Ana içeriğe geç

Tarih tekerrür mü ediyor?

Tarık Sezai Karatepe 'Tarih tekerrür mü ediyor?' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Tarih tekerrür mü ediyor?
Yeni Akit Gazetesi
16

İşte Tarık Sezai Karatepe'nin kaleme aldığı o yazı;

Trabzon Rum imparatoru Kommenos’un kızı Destina ile evlenen Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmet Trabzon seferine çıkınca, kayınpederinin ülkesini kurtarmak ister.

Annesi Sara Hatun’u, Fatih’e elçi olarak gönderir. Fatih, Uzun Hasan’ın annesine büyük hürmet gösterir.

Sara Hatun der ki: “Hey oğul, bir Trabzon için bunca zahmetler çekmek nedir?”

Fatih, tarihe geçen şu cevabı verir:

“Ana ana, bu zahmetler Trabzon için mi sanırsın? Bütün zahmetlerimiz, ahirette Allah’ın huzurunda yüzümüz kara çıkmasın diyedir”

Çünkü Osmanlı, küresel operasyonların hedefindedir.

Doğu Roma İmparatorluğu yıkılmış, ama hücreler fırsat kollamakta; Papalık, diş bilemekte;

Karamanoğulları Beyliği ile Akkoyunlular, Trabzon Pontus Rum İmparatorluğuyla adeta bir şeytan üçgeni oluşturmaktadır.

Fatih tarihi bir sorumlulukla hareket etmektedir. Çünkü o biliyordu ki, büyümek yıkılmaya engel değildir.

Fatih’in gözünün önünden bir tarih şeridi geçer:

Büyük gayretlerle alınan Endülüs, İber Yarımadası’nda artık bir azınlık durumundadır.

Boş bırakılan, ihmal edilen alanlardan yararlanan Haçlı orduları, Endülüs Devletini bölmüş, parçalamış, sıra yutmaya gelmiştir.

Hz. Ömer’in fethettiği Diyarbakır ve Azerbeycan toprakları, batıni sapkınların küresel güçlerle ittifakına maruz kalmaktadır.

Hz. Osman döneminde fethedilen Kıbrıs, gün geçmiyor ki, bir deniz saldırısına uğramasın.

Ruslar ve Ermeniler, an geçmiyor ki Kars Kalesi’ne hücum etmesinler.

Kars Kalesi’nin düşmesi demek, doğudan gelen Haçlı kuvvetlerinin Batıdan gelen Avrupalı Haçlılarla birleşmesi demekti.

Malazgirt Zaferi, emperyalistlerin oyununu bozmuş, Selçuklu, sadece Anadolu’yu değil, bir hinterland olarak Orta Asya’nın da güvenliğini sağlamıştı.

Haşhaşi Hasan Sabbah’ın intihar eylemcileri, Selçuklu sultanlarını şehit etmiş, gücü kırmaya çalışmıştı.

Ama “Bir ölür bin doğarız” şuurundaki müslümanlar, Selçuklu’dan bir büyük Osmanlı çıkarmayı başarmışlardı.

Ertuğrul Bey, 400 çadırdan oluşan obasını öyle organize etmişti ki, hem gelen hücumları önlüyor, hem de ittifaklar kurarak, yarma ve dalma operasyonlarıyla Bizans kantonlarının belini kırıyordu.

Eğer Timur, küresel güçlerin oyununa gelmeyip, İslam Birliği ruhuyla hareket etseydi, 10bin km öteden gelip Osmanlı’yla savaşmaz, doğudaki Çin Hindu fitnesiyle mücadele ederdi.

Düşünün ki,

Yıldırım, Üsküdar’dan Konstantinapolis’i seyretmekte, fetih planları yapmaktadır.

Timur, 20bin kişilik bir güç gönderseydi, Istanbul daha o zamandan fethedilecek, Ankara Savaşı’ndaki acılar, utanılacak manzaralar yaşanmayacaktı.

1402-1411 Fetret Dönemi, Haçlılar için bir toparlanma dönemi olmuştu.

2. Murat’ın feraseti ve cesareti sayesinde hem Osmanlı toparlanmış, hem de Fethin Mimarı’na zemin hazırlanmıştı.

Simavnalı Bedreddin, Balkanlar ve Ege havzasında mehdiliğini ilan edip, döneminin Gülen’i gibi içte çökmeye zemin hazırlamış, ama Ömer Halis Demirler, Fethi Sekinler… batıni felakete bedenleriyle engel olmuşlardı.

Simavnalı Bedreddin’in Torlak Kemal’i varsa, Osmanlı’nın da darbeye karşı koyan kahramanları vardı.

Küresel Güçlerin oyuncağı Simavnalı’nın ihanetinin tersine,

Hacı Bayram Veli, erenleriyle, Ankara havzasında bir Ahilik sistemi kurmuş, çalışan üreten ürettiğini satan bir Alperen / Mücahid kuşağı yetiştirmişti.

Hacı Bayram Veli, himmet adı altında Pensilvanya dükası oluşturan bir şempanze değil; ufuk ve basiret sahibi, doğru sözlü bir alim, bir tüccar, bir esnaf, bir ombudsmandı.

Osmanlı’nın en büyük avantajı, Hacı Bayram Veli gibi kuşatıcı bir Halk Önderine, bir aktiviste sahip olmasıydı.

Fatih, tek başına Fatih değildi. Akşemseddin’le, Gürani ile, Fenari ile, Uluğ Bey’le birlikte bir Fatih’ti.

14 yaşında padişah olmuştu; ama aldığı eğitimle, 50’lik Roma krallarına taş çıkartan bir liderdi.

Fatih, küresel güçlerin tehdidini daha tahta çıkarken farketmiş, istihbarat gücüyle önce Katolik Ortodoks ittifakını bozmuş, Ortodoks Doğu Roma’yı yardımsız ve desteksiz bırakmıştı.

Şehzade Orhan, 600 kişilik çapulcusuyla Doğu Roma surlarında ihanete ortak olmuş, 15 Temmuz’un hain generalleri gibi özyurduna ihanet etmişti.

Çandarlı Halil Paşa, gizliden gizliye döneminin bylock haberleşmesini sağlamış;

Fatih, “Fetih hazırlıkları inkitaya uğramasın” diye sadece takibe almış, fetihten sonra, Çandarlı’yı idam etmişti.

Fatih, “Geri kalma basılırsın, ileri gitme asılırsın” hikmetiyle, fetihten fethe koşmuş, Balkanları özgürleştirmiş, Otlukbeli’nde Uzun Hasan’a 2. hezimeti yaşatmıştı.

Emperyalizm, can havliyle kendine yeni müttefikler arıyor, ama başaramıyordu.

Fatih’in yok edilmesi gerekiyordu.

Eğer Fatih, 300bin kişilik ordu hazırlamışken, zehirlenmeyip Roma’yı fethedebilseydi, en batıdaki Endülüs yeniden toparlanacak, eski gücünü kazanacak;

Endülüs Roma ve Istanbul adaletin ve özgürlüğün hilali olacaktı.

Küresel Güçlerin tehdidindeki Osmanlı, Sultan Abdülhamid döneminde de entrikalara maruz kalmıştı.

1876’da tahta çıkan Sultan, Meclis-i Mebusan’da Yahudi vekillerin Büyük İsrail, Ermeni vekillerin Büyük Ermenistan, Rum vekillerin Büyük Bizans için mücadele ettiklerini görünce, Meclis’i kapatmıştı.

Çünkü burası Milletin Meclisi olmaktan uzaktı.

Fatih gibi istihbarat gücünü çok iyi kullanan Abdülhamid, Avrupa Birliği’ni bozmuş, İngiltere Fransa ve Almanya’yı birbiriyle uğraşır hale getirmişti.

İçte birliği sağlamak amacıyla Hamidiye Alayları’nı kurmuş, diplomatik masalar oluşturmuş, devletin gücünü Çin’den Cibuti’ye kadar bütün dünyada hisettirmişti.

Teşkilat-ı Mahsusa ile, ülke içinde, döneminin Gezi eylemleri tarzı terör olaylarını bastırmıştı.

Tasarruf politikalarına yönelmiş, Avrupa’dan borç almayı bırakmış, endüstride ve eğitimde şaha kalkmıştı.

Abdülhamid tahta çıkmadan Amerikalılar, Elazığ ve Tarsus’ta Amerikan Koleji açmış; Fransızlar, Istanbul’un bağrına Robert Koleji’ni çakmışlardı.

Robert’ın müdürü Tevfik Fikret, Abdülhamid Han’a yönelik terör saldırısını övmüş:

Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın

Attın attın ama ne yazık ki, yazıklar ki vuramadın!

diyerek, tescilli bir şair olmuştu.

Tevfik’in genç tipi Promete idi. O, Anadolu gencinin Yunan Tanrısı Promete’yi örnek almasını istiyordu.

Küresel güçler, askeri işgalden önce kültür işgalini önceliyordu.

Kaynağa Git

İlgili Haberler