Şampiyonluğu aldıktan iki gün sonra röportaj için sözleşiyoruz. Elinde kupayla çekime geliyor, gözlerinden yarışmayı kazanmanın verdiği mutluluk okunuyor. Türkçesini anlamak başta biraz zor ama konuştukça onun sohbetine dahil oluyorsunuz. Oyunlarda ve futbol sahalarında fırtınalar estiren adam aynı adadaki gibi çok kibar, etrafına karşı güler yüzlü ve konu ailesi olunca çokda duygusal... Mert Nobre’yle başlıyoruz muhabbete...
◊ Bu yıl ‘Survivor’da kupayı kaldıran sen oldun. Tebrikler...
Teşekkür ederim.
◊ Şampiyonluğu aldığında neler hissettin?
Hâlâ inanamıyorum. Yarışmadan sonra saat 2.00 gibi otele gittik, sabah 6.00’ya kadar hiç uyuyamadım. Adrenalinim o kadar yüksekti ki.
◊ Yatakta ‘Survivor’ kupasına sarılmış yatarken bir fotoğraf paylaştın. Öyle mi uyudun?
Evet. Dediğim gibi saat 6.00’ya kadar oturduğum yerde tam karşımda kupa vardı, sürekli ona bakıyordum. Kupayı yanıma alıp sarıldıktan sonra bir saat kadar uyumuşum, eşim o sırada fotoğrafı çekmiş. Hâlâ normal hayata tam olarak uyum sağlayamadım. Eşim “Nasılsın” diye sorduğunda “Bilmiyorum” diyorum, sanki birazdan parkurda oyun varmış gibi hissediyorum.
◊ Aylar süren maratonda birçok izleyicinin hatta yarışmacıların bile favorisi sendin. Sen kazanacağını
tahmin ediyor muydun?
Benim işim futbol, ‘Survivor’daki oyunlar ve parkurlar hakkında hiç fikrim yoktu. Her şey benim için yeniydi. O yüzden 2-3 ay sonra dönerim diye düşünüyordum. Atış önemliydi, hayatımda kum torbası görmemiştim, oyunlara çıktıkça performansım her geçen gün daha iyi oldu. Sonra takımlara baktım, 4-5 potansiyel şampiyon vardı. Yaşım da onlardan farklı. Ne kadar iyiyim bilmiyordum. Bana sürpriz oldu, bu kadar iyi performansım olacağını beklemiyordum.
◊ ‘Survivor’da bütün sezon boyunca neredeyse hiç tartışmalara girmedin. Sana kimse bulaşmadı mı yoksa gerçekten bu kadar sakin misin?
Ben çok sakinim. Benim için en önemli şey saygı. Orada şartlar, mental sağlığı korumak ve açlık zordu. Bunları biliyordum ama fark etmez, karakter benim için önemliydi. Bir de dedikodudan nefret ediyorum. Adada bütün dedikodulara hep uzak kaldım. Çünkü ne zaman bir dedikodu yapılsa sonrasında mutlaka tartışma oluyordu.
◊ Yine de adada en anlaşamadığın kimdi?
Herkesle anlaşıyordum. Bir kere Seren Ay’la bir tartışmam oldu, üç hafta sonra onunla da aramız düzeldi.
‘NEGATİF DÜŞÜNÜRSEM DAHA DA ZORLAŞACAKTI’
◊ Seni adada en zorlayan neydi?
Ailemden uzak kalmak.
◊ Böcekler falan seni etkilemedi sanki...
Ben doğayı seviyorum. Tabii futbol oynarken kariyer olarak iyi yerlere geldim, bizim hayatımızda lüks de oluyor. Orada bir adada, yerde yatıyordum, yemek yoktu. Eğer negatif düşünürsem daha da zor olacaktı. Yatak, masa falan yaptım... Orası da ev gibiydi. Ama yarışmacılar için en büyük sorun, vücudun oradayken kafanın ada dışında olmasıydı.
◊ Açlık seni nasıl etkiledi?
İlk kez bu kadar aç kaldım. Çok da oyuna çıktım. Eski profesyonel futbolcu olarak kaslarıma protein gerekiyordu ve yoktu. Bazen parkurlara yavaş çıktım sakatlanmamak ve enerjimi tutmak için.
◊ En çok hangi yemeği özledin?
Mangal, et... Hafta sonu yedim, o kadar mutlu oldum ki.
◊ Yıllardır dünyanın farklı yerlerinde futbol oynadın. İnsanlar hakkında çok bilgin ve fikrin vardır. Ama bu zorluk içinde geçen altı ay insanlarla ilgili sana ne öğretti?
İnsan aç kalınca her şey olabilir. Aç kaldıkça kavgalar, tartışmalar çoğaldı. Biri daha agresif, bazen biri daha mutsuz oldu... Mesela Can Berkay çok iyi çocuk ama yemeksiz bambaşka olabiliyordu.
◊ Peki, seni ‘Survivor’a katılmaya nasıl ikna ettiler? Çok iyi bir para mı teklif edildi, yoksa yarışma ve mücadele isteğin mi kabul etmeni sağladı?
Ben zorluk ve mücadele seviyorum. Aslında beni ilk aradıklarında çok şaşırdım. Hocalık yapıyordum, Acun Abi’nin de iki futbol takımı var, onun için çağırıyorlar sandım. Sonra “‘Survivor’ hakkında ne düşünüyorsun” dedi ve “Gel” diye ısrar etti, bir hafta vakit istedim. Evde yarışmanın pozitif ve negatif yanlarını düşündüm. Yani para için değildi.
◊ Seni ne motive etti?
Ben hayatta zaten bir savaşçıydım. Ailem zengin değildi. 9 kardeşim var. Babam çok çalışkan ve karakterli biri, hepimize o baktı. Bir de tekliften sonra evde oğlum benim ikna olmamı sağladı. “Senin vücudun yaşına göre çok iyi, şampiyon olursun, inanıyorum” dedi, kabul ettim. Başlarda, adaya gittiğimiz ilk haftalar “Burada ne işim var” diyordum ama benim için çok iyi oldu, ‘Survivor’ hayatıma pozitif çok şey kattı.
‘İLK GOLÜMDEN SONRA KARİYERİM BAMBAŞKA OLDU’
◊ “Savaşçıydım” dedin. Senin hayatın da bir ‘Survivor’ aslında...
Evet. 16 yaşımda evden ayrıldım. Brezilya’da yaşıyorduk o dönem, Sâo Paulo’dan bir menajerden teklif aldım. Oranın en büyük takımıydı. Babama “Ben gidip oynamak istiyorum, hayalim bu” dedim. Babam “Ev kirasını veremem, çok zor. Ancak bir otobüs bileti alır, seninle oraya kadar gelirim” dedi. 24 saat yolculuk yaptık. Terminalde “Benim başka bir şeyim yok, bundan sonrası sende” deyip beni menajere emanet etti. “Sana söz veriyorum, yüzde 100’ümü futbola vereceğim ve bir gün beni bir maçta izleyeceksin” dedim. O günden sonra bir savaşçı oldum. Tam bir sene sonra milli takıma çıktım ve ilk golümden sonra kariyerim bambaşka oldu.
◊ Babandan bahsederken gözlerin doluyor, hayatında önemli bir figür müydü?
İnanılmaz. Mesela ‘Survivor’da baraka yaptım, çok şaşırdılar, “Sen her şeyi nasıl biliyorsun” dediler. Babam küçük yaşta bana her şeyi öğretti. O kadar çocuğa baktı. Onun için gerçekten çok zordu. Ve bana şunu gösterdi; çok büyük oyunculuk, şampiyonluk falan değil, önce insan olmak önemli.
◊ Sonra Türkiye’ye geldin, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ta oynadın. Ve Türk vatandaşlığı aldın...
Evet, çift vatandaşlık aldım; Brezilya ve Türkiye.
◊ Kendine Mert ismini seçtin. Neden?
Türkiye inanılmaz bir ülke. İnsanları çok güzel. Brezilya insanlarıyla Türk insanlarının sıcaklıkları da benziyor. Beşiktaş’ta oynarken vatandaşlık aldım, bizim o dönem tercümanımız bir isim listesi çıkardı. Formamda hep M. Nobre (Márcio Nobre) yazıyordu. Türk ismim de M harfiyle başlasın istedim. Listede Murat, Mehmet gibi sıra sıra isimler vardı. En sonda Mert ismi duruyordu. Çok hoşuma gitti ve adım Mert oldu.
◊ Küçük yaştan beri oynadığın futbol sana hayatta ne gibi artılar sağladı?
Disiplin. ‘Survivor’da da hayatta da bunun artısını çok gördüm.
◊ Futbolda hocalık yapmaya devam ediyor musun?
Evet, futbolu çok seviyorum. Geçen sene Makedonya’daydım. Bir sene kaldım. Çünkü eşim kızımızla İtalya’da, onun destekçisi olmak ve yanında olmak istiyordum. Neyse uçakla mesafe kısa, bir saatti.
‘EŞİM BENİM İLK VE SON AŞKIM, BANA HEP DESTEK VERDİ’
◊ Kaç yıldır evlisin?
26.
◊ 20 yaşında mı evlendin?
Evet. Priscila 18 yaşındaydı, ben 20...
◊ Senin ilk aşkın mıydı?
Evet, eşim benim ilk ve son aşkım.
◊ Nasıl tanıştınız?
İlk takımım ‘Parana Clube’de genç ve çok iyi bir oyuncuydum ama param azdı. Takım bana bir rezidans kiraladı. O rezidansın yanında da AVM vardı. Ben tek başıma olduğum için yemek yapmıyordum. Her gün oraya yemek yemeye gidiyordum. Gittiğim restoranın yanındaki bir mağazada çok güzel bir kız çalışıyordu. Birkaç gün uzaktan baktım. 3-4 gün sonra mağazaya gittim, kadın mağazasıydı. Her gün kıyafetlerin fiyatlarını soruyor, almıyordum. Bir gün cesaretimi toplayıp ismini sordum; “Priscila” dedi. “Kahve içelim” dedim. “İşim var, sonra da üniversiteye gidiyorum, olmaz” dedi. Üç ay boyunca kabul etmedi, futbolcu olduğumu söylediğimde de “Futbolcular partiler, çapkındır” dedi. Öyle olmadığımı, sakinliğimi anlatmaya çalıştım. Dört ay sonunda yemek teklifimi kabul etti.
◊ Siz bütün hayatı da birlikte kurmuşsunuz aslında...
Evet, iyi günde kötü günde hep o bana destek verdi. Futbolcuların hayatı kolay değil. Tamam, iyi para kazanabiliyorsun ama psikolojini sağlam tutmak çok önemli. Onun dışında evdeki sorunlar da sahaya yansır. Eşim bana o konuda hep destekti. Her şeyle o ilgilendi; “Sen sadece işine odaklan” dedi. ‘Survivor’dayken de altı ay tekti. Kızım Valentina (18) üniversitede okuyor, inanılmaz zor bir senesindeydi. Oğlum Nicolas (23) İrlanda’da oturuyor, ben teklif alınca oğlum “Ben annemin yanına giderim” dedi.
◊ Eşin bu röportajı belki de okuyacak, ona olan aşkını nasıl anlatırsın?
O benim her şeyim. Onsuz olmazdı.
◊ Eşinden, ailenden bahsederken gözlerin doluyor. Duygusal mısın?
Aile konusunda duygusalım, benim için birinci planda onlar var. Mesela Türkiye benim birinci ülkem oldu, Brezilya ikinci. Ama şu an İtalya’da yaşıyoruz, çünkü kızım orada okuyor. Otizmli, ileri seviyede değil ama biraz daha dikkat etmemiz gerekiyor. İnanılmaz bir kız, bir kitap yazdı. İkinci kitabının yarısını tamamladı. Valentina’nın hayatı kitaplar ve okumak, evde de binden fazla kitabı var. Çok akıllı.