Dijital Dönüşüm Zirvesi kapsamında düzenlenen “Dijital Dönüşüm Vizyonu” başlıklı ikinci panelde Türkiye’de yaşanan gelişmeler masaya yatırıldı. Türk Telekom Kurumsal Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Feyzullah Tecirli’nin moderatörlük yaptığı oturumda İTÜ ARI Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Attila Dikbaş, Halkbank Bilgi Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Olcay Atlıoğlu ve İGA Uygulama ve Yazılım Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Özgür Erdoğan panelist olarak söz aldı. Panelistler aynı zamanda üniversite ve iş dünyasının iş birliğinde oluşan iklimde gelişen startup girişimlerinin dönüşümdeki rolünü de aktardı. Teknolojinin günümüzde ekonomik ve toplumsal hayatın her alanını yeniden şekillendirdiği bir döneme tanıklık edildiğine dikkat çekerek panelin açılış konuşmasına başlayan Dr. Feyzullah Tecirli, “Dijital dönüşümün artık kurumların rekabet gücünü, verimliliğini ve sürdürülebilir büyümesini belirleyen stratejik bir gereklilik haline geldiği konusunda hepimiz hemfikiriz. Bu dönüşümün en önemli itici güçlerinden biri ise hiç şüphesiz gelinen noktada 5G teknolojisidir. Sağladığı yüksek hız, düşük gecikme ve güçlü bağlantı kapasitesi ile 5G; finans alanından havacılığa, üretim sektöründen eğitim ve sağlık sektörüne kadar pek çok alanda yeni uygulamaların ve iş modellerinin önünü açacak şekilde hayatımızın tam ortasında” dedi.
Türk Telekom olarak kendilerinin de farklı sektörlerin dijitalleşme yolculuğuna yakından tanıklık ettiğini anımsatan Dr. Feyzullah Tecirli, “Güçlü altyapımız ve geliştirdiğimiz teknolojilerle bu dönüşüme destek oluyoruz. Özellikle 5G hazırlık sürecinde birçok farklı alanda sektörlerin ihtiyaçları ve dönüşüm potansiyellerini sahada deneyimleme fırsatı buluyoruz” şeklinde konuştu. Panelde konuşmacılar, Türkiye’de dijitalleşmenin başlamasıyla günümüzde ulaştığı noktayı kıyaslarken küresel rekabette ülke konumunu da değerlendirdi.
Dünya hızlı bir devinim ve dijital dönüşüm içinde

Özgür ERDOĞAN
İGA Uygulama ve Yazılım Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı
İstanbul Havalimanı’nın (İGA) DÜNYA Gazetesi’nin düzenlediği Dijital Dönüşüm Zirvesi’ne katılan kurumlar arasında belki de en genci olduğunu söyleyebilirim. Hatta İGA o kadar genç ki bir start-up sayılabilir. Türkiye’nin son dönemde yaptığı en başarılı projeler arasında yer alan İGA, faaliyetlerine 2019 yılında başladı. İlk iki yılı pandemi ve bununla birlikte sıkı uygulanan kısıtlamalara denk gelen havalimanı, sonrasında büyük ölçekli havalimanları arasında dünyada en hızlı büyüyenleri arasına girdi.
İGA olarak 2025 yılında 84,5 milyon yolcuyu misafir ettik. Söz konusu seviye, günlük 230 binin üzerinde bir yolcu potansiyeli anlamına geliyor. Bunu mümkün kılan, İGA’nın 10 bine yakın çalışanıdır. Havayolları, yer hizmetleri ve görünmeyen diğer birimlerle birlikte havalimanında yaklaşık 100 bin kişinin daha çalıştığını hesaba katmak gerekiyor. Bununla birlikte İGA’dan söz açıldığında yolcular ve onlara refakat eden ziyaretçiler ile birlikte günlük 500 bin kişinin uğradığı, 76,5 kilometrekarelik yüz ölçümüne sahip büyük bir şehirden bahsediyoruz. Bu alanı somutlaştırmak gerekirse; Beşiktaş, Kadıköy ve Üsküdar ilçelerinin toplam yüz ölçümünün yaklaşık 79 kilometrekarelik bir alana yayıldığını hatırlatmak isterim. İGA’da yüzölçümü olarak İstanbul’un bu üç ilçesinin kapladığı alana yakın bir sahada faaliyet gösteriyor. Terminalin kapalı alanı ise 1.4 milyon metrekare olmakla birlikte, İGA’da günde ortalama bin 500’ün üzerinde uçuş gerçekleşiyor. Dakikada birden fazla uçağın iniş-kalkış yapabildiği İGA, aynı anda üçlü pist operasyonu gerçekleştirebilen Avrupa’daki ilk ve tek, dünyadaki sayılı havalimanlarından biri olarak dikkat çekiyor. Biz bir havaalanı olarak 5G teknolojilerini, Türkiye’de henüz ticari kullanımda yaygınlaşmadan önce Türk Telekom ile birlikte pilot olarak havalimanı sınırları dahilinde misafirlerimizin kullanımına açtık ve bu teknoloji ile ilgili yatırımlarımıza devam ediyoruz.
5G ve dijital ikizle anlık durumu herkes görebiliyor
Dünya hızlı bir devinim ve dijital dönüşüm içinde. Zirvenin açılışında tarihin debisinin her geçen gün arttığı bir dönemden geçtiğimiz ifade edilmişti. Aynı zamanda ve teknolojinin de debisi her geçen gün arttığını buna ekleyebiliriz. Bir noktada bu gelişmeleri yakalamak dahi ciddi şekilde zorlaşmış vaziyette. Bireysel ve kurumsal hayatta buna adapte olmak zorundayız. Teknolojinin baş döndürücü bir hızda ilerlediği ve dünyada insanları gelişmeleri takip etmekte zorlandığını görmekteyiz. Son 1-2 aydır vertigo sorunu yaşayan bir insan olarak, başımın dönmesinin bir parçasının da bu hızlı dijital dönüşüm olduğunu düşünmeye başladım. Bu dönüşüme İGA olarak ayak uydurmak için 3 yıldır geliştirmekte olduğumuz, FIRST (Flight, Intelligence, Resource, System, Tracking) adını verdiğimiz bir dijital ikiz (digital twin) uygulamamız var. Bu sistemle havalimanındaki tüm operasyonu anlık olarak harita üzerinde ve istenildiği yerlerde paneller (dashboard) üzerinden takip ediyoruz. Havadaki ve yerdeki uçakların durumunu, yolcu yoğunluklarını analitik raporlarla izleyebiliyoruz. Bu sayede bütün birimler aynı veriye aynı anda ulaşıyor ve yapay zekâ desteğiyle tahminlemeler yaparak hızlı aksiyonlar alabiliyoruz. Dolayısıyla hem karar alma mekanizmalarında hem de aksiyon almada ekiplerimize destek sağlıyoruz. Bu yıl söz konusu dijital ikiz sistemin 3D versiyonunu pilotların da kullanımına sunmaya başladık. Şu an operasyon ekiplerimiz uçakları pistte veya havada 3D olarak takip edebiliyor. Eskiden operasyonları yönetmek için sahaya ve parça parça sistemlere bakıyorduk. Bugün geldiğimiz aşamada ise 5G ve dijital ikiz teknolojileri sayesinde anlık durumu herkes aynı anda görebiliyor ve yarını öngörebiliyoruz.
Teknoparklar teknolojik dönüşümü hızlandırdı

Prof. Dr. Attila DİKBAŞ
İTÜ ARI Teknokent Genel Müdürü
Yurt dışına 2000’li yılların başında gittiğimizde teknolojide bizden daha iyi durumdaydılar ve daha fazla imkânlar görüyorduk. Ancak o yıllarda Türkiye’de de bu ivme başlamıştı. Geldiğimiz noktada dünyayla yarışır, rekabet edebilir düzeydeyiz. Teknolojiye dayalı bir kalkınma seferberliği yapılıyorsa, bu noktada çok önemli bir eşikteyiz. 2000’li yılların başında bütün eğitim programları dijital dönüşümle evrildi. Fakat en önemli evrilme, teknoparkların teknolojik dönüşüme açmış olduğu o önemli kapıydı.
İTÜ ARI Teknokent ilk kurulan teknokentlerden birisidir. Özellikle haberleşme ve iletişim teknolojilerine yönelik olarak ilk “çengel” dediğimiz büyük firmalar ARI Teknokent’e, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Ayazağa kampüsüne gelmişti. Türk Telekom, Ar-Ge birimiyle bütün bu iletişim ve haberleşme noktalarında çok ciddi Ar-Ge projelerini o dönemde başlatmıştı. Bu dönüşüm aslında ciddi bir dönüşümün habercisiydi. Teknoparklar bu büyük teknolojik dönüşümü hızlandırdı. Buna yönelik olarak da girişimcilik ekosistemi belirli startupları içine aldı ve onlara yönelik ciddi bir ekosistem oluşturdu. Bir diğer deyişle ekosistemi oluşturan teknoparklar, üniversite kapsamında yapılan diğer çalışmaların dışında bölgeye gelen ve Ar-Ge’yi tetikleyen 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ile teknoparkların kuruluşu resmileşti. Bununla beraber büyük firmalar geldi; Türk Telekom’u da bunlardan biri olarak değerlendirebiliriz. Onlar paralel olarak bizim kampüsümüze geldiler ve süreç dönüşüm geçirdi. Firmalar kendi işlerinden fırsatlar çıkarttı ve kendi konularında çalışmalar yürüten startupları kendi bünyelerine katarak çok büyük bir değişim geçirdiler. Biz dünyadaki teknolojik dönüşümde hep Silikon Vadisi’ni bir referans noktası olarak görürüz. Ancak Uzak Doğu ve Avrupa’da belirli noktalarda teknoloji üreten alanları incelediğimizde, özellikle son 25 yılda teknoparkların kuruluşuyla beraber bu dönüşümü en hızlı yaşayan ülke olduğumuzu söyleyebilirim. Geldiğimiz noktayı değerlendirecek olursak biz bulut bilişimi, mobil uygulamaları ve yapay zekâyı; veriyi doğru kullanabilme ve karar verme noktasında startuplar çıkarmaya yönelik bir ekosistem oluşturduk. Sadece bizim teknoparkta değil, bütün büyük teknoparklarda yapay zekâ tabanlı girişimci sayısı, toplam girişimci sayısına oranla daha yüksek. Bütün bölgelerin genelinde ele alınan projelerin yüzde 50’den fazlası haberleşme teknolojileri üzerine. Bu firmalar özellikle iletişim teknolojilerinde yapay zekâ destekli hız ve karar verme noktasında belirli teknolojileri üreten firmalar haline geldi. O zaman kısaca dijital dönüşümü tetikleyen en önemli unsurun üniversiteler ve üniversitelerle beraber kurulan teknoparklar olduğunu söyleyebiliriz. Bu teknoparklar içerisindeki en önemli destek mekanizması da kurulacak olan iş birliği ağları diyebiliriz. Bu ağları üniversiteler ve akademisyenleri ile birlikte sanayideki paydaşlar arasında kurulan bağ olarak tanımlayabiliriz. Kamu kuruluşlarının, özellikle iletişim ve haberleşme konusunda getirdiği gücün etkisini, bölgemizde yer alan ilk gelen büyük telekomünikasyon firmalarında gördük. Haberleşme ve iletişimi kullanan startup’ların büyümesine yönelik akademik projelerin teknoloji transferine dönüşmesiyle, kısa süre önce dünya genelindeki bin 895 üniversite kuluçka merkezi arasında birinci seçildik. Seçilme sebebimiz de dijital dönüşümde en hızlı hareket eden, buna yönelik en iyi teknolojiyi ve startup’ları geliştiren bölgeler arasında yer almamızdı. Türkiye’nin bu alanda ilk sırada yer alması çok önemli. Özellikle sağlık, eğitim ve akıllı şehirler gibi alanlarda, haberleşmenin ve toplanan verinin çoğalmasıyla bu veriden “karar destek sistemi” oluşturulmasına yönelik tüm teknolojilerin önü açık.
Teknolojinin yanı sıra insanı yetiştirmek de çok önemli

Olcay ATLIOĞLU
Halkbank Bilgi Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı
Halkbank’ın yapay zekâ yatırımları, 3 sene önce olsaydı önemli bir haber değeri taşıyabilirdi. Çünkü o zamanlar yapay zekâ, özellikle de büyük dil modelleri kurumlarda yeni yeni yatırımlarla haber oluyordu. Bugün itibarıyla Gartner’ın raporu, kurumların yüzde 88’inin yapay zekâ dünyasına yatırım yaptığını söylüyor; biz de onlardan biriyiz. Çünkü kamu bankası olarak bir yandan kamunun gücünü ve ağırlığını barındırırken, aynı zamanda özel sektörle de ciddi bir rekabet içerisinde yer alıyoruz.
Gartner raporu ayrıca araştırma kapsamındaki bu kurumların sadece yüzde 39’unun yapay zekâya yatırdığı bütçeden yatırım getirisi (ROI) anlamında da pozitif bir geri dönüş alabildiğini belirtiyor. Dolayısıyla biz de Halkbank olarak, yatırım getirisini öncelikli olarak göz önünde tutmak durumundayız. Yaptığımız projelerde verimliliği, kârlılığı ve müşteri memnuniyetini merkeze koyuyoruz.
İlk zamanlarda yaptığımız projelerde şunu görmeye başladığımız bir şey var ve dünya çapındaki raporlar da bunu destekliyordu. Sadece teknik çözümlere odaklandığınız zaman temeldeki sorunu ve ihtiyacı kaçırıyorsunuz. Elimizde birçok dil modeli ve teknik çözüm var; bunlara odaklandığınızda bazı şeyleri çözüyorsunuz. Ama asıl karşılanması gereken ihtiyacı gözden kaçırabiliyorsunuz. Biz süreci merkeze alarak, iş birimlerimizin problemlerini çözen ve yapay zekâyı iş süreçlerine yediren çözümlerle ilerledik.
Teknolojinin yanı sıra insanı yetiştirmek de çok önemli. Araştırmalar, mevcut iş gücünün yüzde 59’unun yeniden eğitilmesi gerektiğini söylüyor. Bizim ekiplerimizin de buna adapte olması gerekiyor. İçimizde bu konuda doktora ve yüksek lisans yapan arkadaşlarımız olduğu gibi sürece yeni adapte olan iş birimlerimiz de var. Tüm bunları bir araya getirdiğimiz zaman bankamız, yatırım getirisi pozitif olan 75’ten fazla projeyi hayata geçirdi. Şu anda 20’den fazla proje devam ediyor ve yılsonuna kadar 100’den fazla projeyi hayata geçirmiş olacağız. Burada sadece yapay zekâ ve dil modellerinden bahsediyorum. Makine öğrenmesi zaten onlarca yıldır devam ettirdiğimiz bir süreç. Örneğin, “firma değerlendirme” veya “kredi değerlendirme” raporu dediğimiz süreçler vardır. Normalde bir uzmanın Ticari Sicil Gazetesi’ni okuduğu, bilançoları incelediği, stokları değerlendirdiği ve tamamen el emeğiyle oluşturduğu bu raporları artık tamamen yapay zekâ ile yapılabilir hale getirdik. Bu sayede çalışanlarımızın iş kararlarına odaklanmasını sağlıyoruz.
Firmalar daha fazla verimlilik elde edebiliyor
Diğer yandan, yapay zekâ şu anda karşılıklı konuşma (chat) konusunda çok yetenekli. Regülasyonlar gereği biz tamamen yerel modellerle çalışmak zorundayız. Güçlü modelleri kendi altyapımıza kurarak uzmanlık alanlarında sorgulamalar yapıyoruz. İç kontrol ve teftiş gibi alanlardaki soruları yanıtlayan çok sayıda dijital ajanımız, daha doğrusu iş görenimiz var. Hukuk alanında da benzer bir çalışma yaptık. Başlangıçta kolay gibi görünse de milyonlarca Türk hukuku kararını alarak kendi yerel modelimizi eğittik. Bu eğitim sonucunda sistem, avukatlar kadar iyi cevaplar vermeye, içtihatları referans göstermeyi başardı. Ancak burada şunu unutmuyoruz: Sürecimiz insansız değil. “Human-in-the-loop” (insanı sürecin içinde tutan) yöntemiyle insanı merkeze koyan, nihai karar verici ve onaylayıcının insan olduğu bir yapıyı yönlendiriyoruz. Dünya Ekonomik Forumu raporları da bu yöntemi benimseyen firmaların daha fazla verimlilik elde ettiğini gösteriyor. İnsansız bir iş modeli hedeflemek yerine, insanı doğru yerde konumlandıran, doğru iş gücüne yönlendiren bir dil kuruyoruz.
Kod geliştirme süreçlerimizin merkezine de yapay zekâ çözümlerini yerleştirdik. Mobil uygulamalarımızdaki bazı ekranlar yapay zekâ tarafından destekleniyor ancak uzman bir insan tarafından gözlemleniyor. Yayımlanan raporlarda yapay zekânın yeni mezun istihdamında düşüşe sebep olabileceği söyleniyor; biz bunu engellemek adına yeni mezunlarımıza yatırım yapıyoruz. Birkaç yeni mezun, bir uzman ve yapay zekâ desteği bir araya geldiğinde verimliliğin ciddi derecede arttığını görüyoruz. Müşteriye dokunan alanlarda ise, çağrı merkezine gelen aramaları ertesi gün özetliyoruz. Müşterimiz bizi yeniden aradığında derdini tekrar anlatmak zorunda kalmıyor. Temelde süreçlerimize, yönetişime önem vererek bankanın gelir beklentisini ve müşteri memnuniyetini karşılamak üzere çalışıyoruz.
HABERLER : Hamide HANGÜL-Sevilay ÇOBAN- Murat AYDIN - Mehmet H. GÜLEL - Hüseyin VATANSEVER