Türkiye işçi hareketinde yeni bir aşamaya adım atılmıştır, ama bu yeni sürecin de henüz başlarındayız. Önümüzdeki dönemde bu süreç, pratik içinde adım adım ve aynı zamanda hızla olgunlaşacaktır. Hem eylemsel hem örgütsel ve hem de siyasal yönleriyle kendini dosta düşmana daha da kabul ettirir hale gelecektir.
Tabi işçi hareketi, bu aşamaya bir günde ve kendiliğinden gelmiş değildir. Arkasında yıllara dayanan zengin bir pratik tecrübe ve Vatan Partisi’nin bu pratikler içinde işçi sınıfı içinde yürüttüğü siyasal çalışmaların rolü vardır.
1990’larda 12 Eylül 1980 darbe dönemi ekonomik programının ikinci büyük saldırısı özelleştirmeler ile başladı. Özelleştirme programı Vatan Partisi dışındaki siyasi partilerden sendika yönetimlerine ve “sol” kesime kadar uzanan geniş kesimlerin ideolojik desteğini arkasına aldı. Vatan Partisi bu saldırıya iki politikayla karşı koydu:
1. Özelleştirmeye karşı kamulaştırma
2. Vatan mücadelesi ile emek mücadelesini birleştirme
Özelleştirilen işyerlerindeki mücadelelerde bu iki politika sınanarak çok etkili oldu. Zamanla sadece özelleştirilen işyerlerinde değil, bütün sınıfın mücadele programına dönüştü. Ancak bu durum, o dönemdeki sendika genel merkezlerine yeterince yansımadı.
Bu döneme ilişki en önemli sonuç, işçi sınıfının, emperyalizme karşı milli mücadele mevzisinde birleşebileceği ve başarı kazanabileceğidir. Vatan Partisi’nin bu siyasetleri işçi sınıfına mal etmesi, Türkiye ve işçi sınıfı tarihinde çok önemli bir tarihsel dönemeçtir. Günümüzde TÜRK-İŞ Genel Merkezi’nin ve HAK-İŞ’in de milli politikalar izlemesi, bu tarihsel temele dayanmaktadır. Bu durum Vatan-Emek siyasetinin büyük başarısını göstermektedir.
TÜRK-İŞ’in ve arkasından HAK-İŞ’in de milli politikalarla emperyalizme karşı mevziye girmesi, işçi sınıfının siyasal bilince erişmesinde önemli adımdır. 90’lardaki tabloyla karşılaştırılmayacak büyük imkânları ve başarıları vadetmektedir.
İşçi sınıfının siyasal bilinci, iktidarı hedefleme bilincidir. Bunun iki temel unsuru vardır. Birincisi, siyasetlerde emperyalist sistemden kopmaktır. Emperyalizmi hedef almak Vatan Partisi programıyla birleşmek anlamına geliyor. Bu süreç, bugünkü dünya ve ülkemiz şartlarında hızla ilerliyor.
İkincisi ise işçi ve sendika önderlerinin, Vatan Partisi’nde iktidar için örgütlenmesidir. Siyasal bilincin özü budur. Çünkü siyasetleri uygulamaya geçirmenin başka bir yolu yoktur. Sonuçta emperyalist sistemi tam olarak tasfiye etmek sendikalarla değil iktidar için örgütlenmiş öncü partiyle mümkündür. Emperyalizme karşı siyasetlerin başarı hedefleri, öncü partide örgütlenmeyi kaçınılmaz olarak gündeme getirmektedir.
DÜNYADA İŞÇİ SINIFININ 100 YILLIK İKTİDAR MÜCADELESİ DENEYİMİ
Bu konular, 20. yüzyılın başında Sovyet Devrimi arifesinde Rusya bilimsel sosyalistleri arasında geçen ünlü bir tartışmayı ve bu tartışmalarda oluşan kavramları akla getiriyor: Yani işçi sınıfıyla ilgili olarak,“kendiliğinden sınıf” ve “kendisi için sınıf” tanımlaması ile “işçi sınıfının burjuva politikası” ve “işçi sınıfının devrimci politikası” karşıtlığını.
20. yüzyıl başlarında, zaman zaman siyasal talepler taşısa bile sonuçta mücadelesi sistem içi sınırlara hapsolmuş bir işçi sınıfına “kendiliğinden sınıf” denmişti. Mücadelesi kurulu düzenin sınırlarını aşıp doğrudan doğruya işçi sınıfının ve emekçilerin iktidarını ve kurulu üretim düzenini hedefleyen işçi sınıfına da “kendisi için sınıf” adı verilmişti.
Tabi doğal olarak işçi sınıfı ve emekçiler bakımından iktidarı hedeflemek aynı zamanda sendikal örgütlenmenin ötesine geçerek doğrudan doğruya emekçi iktidarını hedefleyen öncü siyasal partide örgütlenmeyi zorunlu kılıyordu.
En azından eylemlerde öne çıkan öncü lider kesimleri bakımından. Öncü siyasal örgütlenme ihmal edildiğinde de mücadele, kaçınılmaz olarak işçi sınıfının burjuva politikası sınırına hapsolup kalacaktı! Bilimsel Sosyalizmin Sovyet Devrimi süreçlerindeki pratikle olgunlaşıp netlik kazanan teorisi, bu kavramlarla açıklanmıştı.
İŞÇİ SINIFININ 21. YÜZYILDAKİ İKTİDAR STRATEJİSİ
Tabi bugün dünya, 20. yüzyıl başındaki Rusya’dan ve o dönemin dünyasından da farklı bir durumda.
Emperyalizmin küresel ölçekte egemen olduğu, dünyanın ezen ve ezilen milletler olarak iki kampa ayrıldığı, hatta ikinci sınıf kapitalist emperyalist ülkelerin bile hegemonyacı süper devletle (ABD) karşı karşıya kaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Devrim, hegemonyacı süper devletle bütün insanlığın hesaplaşmasından çıkacak bir sonuç haline geldi.
Bu tabloda işçi sınıfı ve emekçiler için devrim, ancak hegemonyacılığa karşı bütün milli sınıf ve tabakaların birleşme, ulus devlet ve ordunun gücünü de yanına alma stratejisiyle ulaşılabilir bir hedef oldu. İşçi sınıfı ve emekçiler ancak böyle bir program ve stratejiyle mücadele ederse zafere ulaşabilecektir. Aksi halde kurulu düzenin sınırları içinde debelenip kalır.
-BİTTİ-