Doğu Akdeniz, enerji kaynakları, deniz yollarının kontrolü ve güvenlik kaygıları nedeniyle küresel güçlerin merkezine dönüştü. İsrail’in başını çektiği; Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni de içine alan üçlü ittifak, 2011’den bu yana Türkiye’yi bölgede denklem dışı bırakmayı hedefliyor. EastMed projesiyle başlayan bu kuşatma, Türkiye’nin meşru haklarını ve Mavi Vatan doktrinini hedef alıyor.
Ancak Türkiye, uluslararası hukuka ve hakkaniyet ilkelerine dayanarak denizlerdeki çıkarlarını korumaya ve caydırıcı gücünü muhafaza etmeye devam ediyor. Peki önümüzdeki 5 yılda Doğu Akdeniz'de neler yaşanacak? Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a verdiği söyleşide çarpıcı gerçekleri vurguladı.
Doğu Akdeniz’de bugün yaşanan gerilimin temel sebepleri nelerdir? Enerji kaynakları mı, güvenlik kaygıları mı, yoksa jeopolitik rekabet mi daha belirleyici?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: Doğu Akdeniz, küresel ve bölgesel aktörlerin çıkarlarının kesiştiği ve böylece jeopolitik rekabet alanına dönüştüğü bir noktada bulunmaktadır. Mevzu bahis rekabet enerji jeopolitiği, bölgesel mücadele ve küresel etki inşa etme kavramları çerçevesinde anlaşılabilir. Jeopolitik rekabetin omurgasını enerji kaynakları, deniz yollarının kontrolü ve bütün bunlara bağlı olarak gelişen güvenlik kaygıları şekillendirmektedir. Dolayısıyla enerji kaynakları, deniz ulaşım yollarının kontrolü ve güvenlik kaygıları birbirini tetikleyen ve jeopolitik rekabetin istikametini belirleyen bir çerçeve meydana getirmektedir. Enerji kaynaklarına erişim jeopolitik mücadelenin en önemli ayağını oluşturmaktadır. Bu mücadeleye hem bölge devletleri hem de bölge dışı aktörler dahil olmuşlardır. Enerji kaynaklarına erişim için aktörler güvenlik konseptlerini güncellemiştir. Giderek artan ve keskinleşen jeopolitik nüfuz mücadelesi, Doğu Akdeniz’i bölgesel ve küresel rekabet alanının merkezine yerleştirmektedir.
ÜÇLÜ İTTİFAK TÜRKİYE'Yİ DENKLEM DIŞI BIRAKMAK İSTİYOR
Bölgedeki gelişmeler Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir güvenlik krizine dönüşebilir mi?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: İsrail, Doğu Akdeniz’de yayılmacı bir politikayı benimsemektedir. Muhtelif ittifaklar yoluyla Türkiye’nin bölgedeki varlığına karşı bir tutum içerisindedir. İsrail iki formatta Doğu Akdeniz’de kendi emellerini hayata geçirmeye çalışmaktadır. Bunlardan ilki, 2017’de Mısır’la birlikte geliştirdiği Doğu Akdeniz Gaz Forumu’dur. Diğer format ise İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi arasında 2020’de imzalanan EastMed boru hattı projesidir.
Türkiye bu projeyi kabul etmemektedir. İsrail, İtalya ve Fransa’nın da bulunduğu Doğu Akdeniz Gaz Forumu vasıtasıyla Avrupalı aktörleri kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır. EastMed projesiyle ise Yunanistan ve Rum Kesimi ile sadece ekonomik alanda değil, aynı zamanda siyasi ve askeri alanlarda işbirliği yapmaktadır. Bu ittifakın Türkiye’yi ve onun meşru çıkarlarını hedef aldığı aşikardır. 22 Aralık 2025 tarihinde İsrail, Yunanistan ve Rum Kesimi arasında yapılan zirve üçlü ittifakın ortaya çıktığını gözler önüne serdi. Üçlü ittifak, özellikle 2011’den itibaren Türkiye’yi çevrelemeyi ve böylece Doğu Akdeniz’de denklem dışı bırakmayı amaçlamaktadır.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarında uluslararası hukuktan gelen hakları vardır. Türkiye’nin oyun bozucu ve yeri geldiğinde oyun kurucu hamleleri bölgede istikrar ve öngörülebilirlik oluşturmayı amaçlamaktadır. İsrail’in başını çektiği ittifak ise Doğu Akdeniz’i jeopolitik ihtirasların kesişme noktasına taşımaya çalışmaktadır. Üçlü ittifakın bu emellerine karşın, Türkiye kendi milli menfaatleri doğrultusunda Doğu Akdeniz’deki haklarını savunmak için her türlü caydırıcı güce sahiptir. Bu bakımdan özellikle 27 Kasım 2019 tarihinde Türkiye ve Libya arasında Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarını belirleyen anlaşma oldukça önemlidir.
Deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin bu anlaşma, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de oluşan güç dengesini önemli ölçüde değiştirmesine imkan tanımıştır. Türkiye’nin Libya ile ilişkileri Doğu Akdeniz’de oyunun kurallarını değiştiren stratejik bir adım olmuştur. Libya’nın doğusunu kontrol eden Hafter yönetiminin de anlaşmayı kabul etmesiyle birlikte, Yunanistan bölgedeki pozisyonu ciddi bir darbe almıştır. İsrail’in farklı aktörlerle yaptığı işbirliği ve ittifak girişimlerinin Doğu Akdeniz’le sınırlı olmadığı açıktır. Türkiye’nin yakın çevresinde bulunan bütün jeopolitik sahalarda Netanyahu’nun istikrar bozucu faaliyetler yürüttüğünü görmek mümkündür. İsrail’in irrasyonel ve yayılmacı politikaları, Ankara ve Tel-Aviv arasındaki güvenlik krizini derinleştirebilir. Bu süreci tetikleyen ana unsur Netanyahu’nun yeni bölgesel güvenlik mimarisi algısı ve bu algıyı hayata geçirmek için uyguladığı yöntemlerdir.
Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rezervleri bölgeyi nasıl bir rekabet alanına dönüştürdü?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: Doğu Akdeniz’de son yıllarda gerçekleştirilen bir dizi büyük doğal gaz keşfi bölgenin dünya enerji haritasındaki konumunu pekiştirmektedir. Jeolojik veriler bu keşiflerin, Doğu Akdeniz’in hidrokarbon zenginliğinin sadece küçük bir kısmını oluşturduğunu göstermektedir. Bu bağlamda bölgenin jeostratejik ve jeoekonomik öneminin giderek artacağı öngörülmektedir. Avrupa, Kuzey Afrika, Güney Asya, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya’yı birbirine bağlayan en önemli transit güzergâhları Doğu Akdeniz üzerinden geçmektedir. Bu durum Doğu Akdeniz’in hem enerji güvenliği hem de arz güvenliği bağlamında önemini katlamaktadır. Doğu Akdeniz’de keşfedilmiş ve potansiyel doğal gaz rezervlerinin yaklaşık 3,5 trilyon metreküp olduğu tahmin edilmektedir. Hal böyleyken enerji faktörü jeopolitik nüfuz mücadelesinin önemli unsuru haline gelmektedir. Açık denizde doğal gaz arama ve çıkarma faaliyetleri, karşıt ittifakların oluşumunun başlıca unsurları arasındadır.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji politikası hangi hedeflere dayanıyor?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki tezleri uluslararası deniz hukuku, hakkaniyet ilkesi ve kıta sahanlığı ilkelerine dayanmaktadır. Enerji kaynaklarına yönelik artan talep ve coğrafi yakınlık göz önüne alındığında, Türkiye Doğu Akdeniz gazı için rasyonel ve öngörülebilir bir pazar konumundadır. 2017 yılından itibaren Türk sismik ve sondaj gemileri, rezervleri bulmak amacıyla Doğu Akdeniz’de faaliyet göstermektedir. 2019 Türkiye-Libya mutabakatı sadece diplomatik bir adım değildi, aynı zamanda Doğu Akdeniz’in haritasını yeniden şekillendirebilecek bir jeopolitik manevraydı. Bu bağlamda mutabakat enerji politikasında da yeni bir gerçeklik meydana getirmiştir. Mevzu bahis mutabakat, Türkiye’nin milli politikaları açısından hayati öneme sahip olan Mavi Vatan Doktrininin uygulanmasına zemin hazırlamıştır. Mavi Vatan Doktrini, Türkiye’nin denizlerdeki çıkarlarını korumak ve geliştirmek için fevkalade önem arz etmektedir. Bu bağlamda Mavi Vatan’ın stratejik öncelikleriyle, enerji politikaları arasında ciddi bir uyum ve tamamlayıcılık söz konusudur. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) haklarını savunmak, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji politikalarının merkezi konusudur.
İSRAİL'İN HOMOJEN BİR YAPIYLA YOLUNA DEVAM ETME ARZUSU
Son dönemde sıkça gündeme gelen “Arz-ı Mevud” söyleminin jeopolitik karşılığı var mı, yoksa daha çok ideolojik bir tartışma mı?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: Gazze’de uygulanan soykırım politikası İsrail açısından birçok ikilemi beraberinde getirdi. İsrail’in yapay bir biçimde tasarlanan homojen bir yapıyla yoluna devam etme arzusu var. Bu durum bölgesel bir felakete yol açıyor. Gazze’deki İsrail zulmü her zaman var olan vadedilmiş topraklar konusunu bir daha gündeme getirdi. Allah’ın Hz. İbrahim’e ve onun soyundan gelenlere vermeyi vaat ettiği yer için kullanılan “Arz-ı Mevud” söyleminin esasında İsrail’in güvenlik ontolojisiyle birebir ilintili olduğunu söylemek mümkündür. Bu söylemin Netanyahu tarafından politik meşrulaştırma aracı olarak ele alınması bölgesel güvenlik açısından ciddi bir meydan okumadır. Mevzu bahis meydan okuma, “Arz-ı Mevud” söyleminin teopolitik bir çerçeve kazanmasına ve daha sonra da jeopolitik bir meşruiyet aracına dönüşmesine zemin hazırlamaktadır.
ABD, NATO ve AB Doğu Akdeniz geriliminde nasıl bir rol oynuyor?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: Amerikan stratejisinde deniz yollarının kontrolü önemli bir yer tutmaktadır. Bu bakımdan ABD’nin Doğu Akdeniz’de kapsamlı askeri, siyasi ve ticari çıkarları vardır. Washington, genel anlamda Akdeniz bölgesini ABD, Hindistan, Orta Doğu ve Avrupa arasında kritik altyapıyı, deniz limanlarını ve dijital ağları güçlendirmek açısından kilit bir bağlantı noktası olarak görmektedir. ABD, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının geliştirilmesini desteklemektedir. Bu desteğin iki temel motivasyonu vardır. Birincisi, Amerikan enerji şirketlerine yeni bir pazar sağlamaktır.
İkincisi ise İsrail’i Avrupa enerji piyasasına dahil etmektir. Washington, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayan EastMed projesine destek verdi. Her ne kadar 2022’de EastMed’den çekildiğini söylese de 11 Haziran 2026 tarihinde Houston’da ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi arasında imzalanan niyet beyannamesi Doğu Akdeniz’deki güç mücadelesini yeni bir boyuta taşımaktadır. Mevzu bahis niyet beyannamesiyle, dört ülkenin katılımıyla Doğu Akdeniz Enerji Merkezi (EMEC) kurulmuştur. Bu adım bölgedeki istikrarsızlığı körüklemektedir.
ABD’nin inisiyatifiyle 2023’te oluşan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) gibi EMEC de İsrail-Yunanistan hattını önceleyen bir çerçeveye sahiptir. Bu durum Türkiye’ye karşı yeni bir sınırlandırma ve çevreleme adımı olarak okunmalıdır. AB üyesi olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Brüksel tarafından desteklenmektedir. Bu bağlamda AB, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de sınırlandırmaya çalışan bir aktör konumundadır. Türkiye-Libya deniz yetki anlaşmasını hedef alan AB bu anlaşmaya karşı çıkmış, yaptırımlarla tehdit etmiş ve böylece Türkiye’nin meşru haklarına yönelik olumsuz bir tutum sergilemiştir.
Fransa’nın Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı üçlü ittifakla birlikte hareket etmesi ve Macron’un jeopolitik ihtirasları özellikle dikkat çekmektedir. Uluslararası siyasette ciddi bir gerileme yaşayan Fransa, Doğu Akdeniz’i istikrarsızlaştırarak kendine alan açmaya çalışmaktadır.
Önümüzdeki 5 yılda Doğu Akdeniz’de en olası senaryo nedir?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: Doğu Akdeniz, dünyanın jeopolitik açıdan en karmaşık ve hareketli bölgelerinden biri olmaya devam edecektir. Önümüzdeki yıllarda bu bölgede enerji kaynakları için jeopolitik rekabetin ve nüfuz mücadelesinin yoğunlaşması beklenmektedir. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin bitmek bilmeyen ihtirasları bölgedeki jeopolitik manzarayı keskinleştirmektedir. İsrail’in Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi kuşatmayı çalıştığı ve böylece Türkiye’nin bölgesel etkisini azaltmayı amaçladığı açıktır. İsrail’in bu eylemleri Doğu Akdeniz jeopolitiği açısından en büyük tehdittir.
Türkiye, Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’de meşru haklarını korumak için caydırıcı bir güce sahip olmalıdır. Bu çerçevede Mavi Vatan doktrininin uygulanması ve Türkiye’nin stratejik gücünün pekiştirilmesi elzemdir. Doğu Akdeniz’deki güç dengeleri açısından Türkiye’nin bölgesel ittifaklar yoluyla oluşturacağı denklem ayrıca önem taşıyacaktır.