Ana içeriğe geç

Dünya Kupası hikayeleri: Zinedine Zidane'ın finalde Marco Materazzi'ye attığı kafa

Dünya Kupası tarihinden özel hikayeleri anlattığımız seride şimdi sizlere, Zinedine Zidane'ın son futbol turnuvasındaki inanılmaz yolculuğunu ve İtalya - Fransa finalinde Marco Materrazi'ye attığı kafayı aktarıyoruz...

Dünya Kupası hikayeleri: Zinedine Zidane'ın finalde Marco Materazzi'ye attığı kafa
Maçkolik
16

Zinedine Zidane, bir futbol harikası ve top cambazı.. Kariyerinde Juventus ve Real Madrid'de fırtınalar estiren, aynı zamanda ülkesinde düzenlenen 1998 Dünya Kupası'nda Fransa'yı mutlu sona ulaştırmış bir lider. 1998 Ballon d'Or sahibi, aynı zamanda 1998, 2000 ve 2003 yıllarında FIFA Yılın En İyi Oyuncusu ödülüne uzanan bir isim. Fakat Zidane, bu muhteşem kariyerini son bir Dünya Kupası'yla tamamlamak istiyordu.. Tarihe geçecek bir kapanış yapmanın peşindeydi ve evet bunu gerçekleştirecekti, fakat başka bir yolla...

2005'teki geri dönüşü

Zinedine Zidane, Fransa'nın 1998 Dünya Kupası zaferinin ardından 2002'de gelen şok A Grubu sonunculuğu ve Euro 2004'te çeyrek finalde turnuvanın şampiyonu olan Yunanistan'a elenmesinin ardından milli takım kariyerini noktalamıştı. Dönemin teknik direktörü Raymond Domenech, ne kadar Zidane'ı takıma geri döndürmeye çalıştırsa da Zizou bu kararından vazgeçmiyordu.

Nitekim ki Fransa'nın Dünya Kupası Elemeleri'nde gösterdiği başarısız tablo, Zidane'ı korkuttu ve kendisi emeklilik kararını, "Ülkemin bana ihtiyacı var." diyerek bozmuştu. Bu karar bütün Fransız halkının yüreğini ferahlatmıştı ve bunun sonucunda Fransa, Zidane önderliğinde Almanya'nın yolunu tutuyordu.

Finale ihtişamlı yolculuk

2006 Dünya Kupası'na büyük umutlarla başlayan Fransa, G Grubu'ndaki macerasına sancılı bir giriş yapıp İsviçre ve Güney Kore beraberlikleriyle eleştiri oklarının hedefi haline gelirken, tüm bu süreçte Zinedine Zidane için turnuva adeta bir yeniden doğuş sahnesi gibi şekilleniyordu. Takımın üzerindeki ağır baskıyı omuzlarında hisseden Zidane, grup aşamasını oyun ritmini aradığı bir ısınma evresi olarak geçirerek, takımın kilitlendiği anlarda saha içi liderliğini ve taktiksel soğukkanlılığını korudu. Togo karşısında alınan 2-0'lık tamam ya da devam galibiyetinde oyunun merkezinde bir maestro gibi rol oynayan Zidane, takımını son 16 turuna taşıyarak sadece bir üst tura yükselmeyi sağlamakla kalmadı; aynı zamanda Fransa'nın finale kadar uzanacak o görkemli yükselişinin fitilini ateşleyen, sahayı kendi oyun felsefesiyle şekillendiren Zizou resitalinin ilk perdesini aralamış oldu.

Son 16 turunda dünya futbolunun iki dev ekolü olan İspanya ve Fransa, karşı karşıya geldiğinde, herkes yeni jenerasyon İspanya'nın, tecrübeli ama yorgun Fransa'yı eleyeceğine inanıyordu. David Villa'nın penaltı golüyle öne geçen İspanyollar kendinden emindi ancak hesaplamadıkları bir şey vardı: Zinedine Zidane'ın son dansı henüz bitmemişti.

Maç boyunca İspanyol orta sahasını bir satranç ustası gibi yöneten Zidane, Fransa'nın geri dönüşünün anahtarı oldu. Franck Ribery'nin beraberlik golünün ardından oyunun kontrolünü tamamen eline alan Zizou, sahadaki her pasın, her pozisyonun merkezindeydi. Maç 2-1 Fransa üstünlüğüyle devam ederken ve İspanya son bir baskı kurmaya çalışırken, uzatma dakikalarında sahneye çıkan Zidane; şık bir çalımla rakiplerini ekarte edip topu ağlara göndererek skoru 3-1'e getirdi.

Bu gol, sadece çeyrek final biletini mühürleyen skor değil, aynı zamanda 34 yaşındaki bir efsanenin tüm dünyaya "Hala buradayım!" diye haykırışıydı. İspanya'nın teknik oyununa karşı Zidane, saf yeteneği ve saha içi hakimiyetiyle cevap vermiş; Fransız futbolunu düştüğü yerden kaldırıp turnuvanın en büyük favorilerinden biri haline getirmişti. O akşam Hannover'de genç İspanyol yıldızlar karşısında Zidane'ın sergilediği bu resital, turnuvanın kırılma noktası olarak hafızalara kazındı.

Çeyrek finale gelindiğinde ise rakip son şampiyon Brezilya idi ama ne Brezilya.. Ronaldinho'lu, Kaka'lı, Adriano'lu ve elbette 9 numarasıyla Ronaldo Nazario'lu Brezilya.. Fakat Zidane, belki de kariyerinin en özel performansını Sambacılar karşısında sergileyecekti.

Maç başladığı andan itibaren Zidane, Brezilya orta sahasını çok rahatça ve kontrolünde yönetti. Topu ayağına her aldığında rakip savunmacıların çaresiz bakışları arasında estetik dönüşleriyle oyunu soğuttu, hızlandırdı ve yönlendirdi. Brezilya'nın hücum gücü, Zidane'ın orta sahadaki kusursuz hakimiyeti karşısında tamamen etkisiz kaldı.

Fransa'nın galibiyetini getiren o tarihi an ise 57. dakikada yaşandı. Zidane'ın sol kanattan kullandığı kavisli ve adrese teslim serbest vuruş, arka direkte bekleyen Thierry Henry ile buluştu. Henry'nin tek vuruşuyla gelen gol, sadece bir skor değil; bir maestronun oyun zekasının sahaya yansımasıydı. Maç boyunca sergilediği bu büyüleyici performansla Brezilya'yı turnuvanın dışına iten Zidane, Fransa'yı yarı finale taşıyarak kariyerinin en unutulmaz tek kişilik resitallerinden birine imza attı.

Artık adım adım finale doğru yaklaşıyordu Zidane'ın komutanlığındaki Fransa ama yarı finalde kariyerindeki ilk Dünya Kupası deneyiminin heyecanıyla yanıp tutuşan Cristiano Ronaldo ve Luis Figo'nun liderliğini yaptığını Portekiz karşılamıştı kendilerini.

Dev maçta kırılma anı 33. dakikada yaşandı. Fransa'nın geliştirdiği etkili bir atakta ceza sahası içinde kazanılan penaltı vuruşu için topun başına, her zamanki soğukkanlılığıyla Zinedine Zidane geçti. Zidane, kalecinin hamlesine aldırış etmeden yaptığı usta işi vuruşla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. Bu gol, sadece maçın tek golü değil, aynı zamanda Fransa'yı 1998'den sonra bir kez daha Dünya Kupası finaline taşıyan altın değerinde bir vuruştu.

Maçın geri kalanında Portekiz'in çabaları, Fransız savunmasının duvarına çarparken, Zidane orta sahada oyunu kilitleyerek skoru korumasını bildi. 1-0'lık bu galibiyet, Fransa'nın Berlin'deki büyük finale yürüyüşünü tamamladı.

"Kafa"

9 Temmuz 2006, Berlin Olimpiyat Stadı. Dünya futbolunun iki devi, Fransa ve İtalya, tarihe geçecek bir finalde karşı karşıyaydı. Bir yanda kariyerinin son maçına çıkan Zinedine Zidane'ın büyüleyici vedası, diğer yanda ise Marcelo Lippi yönetiminde savunma disiplini ve oyun zekasıyla zirveye tırmanan "Gök Mavililer" İtalya vardı.

Zidane'ın Panenka'sı ve Materazzi'nin yanıtı

Maç, dramatik bir başlangıca sahne oldu. Henüz 7. dakikada Fransa'nın kazandığı penaltıda topun başına geçen Zidane, o büyük baskı altında bile soğukkanlılığını koruyarak bir panenka vuruşuyla topu ağlara gönderdi. Ancak İtalya, bu erken gole verecek bir cevaba sahipti. 19. dakikada Andrea Pirlo'nun kullandığı köşe vuruşunda Marco Materazzi, savunmanın arasından yükselerek yaptığı kafa vuruşuyla skoru 1-1'e getirdi ve maçı yeniden başlattı.

Gerginliğin zirvesi ve kırmızı kart

Normal süre ve uzatma dakikaları büyük bir taktik savaşına sahne olurken, 110. dakikada futbol tarihinin en şaşırtıcı anlarından biri yaşandı. Marco Materazzi'nin kendisine ve ailesine sarf ettiği sözler, Zidane'ın ani bir öfke patlamasıyla rakibine attığı kafa darbesiyle sonuçlandı. Hakemin tereddütsüz çıkardığı kırmızı kartla Zidane, kariyerinin en önemli maçına ve yeşil sahalara veda ederken, kupanın yanından geçip giderken attığı bakışlar bir dönemin sonunu simgeliyordu.

Penaltılarla gelen zafer

Zidane'dan yoksun kalan Fransa, penaltı atışlarında İtalyanların hata yapmayan disiplini karşısında çaresiz kaldı. David Trezeguet'nin direkten dönen penaltısı, İtalya'nın şampiyonluk yolunu açtı. Fabio Grosso'nun kullandığı son penaltıyla rakibini 5-3 mağlup eden İtalya, 24 yıl aradan sonra Dünya Kupası'nı dördüncü kez müzesine götürdü. İtalya için Berlin gecesi büyük bir zafer ve "Gök Mavili" formanın disiplinle zirveye çıkışı olurken; dünya futbolu, efsanesini trajik bir mağlubiyet ve unutulmaz bir kafa darbesiyle uğurluyordu.

"Kendimi savundum"

Zidane'ın bu hareketi, Fransa'da büyük bir yankı uyandırmıştı elbette. Ülkenin en köklü gazetesi L'Equipe'in attığı "Neden?" başlığı, tüm ulusun paylaştığı ortak bir çaresizliğin simgesi haline gelmişti. Buna rağmen Fransız medyası, Zidane'ı sadece bir futbolcu değil, bir ulusal değer olarak görerek onu sert bir dille eleştirmekten kaçındı; olayı trajik bir insani hata olarak çerçevelerken, sızan bilgiler ışığında Zidane'ı ağır hakaretlere maruz kalmış kışkırtılmış bir kurban olarak yansıttı. "Bir anlık sinir patlaması, bir ömürlük ustalığı silemez" yaklaşımıyla efsanelerine sahip çıkan medya, halkın 1998'in kahramanı olan Zizou'yu affetme eğilimini yansıttı ve Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın olayın hemen ardından Zidane'ı devlet nişanıyla onurlandırması, toplumun ve basının ona olan bağlılığının en somut göstergesi oldu.

Zidane ise dev finalden sonra Fransız televizyonuna verdiği açıklamalarda, "Her şey çok hızlı gelişti. Kendimi savundum. Materazzi, annem ve kız kardeşim hakkında kabul edilemez sözler söyledi. Bunu söyleyen birine karşı sessiz kalamazdım. Yaptığım şeyden gurur duymuyorum, ama bunu yaptığım için de pişman değilim çünkü bu, onun söylediklerinin bir sonucuydu. Çocuklardan ve gençlerden, onları böyle bir manzaraya maruz bıraktığım için özür dilerim." diyerek kendi halkına bir özür mesajı iletmiş ama duruşunu asla bozmamıştı.

Zinedine için sahadaki futbol hayatı burada sona eriyordu. Sayısız başarı, takdir, Real Madrid'in Los Galacticos projesinin en kilit ismi. Hepsi artık bu kafa vuruşunun ardından sona ermişti. Fakat, her zaman bilinen bir söz vardır ki, "Her son yeni bir başlangıçtır." diye ve bu cambaz, ilerleyen senelerde eflatun-beyazlı kulübün başına geçecek, üst üste üç Devler Ligi zaferiyle futbol tarihinin en güçlü dönemlerinden birinin ateşini yakan adam olarak anılacaktı.

Hazırlayan: Onur Öztürk

Kaynağa Git

İlgili Haberler