Ana içeriğe geç

FETÖ maskesi altında organize saldırı! Turkuvaz Medya neden hedef alınıyor?

Turkuvaz Medya'ya yönelik sosyal medyada yürütülen sistematik saldırılar ve dezenformasyon faaliyetleri A Haber ekranlarında tüm yönleriyle ele alındı. Sabah Gazetesi Haber Koordinatörü Abdurrahman Şimşek ile Askeri Stratejist Doç. Dr. Kemal Olçar, operasyonların arka planını, kullanılan psikolojik harp yöntemlerini ve FETÖ ile mücadelede Turkuvaz Medya'nın üstlendiği kritik rolü değerlendirdi.

FETÖ maskesi altında organize saldırı! Turkuvaz Medya neden hedef alınıyor?
A Haber
16

Başta 15 Temmuz hain darbe girişimi olmak üzere Türkiye'nin en kritik süreçlerinde kamuoyunu doğru ve hızlı bilgilendirme anlayışıyla yayın yapan Turkuvaz Medya, bu kez sosyal medya üzerinden yürütülen sistematik dezenformasyon kampanyalarının hedefi oldu.

Organize şekilde yürütülen karalama girişimlerinin arkasında FETÖ bağlantılı hesaplar ile karanlık dijital ağların bulunduğuna dikkat çekilirken, söz konusu operasyonlar kamuoyunu yanıltmayı ve Turkuvaz Medya'nın güvenilir yayıncılığını hedef alıyor.

SOSYAL MEDYADA "MEKSİKA DALGASI" OPERASYONU

Turkuvaz Medya'ya yönelik sosyal medya saldırılarını değerlendiren Sabah Gazetesi Haber Koordinatörü Abdurrahman Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

"Turkuvaz Medya'ya yönelik yoğun bir sosyal medya saldırısı var. Uzmanlık alanımız olduğu için sosyal medyayı az çok takip ediyoruz. Süreç, ilk başta trol bir kadının ortaya attığı bir videoyla başladı. Ardından, sanki Cumhurbaşkanımızın yanındaymış gibi görünüp o kadının yalan iddialarına karşı çıkıyormuş izlenimi veren bir yapıyı dolaşıma soktular. Bunu sosyal medyada tıpkı bir 'Meksika dalgası' gibi büyüterek köpürttüler ve Türkiye'nin gündemine sahte bir gündem dayatmaya çalıştılar."

15 TEMMUZ GECESİ ÖLÜMÜNE YAYIN

Turkuvaz Medya'nın yayın politikasının önemine değinen Abdurrahman Şimşek, "Tamam da, Sayın Cumhurbaşkanı Turkuvaz Medya'nın yayın politikasını biliyor. Bakın, FETÖ'yle mücadelede ben bu Turkuvaz Medya'da 2003 yılından beri çalışıyorum. 15 Temmuz gecesi siz eski binada yayındayken üzerinizde helikopterler uçuyor, aşağı inmeye çalışıyordu. Darbe gecesi Mehmet Karataş tankların üzerine çıktı. Ben de Balmumcu'daki binadaydım. Biz o gece yayınlarımızı asla bırakmadık, ölümüne yayın yaptık." sözleriyle o geceki kararlılığı aktardı.

SERHAT ALBAYRAK VE ÖZEL İSTİHBARATIN MİSYONU

FETÖ ile mücadelenin kurumsal bir kararlılıkla yürütüldüğünü belirten Şimşek, açıklamalarına şöyle devam etti:

"Bu mücadele sözde ya da yalandan yapılmadı. Sabah Gazetesi bünyesinde, Türkiye'de eşi benzeri olmayan 'Özel İstihbarat Bölümü' kuruldu. Bu bölümün kurulmasını bizzat Yönetim Kurulu Başkan Vekilimiz Sayın Serhat Albayrak istedi ve başına da beni getirdi. Bana verdiği talimat netti: 'FETÖ ile mücadele dünyanın neresinde olursa olsun; ister okyanus ötesinde ister bu tarafında, bunlarla sonuna kadar mücadele edeceksiniz.'

Bu mücadele nedeniyle Amerika'da FBI bana operasyon yaptı, Alman İstihbarat Servisi peşime düştü, Yunanistan'da gözaltına alındım; Fransa ve İsveç'te hakkımda yakalama kararları var. Tüm amacımız FETÖ ile mücadele etmekti. Elbette benim tek başıma bu yayınları yapmaya gücüm yetmezdi; bu başarıyı Yönetim Kurulu Başkan Vekilimiz Sayın Serhat Albayrak'ın destekleriyle sağladık. Darbe gününden önce, henüz insanlar meydanlara çıkmamışken ve milyonlarca insan 'FETÖ' diyemiyorken, biz 3 yıl öncesinden itibaren A Haber ekranlarında bu tehlikeyi anlatıyorduk."

7 ŞUBAT VE 17-25 ARALIK SÜRECİNDEKİ DURUŞ

Geçmişteki kritik eşiklerde üstlendikleri rolü hatırlatan Abdurrahman Şimşek, "O dönemlerde dengeler çok hassastı. 7 Şubat sürecinde kimse korkudan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) lehine tek bir kelime bile edemezken, biz MİT'e sahip çıkılması gerektiğini savunduk. 17-25 Aralık yargı-polis darbe girişiminde de Zekeriya Öz'ün karşısında sonuna kadar dik durduk. Bu duruşumuz nedeniyle hakkımızda yakalama kararları çıkarıldı. 2015 yılında Sabah Gazetesi'ndeki ofisim, evim ve arabam hedef alındı. Karşılaştığımız tüm bu baskılara ve yakalama kararlarına rağmen hiçbir zaman geri adım atmadık." sözlerini aktardı.

ALGI YÖNETİMİNDE "RİNGA BALIĞI" VE "ASTROTURFING" TEKNİKLERİ

Operasyonun teknik boyutlarını açıklayan Askeri Stratejist Doç. Dr. Kemal Olçar, algı ve kitle yönetiminde kullanılan yöntemlere dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

"Algı ve kitle yönetimiyle ilgili teknik bir yöntemi açıklamak isterim. Biz buna 'Kırmızı Ringa Balığı' (Red Herring) yöntemi, yani 'dikkat dağıtma' tekniği deriz; Abdurrahman Bey de bu işleri yakinen bilir. Bu yöntemde, av köpeklerinin ya da atların dikkatini dağıtmak için yollarına çok tuzlanmış ve yoğun kokulu balıklar bırakılır. Hayvanlar gitmeleri gereken asıl hedefi bırakıp bu sahte kokunun peşinden giderler. Türkiye'de bu teknik çok sık kullanılıyor. Az önce ismini vermeden bahsettiğiniz kadın gibi figürler ortaya yapay bir koku, yani sahte bir gündem salıyor ve herkes onun peşinden sürükleniyor. Bu son derece tehlikeli ve manipülatif bir yaklaşımdır."

YAPAY TABAN DESTEĞİ: ASTROTURFING

Doç. Dr. Kemal Olçar, sosyal medyada oluşturulan sahte kamuoyu algısına da değinerek açıklamalarını şöyle sürdürdü:

"Bir diğer tehlikeli sistem ise 'Astroturfing' (yapay çim köklendirme) yöntemidir. Bu sistem, sanki bir konunun ya da kişinin arkasında geniş bir kitle ve organik bir taban desteği varmış gibi bir algı yaratır. Aslında söz konusu kadının tabanda zerre kadar desteği yoktur; ancak Astroturfing yöntemini kullanarak sanki arkasında büyük bir halk desteği varmış imajı çiziyorlar. Bunları özellikle vurguluyorum çünkü bu operasyonların arkasında sıradan kişiler değil, bu teknikleri profesyonelce uygulayan ekipler var."

PSİKOLOJİK HARP TEKNİKLERİ VE "BÜYÜK YALAN" PROPAGANDASI

Psikolojik harp tekniklerinin çeşitliliğine ve tehlikelerine vurgu yapan Askeri Stratejist Doç. Dr. Kemal Olçar, "Bir diğer yöntem ise 'Ad Hominem', yani doğrudan kişiliğe saldırı tekniğidir. Bu yöntemde karşı tarafın fikirlerinin hiçbir önemi yoktur. Örneğin; Cemil Barlas'a ya da Canan Hanım'a saldırmak istediğinizde, ortaya koydukları fikirler ne kadar mükemmel ve değerli olursa olsun, bunları tamamen görmezden gelirsiniz. Fikirleri bir kenara iterek yalnızca hedef aldığınız kişinin kimliğine, karakterine ve başka yönlerine saldırırsınız." İfadelerini kullandı.

TOPLUMSAL ALGI NASIL YÖNLENDİRİLİYOR?

Operasyonların sinsi ilerleyişine ve Nazi Almanyası'nın propaganda yöntemlerine değinen Doç. Dr. Kemal Olçar, şu çarpıcı tespitlerde bulundu:

"Bir de herkesin yakından bildiği 'Haşlanmış Kurbağa' yöntemi vardır. Bu, bir durumu topluma aşamalı olarak kabul ettirme tekniğidir. Süreci ufak ufak, hissettirmeden ve zamana yayarak yürütürler. Nitekim Abdurrahman Bey'in de belirttiği gibi; önce ağırdan alıp küçük adımlarla zemin hazırladılar, ardından da asıl bombayı patlattılar. Tüm bu yöntemlerin yanı sıra, Nazi Almanyası'nın Propaganda Bakanı Goebbels'in literatüre kazandırdığı 'Büyük Yalan' tezi de devreye sokuluyor. Goebbels, 'Öyle büyük bir yalan söyleyin ki, insanlar bunun yalan olabileceğine ihtimal dahi vermesin, muhakkak doğrudur desinler' der. Bu teorinin ikinci aşaması ise yalanı periyodik olarak sürekli tekrarlamaktır. Ortaya atılan o büyük yalan durmaksızın tekrarlandığında, bir süre sonra kamuoyu artık ona inanmaya başlar."

GEZİ PARKI'NDAN 15 TEMMUZ HAİN DARBE GİRİŞİMİNE

Geçmişteki toplumsal ve siyasi olaylar üzerinden örnekler veren Olçar, "Yakın geçmişimize baktığımızda bu tekniklerin izlerini net bir şekilde görebiliriz. Örneğin Gezi olayları sürecini hatırlayalım; görünürde yeşili ve ağaçları korumakla ilgili masum bir çevre hassasiyeti vardı ancak arka planda ülkeyi karıştırmaya yönelik çok başka niyetler çıktı. Benzer şekilde, 15 Temmuz hain darbe girişimini gerçekleştiren terör odakları da kendilerini sözde 'Yurtta Sulh Konseyi' olarak adlandırdı. Bu ekip, hain kalkışmanın gecesinde bir manifesto hazırladı ve bunu maalesef TRT ekranlarında zorla okuttular." açıklamalarıyla tehlikenin boyutlarına dikkat çekti.

Kaynağa Git

İlgili Haberler