Dünya Kupası’nı izlemek için Amerika'ya uçmadan önce neler hissediyorsunuz? Dünya Kupası’nda herhangi bir sorun çıkacak mı sizce? Aşırı pahalı bilet fiyatlarıyla ilgili mesela?
Son günlerde bilet fiyatları oldukça hızlı düşüyor, ancak önceki Dünya Kupalarından daha pahalı olacak. Bu tabii beni asıl ilgilendiren konu değil. Akredite bir gazeteci olarak, ABD havaalanlarından geçiş konusunda endişeliyim. Çok sıkı ve agresif güvenlik var orada. Gazeteci vizem var ama bana herhangi bir sorun çıkarırlar mı, bilmiyorum. Oraya içim rahat mı uçuyorum? Tamamen değil, hayır. Ve de futbolun kalitesi oldukça düşük olacak. Zaten Dünya Kupası'nın amacı futbolun kalitesi değil. Daha önce de Dünya Kupaları gördüm. Daha fazlasını dört gözle bekledim. Mesela geçenlerde Hollanda'da Dünya Kupası ve jeopolitik temalı bir konferansta konuştum. Orada konuştuğum çoğu kişi coşkulu değildi. Bence futbol başladığında coşku da gelecek.
“Biz çocukken daha iyi futbol oynanırdı”
Kitabınızda yazdığınız gibi, Dünya Kupası çocukluğumuzda futbol sevgimizin bir zirvesiydi. Sizce hâlâ öyle mi, günümüz çocukları ve gençleri için çok şey ifade ediyor mu Dünya Kupası?
Evet, kesinlikle. Gözlemim şu ki, günümüz çocukları da futbolu seviyor. Genellikle yaşlı erkekler “Artık futbolu sevmiyorum. Çok ticarileşti” diyor. Ama bence bu hayatın bir evresiyle ilgili. 50 yaşındayken futbola 15 yaşındaki kadar hevesli olmak zor. Ama bence 15 yaşındakiler çok hevesli. Fark şu: Biz çocukken Dünya Kupaları’nda çok daha iyi futbol oynanırdı. Mesela Arjantin, Brezilya, Hollanda, Fransa gibi milli takımlar en güçlü kulüplerden daha iyiydi. Şimdi, durum böyle değil. Bugün, en güçlü kulüp takımları artık en iyi oyuncuları alıyor. Mesela Bayern Münih ve Paris Saint-Germain, bu Dünya Kupası'ndaki herhangi bir takımdan daha iyidir. Ama zaten Dünya Kupası hiçbir zaman gerçekten oyun kalitesiyle ilgili olmadı. Milletlerin sahadaki dramıydı.
Dünya Kupası’nı halk için büyük bir ortak deneyim olarak niteliyorsunuz. Ama Dünya Kupası hâlâ sıradan insanlar için bir turnuva mı? Uluslararası turnuvalar, eskiden bilet fiyatları açısından bile sıradan taraftarlar için daha ulaşılabilir bir etkinlikti…
Hiç katılmıyorum. Mesela kendi şehrinizdeki bir kulübe gittiğinizde, tek masrafınız bilet fiyatıdır. Bayern Münih veya Barcelona gibi kulüplerde bile, bilet fiyatları nispeten düşüktür. İngiltere'de, Londra’daki bir kulübün maçı için bilet başına 80 veya 90 sterlin ödeyebilirsiniz. Takımınız iki haftada bir evde oynadığı için sizin de iki haftada bir ödediğiniz bir gider. Dünya Kupası için oraya uçmaya, otele ihtiyacınız var. Yani Dünya Kupalarına gidenler hiçbir zaman sıradan kişiler değildi. Kendi ülkenizdeyse belki bir veya iki Dünya Kupası maçına gidersiniz. Ama dünya kupalarında seyahat eden taraftarlar çoğunlukla küresel standartlara göre zengindir. Zaten son 50 yılda Dünya Kupası hep televizyonda izlenmek üzere tasarlanmıştır. İnsanların yüzde 99,99'u genellikle kamu kanalında yayınlandığı için Dünya Kupası’nı ücretsiz bir televizyon etkinliği olarak deneyimler.

“Futbolcular Dünya Kupası’nı gerçekten önemsiyor”
Peki ya futbolcular? Yıllar içinde belki Şampiyonlar Ligi onlar için daha önemli hale geldi. Son zamanlarda Dünya Kupası'nın Pele, Maradona, Beckenbauer için ifade ettiği anlamı bugünün futbolcuları için taşıdığını düşünüyor musunuz?
Maçlarda mix-zone’da veya taraftarların yoğun olduğu bölgede bulunan biri değilim. Ama bahsettiğiniz Şampiyonlar Ligi oyuncuları bütünün çok küçük bir yüzdesini oluşturuyor. Mesela Türkiye takımında bile, bu oyuncuların kaçı Şampiyonlar Ligi'nde çok oynamıştır? Belki bazıları ilk turlarda... Bu Dünya Kupası'ndaki oyuncuların yüzde 90'ından fazlasının zaten Şampiyonlar Ligi kariyeri yok. Mesela Japonya, Ekvador, Curaçao, Ürdün gibi ülkelerin oyuncuları için kariyerlerindeki en büyük deneyim olacak. En üst seviyedeki takımlarda oynayan Mbappé ve Harry Kane gibi oyuncular da Dünya Kupası'nı gerçekten önemsiyor. Dünya Kupası'nın önemini, tarihe geçtikleri yerin orası olduğunu biliyorlar.
“Bir kulübe sahip olmak kârlı bir iş değil”
Yine Soccernomics’te bazı şirketlerin en büyük kulüplerden bazılarına sahip olacağını da öngörüyordunuz. Gerçekten bu doğru çıktı. Önümüzdeki birkaç yıl içinde futbola daha fazla yatırımcının gelmesini bekliyor musunuz?
Bir kulübe sahip olmak hala kârlı bir iş değil. Amerikalılar futbola para kazanmak istedikleri için girdi. Ama buradan para kazanmak çok zor. Çok az kulüp sahibi para kazanır. Bence bu Amerikalılar da hayal kırıklığına uğrayacak. Bu yüzden bu kulüpleri Amerikalılardan kimin satın alacağını bilmiyorum. Mesela Liverpool'un sahibiyseniz kulübünüzü kime satarsınız? Liverpool'u satabilirsiniz belki, ama Milan veya Inter'e sahipseniz kime satarsınız? Bu kulübün her zaman para kaybettiğini bilseniz satın alır mısınız? Ruslar artık futbolda değil. Çinlilere Başkan Xi tarafından yabancı futbola yatırım yapmamaları söylendi. Körfez Araplarının zaten kendi kulüpleri var, kraliyet ailelerinin zaten kulüpleri var. Körfez'in Hürmüz Körfezi'ndeki petrol ve doğalgaz durumuyla ilgili büyük ekonomik sorunları var. Bu yüzden artık kimin gelip futbol kulübü satın alacağını bilmiyorum.
Sürpriz adaylarım Japonya ve Norveç
Bu kupada sürpriz adaylarımdan biri Japonya. Avrupa takımlarına karşı son dokuz maçlarında yenilmediler. Gerçekten de uzun zamandır Afrika veya Asya’dan çıkan en iyi takım gibi görünüyorlar. Elbette şampiyon olacaklarını değil, ama iyi iş çıkarabileceklerini düşünüyorum. Sonra da turnuvayı kazanma ihtimali olan bir sürpriz takım seçmem gerekirse, bu Norveç olurdu. Birincisi Norveç, futbol oynamanın en iyi yolunu bilen Batı Avrupa’dan geliyor. Sonra da çok kolay gol atan bir oyuncuları var. Bu da dünya kupalarında en önemli şey. Bu sebeple Norveç'in tahminlerden daha iyi iş çıkarabileceğini düşünüyorum.
2009’da Prof. Stefan Szymanski ile yazdığınız kitabınız Soccernomics’te henüz pek kimse umursamazken futbolda verinin öneminden bahsediyordunuz. O zamandan bu yana, futbolda verilerin benimsenme biçimi nasıl değişti?
Doğru, daha fazla veri kullanılıyor. Tüm büyük kulüplerin veri analistleri var ve transferlerde kullanabilecekleri verilere sahipler. Ama çoğu kulüp bunu pek kullanmıyor. Hâlâ sık sık bir teknik direktör “O oyuncuyu istiyorum’ diyebiliyor. Sonra veri analisti
“Veri analistleriniz varsa onları dinleyin”
"Biliyorsunuz, verileri o kadar iyi değil" diyebilir. Veri analistleriniz varsa onları dinlemeniz gerekir. Birçok kulüpte bu adamlara kulak verilmiyor. Bu yüzden verinin rolünü abartmamak gerekir. Liverpool gibi verilerle yönlendirilen birkaç kulüp var. Ancak Soccernomics'te veriyi en iyi kullanan kulüplerin Brentford ve Brighton olduğunu söylüyoruz. Yani bu iki kulüp gerçekten devrim niteliğinde işler yaptı. Ama veri kullanımı düşündüğünüz kadar yaygın değil. Özellikle İngiltere'de verilerin etkin kullanıldığı alan duran toplar. Ve bu da devrim niteliğinde bir değişiklik oldu.