Ünlü fizikçi ve nükleer güvenlik uzmanı LauraGrego, tam da bu kritik dönemeçte, nükleer yarışın uzaya taşınmasının olası sonuçları hakkında dikkat çekici bir uyarı paylaştı. The Guardian'da kaleme aldığı yazıda Grego, uzayın giderek militarize edilmesinin dünyayı yeni bir "kıyamet sistemi" ile karşı karşıya bırakabileceğini savunuyor. Grego'ya göre özellikle uydu mega-takımyıldızlarının yaygınlaşması ve uzay tabanlı silah projelerinin hız kazanması, küresel nükleer güvenlik dengelerini kökten değiştirebilir.
En Büyük Endişe: Uzaya Yerleştirilecek Nükleer Silahlar
Grego'nun en büyük endişesi ise Rusya'nın geliştirdiği öne sürülen uzay tabanlı uydu karşıtı (ASAT) nükleer silah sistemi. ABD istihbarat kaynaklarının daha önce gündeme getirdiği iddialara göre Rusya, yörüngeye yerleştirilecek ve gerektiğinde uzayda patlatılabilecek nükleer bir sistem üzerinde çalışıyor. Eğer bu iddialar doğruysa, bu durum uzayda nükleer silah bulundurmayı yasaklayan 1967 tarihli Uzay Antlaşması'nın (Outer Space Treaty) açık bir ihlali anlamına geliyor.
Aslında yaygın kanının aksine uzayda tüm silahlar yasaklanmış değil. 1967 tarihli anlaşma yalnızca nükleer silahların ve diğer kitle imha silahlarının Dünya yörüngesine yerleştirilmesini yasaklıyor. Bunun dışında nükleer enerjiyle çalışan uydular ya da kıtalararası balistik füzelerin uzaydan geçmesi gibi faaliyetler uluslararası hukuka aykırı kabul edilmiyor. Bu yüzden Grego'ya göre yörüngeye kalıcı olarak nükleer silah yerleştirilmesi, bugüne kadar büyük ölçüde tartışma konusu bile olmayan kritik bir kırmızı çizginin aşılması anlamına gelir.
Uzaydaki Bir Nükleer Patlama Binlerce Uyduyu Etkileyebilir
Ancak asıl büyük tehlike bununla sınırlı değil. Yüksek irtifada gerçekleştirilecek bir nükleer patlama, Dünya'yı çevreleyen Van Allen radyasyon kuşaklarına büyük miktarda yüksek enerjili parçacık ekleyebilir. Alçak Dünya yörüngesinde görev yapan uydular bu radyasyon kuşaklarından sürekli geçtiği için, radyasyon seviyesindeki artış uyduların tasarlanan ömürlerini önemli ölçüde kısaltabilir ve çok sayıda sistemin zaman içinde arızalanmasına yol açabilir.
Bu etkinin en önemli özelliği ise tamamen ayrım gözetmeden gerçekleşmesi. Böyle bir patlama yalnızca hedef alınan uyduları değil, aynı yörüngedeki dost ve düşman ayrımı olmaksızın çok sayıda uyduyu etkileyebilir. Bugün iletişimden navigasyona, hava tahminlerinden finans sistemlerine kadar pek çok kritik altyapının uydulara bağlı olduğu düşünüldüğünde, bunun etkileri dünya genelinde hissedilebilir.
Starfish Prime Testi Bugün Tekrarlansa Sonuçları Çok Daha Ağır Olabilir
Ancak Grego'ya göre bugün tablo tamamen farklı. O dönemde yalnızca birkaç düzine uydu bulunurken, bugün sadece alçak Dünya yörüngesinde faaliyet gösteren uydu sayısı yaklaşık 7 bine ulaşmış durumda. Buna SpaceX'in Starlink ağı gibi dev uydu takımyıldızları da eklendiğinde, benzer bir patlamanın etkileyebileceği uydu sayısı geçmişe kıyasla katbekat daha fazla olabilir.
Grego'ya göre yörüngede bekleyen bir nükleer silah yalnızca kullanılma ihtimali nedeniyle değil, kendi varlığıyla da ciddi riskler oluşturuyor. Uzaya yerleştirilen bir nükleer silah düzenli olarak bakım yapılamayan, fiziksel olarak denetlenemeyen ve gerektiğinde kolayca geri getirilemeyen bir sistem hâline geliyor. Buna ek olarak uzay çöpleriyle çarpışma, teknik arızalar veya komuta-kontrol sistemlerine yönelik siber saldırılar gibi senaryolar da bu tür silahları daha tehlikeli hâle getirebilir.
Grego, Rusya hakkında ortaya atılan iddiaların doğru olmamasını umduğunu söylese de, böyle bir ihtimalin bile uluslararası toplum tarafından ciddiye alınması gerektiğini vurguluyor. Özellikle nükleer cephaneliklerin yeniden büyümeye başladığı bir dönemde,uzayın yeni bir nükleer rekabet alanına dönüşmesi, küresel güvenlik açısından son yılların en önemli risklerinden biri olarak görülüyor.