Niyazi Okumuş
İşten atılan Nestle işçisi
15 yıllık Nestle çalışanıyım. Son zamanlarda yönetim tarafından aşırı bir baskıya maruz kalıyorduk. Tutulan tutanaklar, alınan savunmalar verilen ihtarlar hava da uçuyordu ama yanımızda duran bir sendikacı ve sendika yöneticisi yoktu. Olması da imkansız. Sendika yönetiminde genel sekreter olarak bulunan arkadaş fabrikada takım liderliği yapıyor, o da işçiyi korumak yerine fabrika tarafını tercih ediyor. Bu yaşananların sonucunda işlerin azaldığını öne sürerek benimle birlikte Nestle tam 22 kişiyi işten çıkardı. Bunu da fabrika dışında bir mekan tutarak yaptı. Sendikacı arkadaşlar da bu mekanın dışında gelenleri karşıladı bizlerle muhatap olmadılar. Bizi değil, patronu tercih ettiler.
Sendikacı mafyavari söylemlerde bulunuyor
Yaşanan bu olayları sosyal medyada paylaşmaya başladık. İlk yorum Tek Gıda İş Karacabey NESTLE Şube Başkanı Ergün Çarıkçı’dan geldi. Harfi harfine yazıyorum; “Bize yalan yanlış yazacağına dön de bir kendine bak. Masum ayaklarını bırak. Kendi işini adam gibi yapsaydın, kaytarmasaydın. Süs köpeğine gelince, yerim yurdum belli. Elinde ne varsa gelirsin görüşürüz. Ama nerede o yürek sende. Elbet yazdıklarını yediririm” diyor.
Tabi kendisinin 2014 yılında işten atıldığı unutulmuş. Otobüs altlarında yattığı, 15 ay çadırlarda yaşadığı, evine ekmek götüremediği günler de oldu. Ama biz hep onların yanında durduk. Onlar dışarıda biz içeride. Onların işe alınması için uğraştık. Hatta onlar için şu anki sendikaya geçtik ve geri dönüşlerimizi sağladık. Şimdi sıra onlara geldi. Hem de bizim gibi kelle koltukta işinden olurmuşum korkusuyla değil, şube başkanı sıfatıyla bize destek olacaklarına, arkamızda duracaklarına mafyavari söylemlerde bulunuyor. Benim bunları yazmamdaki amaç kendim değil geride kalan arkadaşlar için. Eğer susmaya devam ederlerse çok iyi biliyorlar sıra onlara da gelecek. Çünkü anladığımız bu çıkışlar devam edecek ve peyderpey kıdemli işçi arkadaşlarımızı çıkartıp önümüzdeki yılda işçi ihtiyacımız var diyerek ucuz çalıştırabileceği yeni işçiler alınacak.
Bizi burada asıl yaralayan işverenin bizi işten çıkartmasından daha çok sendikacıların patronlarla birlikte hareket edip, organize bir şekilde bizim işten çıkartılmamız. Üstüne bir de patron ağzıyla sendikacının ‘sizde çalışsaydınız’ demesi tam anlamıyla abesle iştigal etmek oluyor. Bizim durumumuz ilk olabilir ama son değil. Şimdi içerideki çalışanlara, “Herkes akıllı olsun işinizden olursunuz” korkusu salınıyor.