Ana içeriğe geç

Ermenistan Seçimleri: Paşinyan'ın zaferi, rövanşist cephenin direnci ve Güney Kafkasya'da yeni dönemin sınavı

Prof. Dr. Aygün Attar, 7 Haziran Ermenistan seçimlerini değerlendirdi. Attar, Paşinyan'ın zaferiyle Güney Kafkasya'da yeni dönemin nasıl şekillenebileceğini yazdı.

Ermenistan Seçimleri: Paşinyan'ın zaferi, rövanşist cephenin direnci ve Güney Kafkasya'da yeni dönemin sınavı
Haber Global
16

Prof.Dr. Aygün Attar'ın "Ermenistan Seçimleri: Paşinyan'ın zaferi, rövanşist cephenin direnci ve Güney Kafkasya'da yeni dönemin sınavı" başlıklı yorumunda dikkat çekici tespitlerde bulundu.

Prof. Dr. Aygün Attar’ın yorumu şöyle

"7 Haziran 2026’da Ermenistan’da yapılan parlamento seçimleri, sıradan bir iktidar yarışı olarak okunamaz. Bu seçimler, Ermeni toplumunun ağır bir tarihsel kırılmadan sonra hangi yöne bakacağını, savaş sonrası gerçekliği nasıl yorumlayacağını, intikamcı siyasetle bölgesel barış arasında nasıl bir tercih yapacağını ve ülkenin dış politika eksenini hangi mantıkla şekillendireceğini gösteren önemli bir siyasi dönemeçtir.

Sandıktan çıkan tablo, Ermenistan’ın iç siyasetinde yeni bir sayfa açıldığını göstermektedir. Fakat bu sayfa temiz, rahat ve sorunsuz bir sayfa olarak görünmemektedir. Üzerinde savaşın gölgesi, Karabağ macerasının çöküşü, Rusya’ya bağımlılığın ağır mirası, Batı’dan beklentilerin belirsizliği, Azerbaycan ile barış sürecinin hukuki zorlukları ve Türkiye ile normalleşmenin stratejik şartları bulunmaktadır.

Merkezi Seçim Komisyonu’nun güncellenmiş ön verilerine göre, ülkedeki 2005 sandığın tamamının işlenmesinden sonra Başbakan Nikol Paşinyan’ın liderliğindeki “Sivil Sözleşme” Partisi 727 bin 160 oy alarak yüzde 49,825 oranına ulaşmıştır. Samvel Karapetyan’ın “Güçlü Ermenistan” bloku 340 bin 88 oyla yüzde 23,281 seviyesinde kalmıştır. Eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın “Ermenistan” bloku 145 bin 113 oy, yani yüzde 9,934 almıştır. Gagik Tsarukyan’ın “Müreffeh Ermenistan” Partisi ise 58 bin 378 oy ve yüzde 3,996 oranıyla yüzde 4’lük seçim barajının hemen eşiğinde kalmıştır.

Katılım oranının yaklaşık yüzde 59 düzeyinde olması da ayrıca dikkat çekicidir. Bu oran, Ermeni seçmenin sandığa devrimci bir heyecanla gitmediğini, ülkenin kritik bir kavşakta bulunduğunun farkında hareket ettiğini göstermektedir. Sandık, coşkunun yerine korkuların, hesapların, hayal kırıklıklarının ve gelecek arayışının aynası olmuştur.

Seçimin en açık sonucu şudur: Nikol Paşinyan iktidarını korumuştur. “Sivil Sözleşme” Partisi, parlamentoda hükümeti kendi gücüyle kurabilecek bir çoğunluğa ulaşma imkânı elde etmiştir. Bu durum Paşinyan’a yeni kabineyi oluşturma, yasama gündemini belirleme, devlet yönetimini kendi çizgisi doğrultusunda sürdürme ve dış politikada mevcut yönelimi devam ettirme gücü vermektedir.

Fakat bu zaferin sınırları vardır. Paşinyan, Ermenistan’ın devlet sistemini kökten dönüştürecek anayasal çoğunluğa sahip bulunmamaktadır. Bu nokta son derece önemlidir. Çünkü Ermenistan-Azerbaycan barış sürecinin merkezinde diplomatik metinler, sınır görüşmeleri ve ulaşım hatlarıyla beraber Ermenistan Anayasası’ndaki siyasi ve hukuki sorunlar yer almaktadır. Meselenin kalbi buradadır.

Azerbaycan açısından kalıcı barışın temel şartı açıktır: Ermenistan’ın siyasi-hukuki düzeninde Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne karşı yorumlanabilecek hiçbir iddia, ima veya tarihsel revizyonizm kalmamalıdır. Barış anlaşması, gelecekte yeniden çatışma üretecek bir metne dönüşmemelidir. Bu nedenle anayasal düzenleme meselesi, teknik bir hukuk başlığından ziyade Güney Kafkasya’nın güvenlik mimarisinin temel taşıdır.

Paşinyan seçimleri kazanmıştır, fakat eski Ermenistan’ın bütün kurumlarını, mitlerini ve psikolojik reflekslerini bir gecede tasfiye edecek güce sahip bulunmamaktadır. Başbakan olarak kazanmıştır; yeni Ermenistan’ın mimarı olarak sınavı devam etmektedir.

Bu seçimlerde Ermeni toplumu romantik bir tercihte bulunmadı. Seçmen, ülkenin geleceğini ideolojik sloganlardan çok risk hesabına göre değerlendirdi. Paşinyan’ın şahsı Ermenistan toplumunun tamamında büyük bir güven ve heyecan üretmiş sayılmaz. 2020 savaşının yenilgisi, 2023 sonrası Karabağ projesinin nihai çöküşü, bölgesel gerçekliklerin kabul edilmesi, muhalefetin “teslimiyet” suçlamaları ve iç politikadaki sertleşme Paşinyan’ın omuzlarında ağır bir yük olarak durmaktadır.

Buna rağmen toplumun önemli bir kısmı eski elitlerin dönüşünü daha büyük risk olarak görmüştür. Robert Koçaryan, Serj Sarkisyan çizgisi, Samvel Karapetyan’ın temsil ettiği oligark sermaye çevreleri ve Rusya’ya yakın siyasal bloklar, seçmen nezdinde istikrar yerine geçmişe dönüş ihtimalini temsil etmiştir. Bu geçmiş; yolsuzluk, savaş ekonomisi, Karabağ üzerinden iç mobilizasyon, komşularla düşmanlık ve Moskova’ya bağımlılık anlamına gelmektedir.

Bu bakımdan sandık sonucu, Ermeni toplumunun Paşinyan’a sınırsız sevgi gösterdiği anlamına gelmez. Daha doğru tespit şudur: Ermeni seçmen, eski düzenin yeniden sahneye çıkmasına izin vermek istememiştir. Paşinyan’a verilen oyların önemli bir kısmı, onun liderliğine duyulan kayıtsız şartsız güvenin sonucu olmaktan çok, alternatifin daha tehlikeli görülmesinin sonucudur.

Seçimlerin ikinci büyük sonucu, Rusya yanlısı ve revanşist muhalefetin iktidarı alamaması, fakat parlamentoda ciddi bir direnç merkezi haline gelmesidir. Samvel Karapetyan’ın “Güçlü Ermenistan” bloku ikinci sıraya yerleşerek Ermenistan siyasetinde güçlü bir muhalefet odağı oluşturmuştur. Robert Koçaryan’ın bloku da savaş sonrası dönemde intikamcı ve eski rejimci söylemin hâlâ belirli bir toplumsal tabana sahip olduğunu ortaya koymuştur.

Bu tablo şu anlama gelmektedir: Ermenistan’da revanşizm yenilmiştir, fakat tasfiye edilmemiştir. Eski Karabağ ideolojisi siyasi iktidarı geri alamamıştır, fakat parlamentoda, medyada, kilise çevrelerinde, diaspora ağlarında ve Rusya bağlantılı yapılar üzerinden etkisini sürdürme kapasitesine sahiptir.

Bu muhalefetin önümüzdeki dönemde üç temel strateji izlemesi beklenebilir. Birincisi, seçim sonuçlarının meşruiyetini tartışmaya açmak ve Paşinyan iktidarını sürekli baskı altında tutmak.

İkincisi, Paşinyan’ı “Batı’nın projesi” olarak sunmak ve onun politikalarını Ermenistan’ın egemenliğine karşı tehdit gibi göstermek.

Üçüncüsü, Azerbaycan ile imzalanacak her türlü barış anlaşmasını “teslimiyet” söylemiyle hedef almak.

Bu nedenle Ermenistan Parlamentosu önümüzdeki dönemde yasama organı olmanın ötesine geçecektir. Aynı zamanda savaş ile barış, geçmiş ile gelecek, Moskova ile Batı, bölgesel gerçekçilik ile tarihsel hayalcilik arasında sert bir psikolojik mücadelenin sahnesine dönüşecektir.

Azerbaycan açısından seçim sonucu temkinli iyimserlik doğuran, fakat bütün riskleri ortadan kaldırmayan bir tablodur. Olumlu tarafı, Ermenistan’da iktidarın barış müzakerelerini sürdüren siyasi güçte kalmasıdır. Çünkü Ermenistan’da iktidar, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanıma çizgisine gelen, Almatı Deklarasyonu mantığını kabul eden, barış anlaşması yönünde müzakere yürüten ve bölgesel ulaşım hatlarının açılması konusunda Batı destekli süreçlere katılan siyasi güçte kalmıştır.

Eksiktir; çünkü Paşinyan anayasal meseleyi çözebilecek sınırsız parlamento gücüne sahip bulunmamaktadır. Bu durum, barış sürecinin en hassas başlığını açıkta bırakmaktadır.

Azerbaycan için mesele artık sözlerin estetiği aşamasından çıkmış, hukuki kesinlik alanına taşınmıştır. Bakü, Erivan’ın açıklamalarından çok hukuki belgelere, anayasal düzenlemelere, fiili adımlara ve geri dönülemez taahhütlere bakacaktır. Diplomatik nezaket dönemi kendi yerini hukuki kesinlik dönemine bırakmıştır.

8 Ağustos 2025’te Washington’da Azerbaycan, Ermenistan ve ABD arasında ortaya çıkan süreç bu bakımdan stratejik önem taşımaktadır. Tarafların barış ve devletlerarası ilişkiler anlaşması metni üzerinde ilerleme sağlaması, AGİT Minsk Grubu mantığının kapatılmasına yönelik tutum, bölgesel ulaşım hatlarının açılması ve Azerbaycan’ın ana kara parçası ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında kesintisiz bağlantı fikri Güney Kafkasya’da yeni bir jeoekonomik dönemin kapısını aralamıştır.

Bu çerçevede TRIPP, yani “Trump Route for International Peace and Prosperity” projesi bir ulaşım hattının çok ötesindedir. Bu proje, Azerbaycan’ın uzun yıllardır gündemde tuttuğu kesintisiz bağlantı ve Zengezur güzergâhı yaklaşımının yeni uluslararası çerçevede ele alınması bakımından dikkat çekicidir. Bu hat gerçekleşirse, Güney Kafkasya kapalı coğrafyadan açık transit bölgeye dönüşebilir. Ermenistan ise ilk kez kendi komşularıyla düşmanlık yerine bağlantı ve ticaret üzerinden değer kazanma imkânı elde edebilir.

Ancak burada belirleyici soru şudur: Erivan bu süreci gerçekten bölgesel barış projesi olarak mı görecek yoksa Batı ile pazarlıkta yeni bir taktik araç olarak mı kullanacaktır? Azerbaycan’ın dikkatli olması gereken nokta tam da burasıdır.

Türkiye bakımından Ermenistan seçimleri, Güney Kafkasya’da normalleşme sürecinin devamı açısından önemlidir. Ankara, uzun süredir Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesini, sınırların açılmasını, ticaretin başlamasını ve bölgesel ulaşım ağlarının kurulmasını stratejik bir perspektif olarak görmektedir. Ancak Türkiye bu süreci hiçbir zaman Azerbaycan’dan bağımsız ele almamıştır.

Türkiye-Azerbaycan ilişkileri artık klasik müttefiklik düzeyini aşmış, stratejik kader ortaklığına dönüşmüştür. Şuşa Beyannamesi ile kurumsallaşan bu çizgi, Ankara’nın Ermenistan politikasında da belirleyici çerçevedir. Türkiye, Ermenistan ile normalleşmek ister; fakat bu normalleşme Azerbaycan’ın güvenlik çıkarlarını, toprak bütünlüğünü ve barış anlaşması şartlarını zayıflatacak biçimde ilerleyemez.

Son dönemde Türkiye ile Ermenistan arasında bazı pratik adımların atıldığı görülmektedir. Doğrudan ticaretin önünün açılmasına yönelik kararlar, teknik görüşmeler, tarihi Ani Köprüsü’nün restorasyonu gibi sembolik ve pratik başlıklar, Ankara’nın kapıyı tamamen kapatmadığını göstermektedir. Fakat o kapının anahtarı hâlâ Bakü-Erivan barış sürecindedir.

Erivan bu gerçeği doğru okumak zorundadır. Türkiye ile kalıcı normalleşmenin yolu Azerbaycan ile dürüst, hukuki ve nihai barıştan geçmektedir. Erivan, bir yandan Bakü ile temel meseleleri çözümsüz bırakıp diğer yandan Ankara ile tam normalleşme bekleyemez. Güney Kafkasya’da artık eski diplomatik oyunların devri kapanmıştır.

Diğer taraftan, Türkiye açısından bu seçimler, Karadeniz’den Hazar’a, Orta Asya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan geniş jeopolitik hatta yeni güç dengelerinin oluştuğu bir döneme denk gelmiştir. Küresel sistemde enerji güvenliği, ulaştırma koridorları, tedarik zincirleri, Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle daralan manevra alanı, Çin’in Kuşak ve Yol stratejisi, Avrupa’nın alternatif enerji ve lojistik arayışı ve Türk dünyasının artan jeopolitik ağırlığı Güney Kafkasya’yı artık çevre bölge konumundan çıkarıp merkezî bir bağlantı alanına dönüştürmektedir. Ankara’nın bakışına göre Ermenistan’ın gerçek çıkarı, dış güçlerin rekabetinde ileri karakol rolü üstlenmekten ziyade Azerbaycan ve Türkiye ile barışarak Orta Koridor’un doğal parçası haline gelmesidir. Böyle bir tercih, Ermenistan’ı kapalı sınırlar, ekonomik kırılganlık ve demografik erime denkleminden çıkarabilir; Güney Kafkasya’yı ise Türk dünyası ile Avrupa arasında güvenli, üretken ve istikrarlı bir köprüye dönüştürebilir. Bu nedenle Türkiye için mesele Erivan-Ankara normalleşmesiyle beraber bölgenin savaş sonrası gerçekliğinin küresel jeoekonomik mimariye doğru şekilde yerleştirilmesidir.

Moskova bu seçimlerde doğrudan iktidar değiştirememiştir. Rusya’ya yakın kabul edilen güçlerin seçimden birinci çıkamaması, Kremlin’in Ermenistan üzerindeki eski siyasal etkisinin zayıfladığını göstermektedir. Fakat Rusya’nın Ermenistan’daki etkisi tamamen ortadan kalkmamıştır.

Rusya’nın elinde hâlâ çok sayıda araç bulunmaktadır: Gümrü’deki askeri varlık, enerji bağımlılığı, doğal gaz kartı, ticari pazar, Ermeni işçi göçmenleri, Rusya’daki Ermeni diasporası, medya ağları, kilise bağlantıları, güvenlik bürokrasisindeki eski ilişkiler ve Avrasya Ekonomik Birliği mekanizmaları.

Seçimlerden önce Moskova’nın Erivan üzerindeki baskıyı artırdığı açıktır. Ermenistan’ın Avrupa Birliği’ne yakınlaşma eğilimi, Rusya’da rahatsızlık yaratmıştır. Ermeni ürünlerine yönelik kontroller, alkol, maden suyu, meyve-sebze ve çiçek ihracatı alanındaki sınırlamalar, ekonomik baskının siyasi mesaj olarak kullanıldığını göstermektedir.

Rusya’nın yaklaşımı nettir: Ermenistan Moskova’nın çizgisinden çıkarsa bunun bedelini hissetmelidir. Ancak Rusya açısından sorun şudur: Ermeni toplumunda korku eski gücünü kaybetmiştir. 2020 ve 2023 tecrübeleri, Ermenistan’da geniş bir kesime şu kanaati kazandırmıştır: Rusya’nın güvenlik şemsiyesi kritik anda Ermenistan’ı korumamıştır.

Paşinyan’ın 2024’te Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne katılımı dondurması, bu psikolojik kopuşun kurumsal ifadesidir. Ermenistan hâlâ Rusya’ya bağımlıdır, ancak artık Rusya’yı kader olarak görmek istememektedir. Moskova’nın en büyük kaybı da budur. Nüfuz devam etmektedir, fakat meşruiyet aşınmıştır.

Seçim sonuçları Batı başkentlerinde memnuniyetle karşılanmıştır. Avrupa Birliği ve ABD, Paşinyan’ın zaferini Ermenistan’ın demokratik ve Avrupa yönelimli çizgisinin teyidi olarak görmektedir. Brüksel, Ermenistan ile ulaştırma, enerji, dijital bağlantı, reformlar ve vize serbestisi alanlarında ilişkileri geliştirmek istemektedir. Washington ise Güney Kafkasya’da barış sürecini kendi diplomatik etkisi altında şekillendirmeye çalışmaktadır.

Fakat burada çok önemli bir gerçek vardır: Batı Ermenistan’a siyasi destek verebilir, ekonomik yardım sağlayabilir, reform programları hazırlayabilir, gözlem misyonları gönderebilir, altyapı projelerine yatırım yapabilir. Fakat Batı, kısa vadede Rusya’nın Ermenistan’daki güvenlik, enerji ve ekonomik varlığının tamamını ikame edemez.

Bu nedenle Paşinyan’ın “denge” söylemi taktik açıdan anlaşılabilir. Ermenistan bir gecede Rusya’dan kopamaz. Fakat stratejik yönelim değişmektedir. Erivan artık Moskova’nın tek merkezli vesayet düzeninden çıkmaya çalışmakta, Batı ile ilişkileri bir güvenlik ve modernleşme alternatifi olarak geliştirmektedir.

Ancak Batı’nın da burada ciddi bir sorumluluğu vardır. Eğer Batı, Ermenistan’ı Rusya’ya karşı jeopolitik bir kart olarak kullanırsa, Güney Kafkasya’da yeni bir kriz hattı doğar. Eğer Batı, Ermenistan’ı Azerbaycan ve Türkiye ile barışa, sınırların açılmasına, ulaşım hatlarının kurulmasına ve ekonomik entegrasyona teşvik ederse, bölge için tarihi bir fırsat doğabilir.

Ermenistan’ın Batı yönelimi, bölgesel barışla birleşirse anlamlıdır. Aksi halde eski bağımlılığın adı değişir, hastalık devam eder.

Bugünkü Ermenistan’ın en büyük çelişkisi şudur: Toplum savaş istememektedir, fakat barışın bütün sonuçlarını kabul etmeye henüz psikolojik olarak hazır sayılmaz. Seçmen istikrar istemektedir, fakat eski mitlerin tamamen tasfiye edilmesine karşı ciddi direnç vardır. Devlet açılmak istemektedir, fakat siyasi kültür hâlâ kapalı kuşatma psikolojisinin etkisindedir.

Bu çelişki çözülmeden Ermenistan tam anlamıyla öngörülebilir, rasyonel ve bölgesel sisteme entegre olmuş bir devlet kimliği kazanamaz. Çünkü normal devlet olmak, komşularının toprak bütünlüğünü tartışmasız tanımayı, sınırların değişmeyeceğini kabul etmeyi, tarihsel hayalleri dış politikanın merkezinden çıkarmayı ve ekonomik kalkınmayı çatışma yerine iş birliği üzerinden kurmayı gerektirir.

Paşinyan’ın önündeki asıl sınav budur. Seçimleri kazanmak siyasetin kolay kısmıdır. Toplumu yeni gerçekliğe ikna etmek, anayasayı buna uygun hale getirmek, muhalefetin sabotajını yönetmek, Moskova’nın baskısını dengelemek, Batı’nın beklentilerini gerçekçi zemine çekmek ve Azerbaycan ile nihai barışı imzalamak çok daha zor bir süreçtir.

Önümüzdeki aylarda Ermenistan siyasetinde beş temel gelişme beklenebilir.

Birincisi, Paşinyan yeni hükümeti kurarak seçim zaferini kurumsal iktidara dönüştürmeye çalışacaktır. Bu süreçte güvenlik, ekonomi, dış politika ve anayasal reform başlıkları ön plana çıkacaktır.

İkincisi, muhalefet seçim sonuçlarını tartışmaya açmaya, sokak baskısı oluşturmaya ve parlamentoda Paşinyan’ın manevra alanını daraltmaya çalışacaktır. Özellikle barış anlaşması konusu, muhalefetin ana saldırı başlığı olacaktır.

Üçüncüsü, Azerbaycan ile barış sürecinde yeni temaslar yoğunlaşacaktır. Bakü, Erivan’dan açık, hukuki ve geri dönülemez adımlar bekleyecektir. Paşinyan’ın açıklamaları kadar anayasal ve diplomatik hamleleri de belirleyici olacaktır.

Dördüncüsü, Türkiye ile normalleşme süreci kontrollü biçimde ilerleyecektir. Ankara, Ermenistan’a kapıyı açık tutacak; fakat Azerbaycan’ın çıkarlarıyla tam uyumu koruyacaktır.

Beşincisi, Rusya ekonomik ve siyasi baskı araçlarını kullanarak Ermenistan’ın Batı’ya yönelmesini yavaşlatmaya çalışacaktır. Moskova’nın Ermenistan’da tamamen geri çekilmesi beklenmemelidir. Aksine, daha sofistike, daha dolaylı ve daha sert araçlarla etkisini sürdürmeye çalışması muhtemeldir.

7 Haziran seçimleri Ermenistan’da bir dönemi kapatmamıştır; fakat yeni dönemin kapısını aralamıştır. Paşinyan iktidarını korumuştur, fakat mutlak serbestlik elde etmemiştir. Revanşist muhalefet iktidarı alamamıştır, fakat etkisiz hale gelmemiştir. Azerbaycan daha öngörülebilir bir muhatapla karşı karşıyadır, fakat nihai hukuki garantileri henüz almış sayılmaz. Türkiye normalleşme için yeni imkânlar görmektedir, fakat Bakü ile stratejik eşgüdümden vazgeçmeyecektir. Batı siyasi kazanç elde etmiştir, fakat bu kazancı barışa dönüştürme sorumluluğu taşımaktadır. Rusya ise etki kaybetmiştir, fakat bölgeyi istikrarsızlaştırabilecek araçlarını hâlâ elinde tutmaktadır.

Ermenistan bugün sert ve açık bir tercih eşiğindedir: Ya komşularıyla barışarak Güney Kafkasya’nın ekonomik, ulaşım ve enerji mimarisine katılacak ya da dış güçlerin rekabet alanı olarak iç krizler, ekonomik kırılganlık ve demografik zayıflama döngüsünde kalacaktır.

Azerbaycan ve Türkiye açısından temel ilke değişmemiştir: Bölgede barış mümkündür, fakat bu barış ancak gerçeklerin kabulü, toprak bütünlüğüne saygı, anayasal iddiaların ortadan kaldırılması, ulaşım hatlarının açılması ve dış müdahale mekanizmalarının etkisizleştirilmesiyle kalıcı olabilir.

Paşinyan seçimleri kazanmıştır. Şimdi asıl mesele Ermenistan’ın savaş sonrası gerçekliği kazanıp kazanamayacağıdır. Çünkü sandıkta çoğunluk elde etmek başka şeydir; tarihin yanlış rotasından dönmek bambaşka bir irade ister. Güney Kafkasya’nın geleceği de artık bu iradenin ne kadar samimi, ne kadar cesur ve ne kadar hukuki temele dayalı olacağını gösterecektir.

Paşinyan’ın önündeki asıl sınav budur. Seçimleri kazanmak siyasetin kolay kısmıdır. Toplumu yeni gerçekliğe ikna etmek, anayasayı buna uygun hale getirmek, muhalefetin sabotajını yönetmek, Moskova’nın baskısını dengelemek, Batı’nın beklentilerini gerçekçi zemine çekmek ve Azerbaycan ile nihai barışı imzalamak çok daha zor bir süreçtir.

Önümüzdeki aylarda Ermenistan siyasetinde beş temel gelişme beklenebilir.

Birincisi, Paşinyan yeni hükümeti kurarak seçim zaferini kurumsal iktidara dönüştürmeye çalışacaktır. Bu süreçte güvenlik, ekonomi, dış politika ve anayasal reform başlıkları ön plana çıkacaktır.

İkincisi, muhalefet seçim sonuçlarını tartışmaya açmaya, sokak baskısı oluşturmaya ve parlamentoda Paşinyan’ın manevra alanını daraltmaya çalışacaktır. Özellikle barış anlaşması konusu, muhalefetin ana saldırı başlığı olacaktır.

Üçüncüsü, Azerbaycan ile barış sürecinde yeni temaslar yoğunlaşacaktır. Bakü, Erivan’dan açık, hukuki ve geri dönülemez adımlar bekleyecektir. Paşinyan’ın açıklamalarından ziyade anayasal ve diplomatik hamleleri belirleyici olacaktır.

Dördüncüsü, Türkiye ile normalleşme süreci kontrollü biçimde ilerleyecektir. Ankara, Ermenistan’a kapıyı açık tutacak; fakat Azerbaycan’ın çıkarlarıyla tam uyumu koruyacaktır.

Beşincisi, Rusya ekonomik ve siyasi baskı araçlarını kullanarak Ermenistan’ın Batı’ya yönelmesini yavaşlatmaya çalışacaktır. Moskova’nın Ermenistan’da tamamen geri çekilmesi beklenmemelidir. Aksine, daha sofistike, daha dolaylı ve daha sert araçlarla etkisini sürdürmeye çalışması muhtemeldir.

O yüzden, 7 Haziran seçimleri Ermenistan’da bir dönemi kapatmamıştır; fakat yeni dönemin kapısını aralamıştır. Paşinyan iktidarını korumuştur, fakat mutlak serbestlik elde etmemiştir. Revanşist muhalefet iktidarı alamamıştır, fakat etkisiz hale gelmemiştir. Azerbaycan daha öngörülebilir bir muhatapla karşı karşıyıdır, fakat nihai hukuki garantileri henüz tam olarak almış sayılmaz. Türkiye normalleşme için yeni imkânlar görmektedir, fakat Bakü ile stratejik eşgüdümden vazgeçmeyecektir. Batı siyasi kazanç elde etmiştir, fakat bu kazancı barışa dönüştürme sorumluluğu taşımaktadır. Rusya ise etki kaybetmiştir, fakat bölgeyi istikrarsızlaştırabilecek araçlarını hâlâ elinde tutmaktadır.

Ermenistan bugün sert ve açık bir tercih eşiğindedir: Ya komşularıyla barışarak Güney Kafkasya’nın ekonomik, ulaşım ve enerji mimarisine katılacak ya da dış güçlerin rekabet alanı olarak iç krizler, ekonomik kırılganlık ve demografik zayıflama döngüsünde kalacaktır.

Azerbaycan ve Türkiye açısından temel ilke değişmemiştir: Bölgede barış mümkündür, fakat bu barış ancak gerçeklerin kabulü, toprak bütünlüğüne saygı, anayasal iddiaların ortadan kaldırılması, ulaşım hatlarının açılması ve dış müdahale mekanizmalarının etkisizleştirilmesiyle kalıcı olabilir.

Paşinyan seçimleri kazanmıştır. Ancak asıl sınav sandıkta elde edilen çoğunluğu savaş sonrası gerçekliğin kabulüne, anayasal düzenlemeye, Azerbaycan ile nihai barışa ve Türkiye ile kontrollü normalleşmeye dönüştürme iradesinde ortaya çıkacaktır. Güney Kafkasya’nın geleceği artık bu iradenin ne kadar samimi, ne kadar cesur ve ne kadar hukuki temele dayalı olacağını gösterecektir."

Kaynağa Git

İlgili Haberler