 seviyelerinde olması gerektiğine işaret etmektedir. Buna karşın hanehalkının beklentisi Merkez Bankası tahminlerinin iki katından fazladır.

Bu durum, gerçekleşen enflasyona ilişkin algının da ciddi şekilde farklılaştığını göstermektedir. Koç Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen enflasyon beklenti anketinde hanelerin hissettiği enflasyon da ölçülmekte ve son sonuçlar hissedilen enflasyonun yüzde 54 civarında olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla hem mevcut enflasyon algısı hem de geleceğe yönelik beklentiler resmi verilerden belirgin biçimde ayrışmaktadır. Bu ayrışma, yatırım araçlarının reel getirisine ilişkin değerlendirmeleri de doğrudan etkilemektedir.

Son verilere göre Mayıs ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde mevduat faizinin TÜFE'ye göre hesaplanan reel getirisi brüt olarak yalnızca yüzde 0,05 düzeyinde gerçekleşmiştir. Başka bir ifadeyle, resmi enflasyon verileri esas alındığında mevduat faizi brüt olarak neredeyse başa baş bir getiri sağlamış, stopaj sonrası ise değer negatif gerçekleşmiştir.

Ancak aynı dönemde hanelerin enflasyonu yüzde 54 civarında hissettiğini dikkate aldığımızda tablo daha da değişmektedir. Bu durumda mevduat faizinin ciddi bir satın alma gücü kaybına yol açtığı algısı ortaya çıkmaktadır. Böyle bir ortamda imkânı olan bireylerin ya tüketimi öne çekmesi ya da alternatif yatırım araçlarına yönelmesi oldukça doğal bir davranış haline gelmektedir.

Zaten Türk halkının geleneksel yatırım tercihleri de ağırlıklı olarak altın ve gayrimenkul yönündedir. Son açıklanan verilere baktığımızda, külçe altının son bir yıllık TÜFE bazlı reel getirisinin yüzde 22 seviyesinde, BIST 100 endeksinin yüzde 15,81 reel getiri sağladığını görüyoruz. Aynı dönemde mevduatın reel getirisi brüt olarak yüzde 0,05 civarında gerçekleşirken, euro ve dolar yatırımcılarına reel anlamda yüzde 8 ila yüzde 11 arasında kayıp yaşatmıştır. BIST 100 endeksindeki getirilerin ise daha çok yılın ilk aylarında yoğunlaştığını dikkate alırsak, hanehalkının tasarruf tercihlerinde altın ve gayrimenkulün neden ön planda olduğunu anlamak daha da anlaşılmaktadır.

Benzer bir tablo beklenen enflasyon açısından da karşımıza çıkmaktadır. Hanelerin 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 48-50 bandında dolaşırken, Merkez Bankası'nın hedefi yüzde 26 seviyesindedir. Mevduat faizlerinin bugün yüzde 40-42 bandında bulunduğu düşünüldüğünde, stopaj sonrası yaklaşık yüzde 35 seviyelerine gerileyen net faiz oranları, hanehalkının enflasyon beklentilerine göre oldukça düşük kalmaktadır.

Bu nedenle tasarruf sahiplerinin alternatif yatırım araçlarına yönelmesi, daha fazla risk üstlenmesi ve hatta bazı durumlarda tüketimlerini kısmak yerine öne çekmeleri şaşırtıcı değildir. Bu davranışlar ise iç talebin canlı kalmasına ve enflasyonun beklenenden daha dirençli seyretmesine yol açıyor.

Bu çerçevede ekonomi politikalarının başarısı açısından beklentilerin politika hedeflerine yakınsaması büyük önem taşıyor. Tasarruf, yatırım ve tüketim kararlarının arzu edilen yönde şekillenebilmesi için ekonomik aktörlerin açıklanan hedeflere inanması ve beklentilerini yakınsatması gerekir.

Merkez Bankası'nın enflasyon hedefine yakın bir beklenti oluşması durumunda, hanehalkının tasarruf araçlarına daha fazla yönelmesi, iç talebin daha kontrollü seyretmesi ve enflasyonla mücadelenin daha düşük maliyetle yürütülmesi mümkün olacaktır. Bu nedenle enflasyon beklentilerinin neden yüksek kaldığını anlamak ve hissedilen enflasyon ile resmi enflasyon arasındaki farkı nasıl azaltabiliriz sorusuna odaklanmak enflasyonla mücadelenin en kritik unsurlarından biri olmaya devam ediyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler