Ana içeriğe geç

Sözcük ve çizgi arasında: Dilin iktidarı, anlamın kaçağı

Çok Benziyor Ama O’ sergisi bir dil eleştirisine dönüşüyor. Çünkü bugün dil, yalnızca iletişimin değil, iktidarın da en temel araçlarından biri. Ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz, hangi mesafeyi kurduğumuz da belirleyici oluyor.

Sözcük ve çizgi arasında: Dilin iktidarı, anlamın kaçağı
Evrensel
16

Urla Dam’da kurulan “Çok Benziyor Ama O” sergisi ilk bakışta dingin bir estetik deneyim vadediyordu. Beyaz duvarlar, sade bir yerleştirme, sessiz bir akış vardı. Ama bu sakinlik yanıltıcı gibiydi. Çünkü Levent Aydaş’ın çizgileri ile Elif Çongur’un metinleri, tam da bu sessizliğin içinde dilin en gürültülü meselesine dokunuyor:

Anlam kimin elinde?

Türkçede sözcükler hiçbir zaman yalnızca anlam taşımıyor; aynı zamanda bir tarih, bir iktidar ilişkisi, bir mesafe üretiyor.

Çongur’un metinleri bu kelimeleri açıklamıyor; yerinden ediyordu. Aydaş’ın çizgileri ise onları sabitlemiyor; dağıtıyordu. Bu yüzden sergide sözcük ile çizgi arasında bir uyum değil, bir gerilim vardı. Harfler figürün içine giriyor, beden metnin bir parçasına dönüşüyordu. Ama bu birleşme tamamlanmıyor. Tam aksine, her şey yarım kalıyor. Çünkü burada mesele bir anlam üretmek değil, anlamın nasıl kurulduğunu açığa çıkarmak.

Örneğin “yar”ın etrafında kurulan işte, iki figür birbirine yaklaşıyor ama aralarında kapanmayan bir boşluk kalıyor. Bu boşluk yalnızca estetik bir tercih değil; dilin kendisi. Çünkü Türkçe, sevdiğini adlandırırken bile düşüş ihtimalini saklar. Dil burada masum değildir; her zaman bir gerilim taşır.

“Terzi”nin çağırdığı birleştirme fikri de benzer biçimde kırılıyor. Dikiş, parçaları kusursuzca bir araya getiren bir teknik olmaktan çıkıyor; tam tersine, ayrılığı görünür kılan bir iz haline geliyor. Bir arada durmak, her seferinde yeniden kurulan kırılgan bir süreç olarak beliriyor.

Bu sergide etimoloji bir köken bilgisi olarak işlemiyor; bir çatlak gibi çalışıyor. Sözcüklerin geçmişi bugüne sabitlenmiyor; hâlâ sürmekte olan bir mücadelenin parçası olarak açılıyor. Her kelime anlamını korumuyor-onunla yeniden pazarlık ediyor.

Ve tam da bu yüzden, bu sergi bir dil eleştirisine dönüşüyor. Çünkü bugün dil, yalnızca iletişimin değil, iktidarın da en temel araçlarından biri. Ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz; hangi kelimeyi seçtiğimiz kadar, hangi mesafeyi kurduğumuz da belirleyici oluyor.

Aydaş ve Çongur bu hiyerarşiyi, bu gerilimi görünür kılıyor. Sözcüğü yerinden oynatıyorlar, çizgiyi sabitlemiyorlar.

Anlamı öteye kaçırıyorlar.

Urla’nın dinginliği bu kaçışı daha da belirgin hale getiriyor.

İzleyici hızdan çıkıyor, kelimenin önünde duruyor, çizginin içinde kalıyor.

Anlamak için değil, şüphe etmek için.

Sergiden çıkarken kesin bir anlam kalmıyor.

Zaten Oğuz Atay’dan beri biliyoruz:

“Kelimeler… Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.”

Ve belki de tam bu yüzden-anlamın kaçtığı yerde, hayat kendine yeni bir dil buluyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler