Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un eski savunma danışmanı, Fransa'nın eski NATO ve Birleşmiş Milletler Misyon Şefi General Dominique Trinquand, Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ni CNN TÜRK Paris Temsilcisi Arzu Çakır Morin'e değerlendirdi. Trinquand'a göre zirve, hem NATO'nun geleceği hem de Avrupa güvenlik mimarası açısından son derece kritik kararların alınacağı stratejik bir buluşma olacak.
"Ankara'nın Ev Sahipliği Türkiye'nin NATO'daki Ağırlığını Gösteriyor"
General Dominique Trinquand, zirvenin Ankara'da yapılmasının tesadüf olmadığını belirterek Türkiye'nin NATO içindeki konumuna dikkat çekti:
"Öncelikle bu tercih, Türkiye'nin NATO içindeki önemli konumunu bir kez daha teyit ediyor. Unutulmamalı ki Türkiye, konvansiyonel askerî güç bakımından ABD'den sonra NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip. Ayrıca Türkiye'nin bulunduğu coğrafya devam eden savaşlar nedeniyle son derece kritik. Karadeniz üzerinden Ukrayna ve Rusya'ya, güneyde ise İsrail, Lübnan, Suriye ve İran'a komşu. Yani Türkiye aynı anda birçok kriz bölgesinin kesişim noktasında bulunuyor. Dolayısıyla Ankara'nın ev sahibi olması hem Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını hem de jeostratejik önemini yansıtan anlamlı bir tercih."
Trinquand, zirvede üç temel başlığın öne çıkacağını belirterek şunları söyledi:
"Bana göre bu üç önemli alanda stratejik bir zirve. Birincisi, ABD ile NATO müttefikleri arasındaki görev ve sorumluluk paylaşımının geleceği netleşecek. İkincisi, Avrupalıların savunma yükünün daha büyük bölümünü üstlenmeye gerçekten hazır olup olmadıkları görülecek. Üçüncüsü ise İttifak'ın karşı karşıya bulunduğu tehditlere karşı caydırıcılık ve dayanıklılığı değerlendirilecek. Bugün en önemli tehdit Rusya olarak görülüyor; ancak İran gibi başka riskler de gündemde. İşte bu nedenle, hem NATO'nun önemli bir müttefiki olan hem de Karadeniz ile Orta Doğu'nun kesişim noktasında bulunan Türkiye'nin başkenti Ankara'da böyle bir zirvenin düzenlenmesi son derece anlamlıdır."

"Savaşın Karakteri Değişti"
Trinquand, Ukrayna-Rusya savaşının NATO'nun savunma anlayışını da değiştirdiğini vurguladı:
"Bugün gelinen noktada, Başkan Zelenski'nin Başkan Trump'ın gözünde artık kaybeden değil, daha çok kazanan bir lider olarak görülmeye başladığı anlaşılıyor. Bu da dengeleri değiştiriyor. Ayrıca savaşın karakteri de değişti. Yapay zekâ, insansız hava araçları ve füzeler artık çok daha belirleyici bir rol oynuyor. Bu nedenle Avrupa'nın hem yüksek yoğunluklu konvansiyonel savaşa hem de dezenformasyon, siber saldırılar gibi hibrit tehditlere karşı ne ölçüde hazır olduğu Ankara'da ele alınacak temel konular arasında yer alacak."
2030 hedefiyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Trinquand, şunları söyledi:
"Bence 2030 tarihi daha çok bir hedef belirlemek için ortaya konuldu; böyle bir hedefe ihtiyaç vardı. Rusya'nın 2030'da NATO'ya saldıracağını düşünmüyorum. Buna karşılık, 2030'dan önce İttifak'ı istikrarsızlaştırmak için farklı yöntemlere başvuracağını düşünüyorum. Bu nedenle İttifakın birlik ve beraberliği ile kararlılığının Ankara Zirvesi'nde güçlü biçimde ortaya konulması önemli olacak."
"ABD Liderliği Sürecek, Avrupa Daha Fazla Sorumluluk Üstlenecek"
NATO içinde Avrupa ile ABD arasındaki savunma dengesinin değiştiğini söyleyen Trinquand, bunun liderlik değişimi anlamına gelmediğini ifade etti:
"Ankara zirvesinde önemli üç nokta var. Politik, finansal ve askeri hazırlık. Bence bu zirvede NATO'nun Avrupa ayağı güçlenecek. Amerikalıların tamamen çekileceğini düşünmüyorum; zaman zaman bu yönde tehditler savursalar da. ABD için NATO'nun komuta yapısı son derece önemli. Bu nedenle dönüşüm kademeli olacaktır. Avrupalıların artık 'yük paylaşımı' dediğimiz sorumluluğu üstlenmeleri gerekiyor. Ancak bunun bir 'liderlik değişimine' dönüşeceğini sanmıyorum. Çünkü NATO'nun en önemli avantajlarından biri, liderliğin ABD'de kalması nedeniyle Avrupa içinde liderlik tartışması yaşanmamasıdır. Eğer liderlik Avrupalılar arasında paylaşılacak olsa bu kez 'Kim yönetecek? Almanya mı, Fransa mı, Birleşik Krallık mı, Türkiye mi?' sorusu ortaya çıkar. Böyle bir rekabetin yaşanmasını kimse istemez. Amerika lider olarak kalacak ama Avrupalılardan daha fazla sorumluluk üstlenmelerini isteyecek."

"Türkiye Avrupa Savunmasının Ayrılmaz Bir Parçası"
Avrupa savunmasının NATO'dan bağımsız düşünülemeyeceğini belirten Trinquand, Türkiye'nin bu yapının vazgeçilmez aktörlerinden biri olduğunu söyledi:
"Avrupa savunması konusu oldukça karmaşık. Aslında burada söz konusu olan, NATO içindeki Avrupalı müttefiklerin savunmasıdır. Avrupa Birliği'nin, ABD'nin Müttefik Kuvvetler Yüksek Karargâhı SHAPE benzeri bağımsız bir komuta merkezi yok. Dikkat çekici gelişmelerden biri de Fransa ile İngiltere öncülüğünde Ukrayna için oluşturulan 'Gönüllüler Koalisyonu'. İlk kez Avrupalı ülkeler, Türkiye'nin de önemli rol üstlendiği bir oluşum içinde Amerikan komuta yapısı dışında birlikte hareket ederek ortak operasyon planlamaya başladı."
Türkiye'nin üstlendiği görevin önemine dikkat çeken Trinquand sözlerini şöyle sürdürdü:
"Burada özellikle Türkiye'ye değinmek gerekir. Türkiye'nin doğal olarak çok önemli bir sorumluluğu var. Çünkü Çanakkale Boğazı'nı kontrol ediyor. Bu nedenle söz konusu yapılanmada deniz komutanlığı görevinin Türkiye'ye verilmesi son derece önemli bir gelişme. Bence bu konu yeterince konuşulmuyor. Türkiye Avrupa Birliği'nin üyesi olmayabilir; ancak Avrupa'nın savunmasının ayrılmaz bir parçasıdır. Asıl önemli olan da budur."
SAFE mekanizmasına ilişkin de konuşan Trinquand, Türkiye'nin AB üyesi olmamasının iş birliğine engel olmadığını belirtti:
"SAFE oldukça karmaşık bir durum. İngiltere bile SAFE'e katılmakta ciddi zorluklarla karşılaştı. Türkiye Avrupa Birliği üyesi olmadığı için bazı özel kurallar uygulanıyor. Ancak bu, Avrupa ile iş birliği yapılamayacağı anlamına gelmiyor. AB dışında da Avrupalı ülkelerle çok sayıda savunma sanayi iş birliği anlaşması yapılabilir."

"Türkiye ile Diyalog Sürdürülmeli"
Türkiye'nin Avrupa güvenliği açısından taşıdığı stratejik öneme dikkat çeken Trinquand, geçmişte yaşanan görüş ayrılıklarına rağmen diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini vurguladı:
"Türkiye ile savunma alanında çalışmak iki nedenle çok önemli. Çanakkale Boğazı son derece stratejik bir nokta. İstanbul da tarih boyunca Avrupa açısından büyük önem taşıyan bir şehir. Türkiye hem Karadeniz'e giriş-çıkışı kontrol eden ülke konumunda hem de Orta Doğu'ya açılan kapıdır. Özellikle Fransa açısından Lübnan'ın taşıdığı önemi biliyorsunuz. Lübnan, Suriye ve bölgedeki diğer gelişmeler birbiriyle bağlantılıdır ve Türkiye'nin bu coğrafyadaki rolü son derece önemlidir. Bu nedenle aramızda zaman zaman ciddi görüş ayrılıkları yaşanmış olsa da Türkiye ile diyalog sürdürülmelidir."
Türkiye-Yunanistan ilişkilerine de değinen Trinquand, şu değerlendirmede bulundu:
*"Dört ya da beş yıl önce Yunanistan ve Kıbrıs meseleleri nedeniyle çok ciddi gerilimler yaşadık. Bugün ise bu gerginliğin büyük ölçüde geride kaldığını görüyoruz. Elbette Türkiye kendi kimliğini koruyacak, biz de kendi yaklaşımımızı sürdüreceğiz; ancak birlikte konuşmaya devam etmemiz gerekiyor. Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs meselesi gerçekten çözülmesi gereken önemli bir sorun. Geçmişte ciddi ekonomik krizler yaşayan Yunanistan'ın savunma bütçesini büyük ölçüde NATO müttefiki olan Türkiye'ye karşı hazırlık amacıyla artırmış olması gerçekten düşündürücü. Biz Fransızlar 'baş aşağı yürüyoruz' deriz; oldukça çelişkili bir durum. Bu sorunun mutlaka çözülmesi gerekiyor. Bazı tarihi konular var ki bugün artık bunları çözmek lazım. Bugün İtalya, Fransa'nın Nice ya da Korsika'yı kendi topraklarına katmasını sorun ediyor mu? Belçika ve Wallonie sorun mu? Hayır. Bugün bizi birleştiren konular ayıran konulardan daha fazla. Böyle yaklaşmak lazım."