Ev yapımı yiyecekler ne kadar lezzetli ve sağlıklı olursa olsun, fabrikasyon ürünler kadar derin ve durdurulamaz bir yeme arzusu uyandırmıyor. Bilim insanları ve beslenme uzmanları, bu durumun bir tesadüf olmadığını, gıda üreticilerinin bünyelerinde istihdam ettiği duyusal analiz uzmanları sayesinde insan beyninde yoğun ama çabuk sönen bir lezzet patlaması tasarladığını belirtiyor.
Şeker, rafine karbonhidrat, tuz ve yağ oranlarının yapay aromalarla birleştirilmesiyle elde edilen bu formül, doğada asla bir arada bulunmayan bir besin profili oluşturarak tüketicileri iradeleri dışında yeniden aynı ürüne yönlendiriyor.
İLKEL HAYATTA KALMA GÜDÜSÜNÜN SUİSTİMALİ
İnsanoğlu, evrimsel süreçte sinir iletimi ve kas fonksiyonları için tuza, enerji için ise şekere ihtiyaç duyacak şekilde gelişti. Avcı-toplayıcı atalarımız için bu kritik besinlere ulaşmak bir ölüm kalım mücadelesiyken, modern dünyada bu maddeleri barındıran yapay gıdalar her otomat makinesinde, hızlı tüketim restoranında ve market rafında anında erişilebilir durumda bulunuyor.
Uzmanlar, günümüzde yaşanan obezite ve aşırı yeme krizini bireysel bir irade eksikliği olarak görmenin yanlış olduğunu; gıda endüstrisinin, insanın en derin biyolojik hayatta kalma mekanizmalarını açıkça suistimal ettiğini vurguluyor.
EN TEHLİKELİ KOMBİNASYON: YAĞ VE RAFİNE NİŞASTA
Yapılan geniş çaplı araştırmalar, bağımlılık potansiyeli en yüksek yiyeceklerin rafine karbonhidrat ve yağ kombinasyonunu yoğun enerji formunda sunan paketli gıdalar olduğunu gösteriyor. Cips, hazır kek, kurabiye, pizza ve dondurulmuş hamur işleri bu listenin başında yer alıyor. Özellikle patates nişastası ve beyaz un gibi rafine karbonhidratlar vücuda girdikten sonra hızla glikoza dönüşerek kan şekerini aniden yükseltiyor. Bu ani yükselişi takip eden sert düşüş ise midede yeniden açlık hissi yaratarak kişiyi daha fazla tüketmeye zorluyor.
SAĞLIK ÜZERİNDEKİ AĞIR FATURALAR
Ultra işlenmiş gıdaların beslenme düzenindeki payının sadece yüzde 10 oranında artması bile çok ciddi sağlık risklerini beraberinde getiriyor. Klinik çalışmalar, bu küçük artışın;
- Obezite riskini %55,
- Kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm riskini %50,
- Tip 2 diyabet olasılığını ise %40 oranında artırdığını gösteriyor.
Ayrıca son araştırmalar, bu gıdaların felç, bilişsel gerileme ve sindirim sistemi kanserleri ile doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Küresel gıda üreticileri bu ürünlerin besleyici ve ulaşılabilir olduğunu savunsa da bağımlılık uzmanları tüketicileri etiket okuma konusunda daha dikkatli olmaya çağırıyor.
KAYNAK: CNN International