Ana içeriğe geç

‘Karadeniz’de NATO varlığı çatışma riskini artırır’

Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi (DEHUKAM) dün NATO Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezi (MARSEC COE)’nin katılımıyla Ankara Palas’ta “Ankara’daki NATO Zirvesi Öncesi Deniz Güvenliği Alanında Güncel Zorluklar” başlıklı bir etkinlik düzenledi.

‘Karadeniz’de NATO varlığı çatışma riskini artırır’
Aydınlık
16

Temmuz ayında Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde yapılan programda Karadeniz güvenliği, Hürmüz Boğazı, kritik denizaltı altyapıları ve denizlerde değişen tehditler ele alındı.

DEHUKAM Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Önel ve NATO Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezi Direktörü Mehmet Cengiz Ekren’in açılış konuşmalarıyla başlayan etkinliğin moderatörlüğünü DEHUKAM Müdürü Mustafa Başkara yaptı. Programda Kopenhag Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Christian Bueger, DEHUKAM Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yücel Acer ve Dz. Bnb. Nuri Karaaslan konuştu.

KARADENİZ’DE NATO TARTIŞMASI

Etkinliğin öne çıkan başlıklarından biri Karadeniz’in güvenlik mimarisi oldu. “Rusya-Ukrayna Savaşı ve Karadeniz’de Deniz Güvenliği” başlıklı sunumunda konuşan Prof. Dr. Yücel Acer, güvenlik anlayışının ulusal sınırların ötesine geçtiğini belirterek bölgesel ve küresel güvenliğin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.

Karadeniz’de NATO’nun rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Acer, NATO’nun bölgede belirli ölçüde varlık göstermesinin ilk aşamada güvenlik açısından olumlu görülebileceğini ancak farklı riskleri de beraberinde getirebileceğini ifade etti. Karadeniz’in tamamen NATO-Rusya rekabet alanına dönüşmesinin uzun vadede yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebileceğini belirten Acer, bunun bölgesel istikrara zarar verebileceğine dikkat çekti.

Türkiye’nin bu nedenle Karadeniz’de kıyıdaş ülkelerle işbirliğini önceleyen bir yaklaşım izlediğini söyleyen Acer, Türkiye, Romanya ve Bulgaristan tarafından oluşturulan mayın karşı tedbirleri görev grubunu hatırlattı. Acer, bölgesel mekanizmaların güçlendirilmesinin Karadeniz’in güvenliği açısından önemli bir stratejik tercih olduğunu vurguladı.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Karadeniz’in önemini daha görünür hale getirdiğini belirten Acer, bölgenin yalnızca askeri güvenlik açısından değil, küresel gıda ve enerji güvenliği bakımından da kritik bir konumda bulunduğunu ifade etti. Türkiye’nin savaş sürecinde hayata geçirdiği Tahıl Koridoru girişiminin bunun en somut örneklerinden biri olduğunu kaydetti.

‘HUSİ SALDIRILARINDAN DERS ÇIKARAMADIK’

Kopenhag Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Christian Bueger ise “Stratejik Su Yollarının Korunması: Hürmüz Boğazı’ndan Çıkarılan Dersler” başlıklı sunumunda deniz güvenliğinde yaşanan dönüşüme dikkat çekti. Denizlerdeki güç dengelerinin değiştiğini belirten Bueger, şunları kaydetti:

“Deniz gücü hegemonyası küçülüyor. ABD’ye bağımlılık arttı. Hegemon güç olarak görev almak giderek zorlaşıyor. Düşük maliyetli silahlanma bunun nedenlerinden biri. Bu stratejiyi çok değiştirdi. Husi saldırıları ve Ukrayna savaşından ders çıkartamadık. Sofistike stratejilere ihtiyacımız var.”

GRİ BÖLGE SAVAŞLARI YÜKSELİYOR

Bueger, denizlerde yeni dönemin en dikkat çekici başlıklarından birinin “gri bölge savaşları” olduğunu söyledi. Geleneksel askeri unsurların yanı sıra balıkçı filoları, araştırma gemileri, sahil güvenlik unsurları, sinyal sahteciliği faaliyetleri ve gölge filoların da giderek daha fazla stratejik araç olarak kullanıldığını belirten Bueger, deniz alanlarının giderek siyasallaştırıldığına dikkat çekti. Jeopolitik parçalanmanın arttığını ifade eden Bueger, devletlerin denizlerde yalnızca askeri değil ekonomik ve siyasi araçlarla da rekabet ettiğini söyledi.

KRİTİK ALTYAPILAR YENİ HEDEF

“Kritik Denizaltı Altyapısının Güvenliğinin Sağlanması” başlıklı sunumunda konuşan Dz. Bnb. Nuri Karaaslan da deniz güvenliğinde yeni tehdit alanlarının ortaya çıktığını belirtti.

Siber saldırıların artık yalnızca veri hırsızlığıyla sınırlı olmadığını söyleyen Karaaslan, gemi sistemlerine uzaktan müdahale edilmesinin de mümkün hale geldiğini ifade etti. Küresel ticaret filosunun önemli bölümünün günümüz siber güvenlik standartlarından önce inşa edildiğini hatırlatan Karaaslan, kritik altyapıların korunması için yeni güvenlik yaklaşımlarına ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Karaaslan, deniz güvenliğinde öne çıkan yaklaşımın “tespit et, koru ve yönet” döngüsü olduğunu ifade ederek kritik altyapıların korunmasının önümüzdeki dönemin en önemli güvenlik başlıklarından biri olacağını söyledi.

Kaynağa Git

İlgili Haberler