Ana içeriğe geç

Son 24 saat: Önce Hayati Yazıcı şimdi Öcalan ve Kurtulmuş... Tarih verildi, anayasa yükleniyor*

Yeni anayasa trafiğinde son 24 saatte kritik gelişmeler yaşandı. AKP'li Hayati Yazıcı'nın "referandum" çıkışının ardından terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'dan "demokratik anayasa" talebi geldi; TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise yeni anayasa için ilk kez net tarih vererek 2027'yi işaret etti.

Son 24 saat: Önce Hayati Yazıcı şimdi Öcalan ve Kurtulmuş... Tarih verildi, anayasa yükleniyor*
Odatv
16

Türkiye’de yeni anayasa tartışmaları, iktidar kanadından gelen kritik bir çıkış ve hemen ardından İmralı’dan yapılan dikkat çekici bir açıklamayla yeni bir boyut kazandı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın yeni anayasa süreci için referandum sandığını işaret etmesinin üzerinden 24 saat geçmeden, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın DEM Parti’nin Diyarbakır’daki yerel yönetimler etkinliğine gönderdiği mektup kamuoyuna yansıdı. Öcalan’ın açıklamalarının hemen ardından konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise sürecin takvimini ilan etti. Yeni anayasa konusunda peş peşe gelen açıklamalar, siyaset kulislerinde yeni bir dönemin kapısının aralandığı şeklinde yorumlandı.

HAYATİ YAZICI REFERANDUM KARTINI AÇTI

AKP Genel Merkez Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığı tarafından Adana'da düzenlenen Akdeniz Bölge Toplantısı'nda konuşan Hayati Yazıcı, yeni anayasa çalışmalarında bir yılı aşkın süredir devam eden hazırlıklarda son aşamaya gelindiğini söyledi. Mevcut 1982 Anayasası’nın darbeciler tarafından yapıldığını ve millet iradesini yansıtmadığını kaydeden Yazıcı, Türkiye’nin ikinci yüzyılına sivil bir anayasa ile girilmesi gerektiğini vurguladı. Meclis’te uzlaşma masası kurulduğunda hazır olacaklarını ifade eden Yazıcı, sürecin nihai hedefinin referandum olduğunu belirtti.

ÖCALAN'IN ‘DEMOKRATİK ANAYASA’ BEKLENTİSİ

Hayati Yazıcı’nın referandum çıkışının hemen ardından, DEM Parti’nin Diyarbakır’da düzenlediği Yerel Yönetimler Konferansı’na terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan tarafından gönderilen bir mektup damga vurdu.

Öcalan, geçmişteki açıklamalarında daha çok "yasal düzenleme" ifadesini tercih ederken, bu kez doğrudan yeni anayasa tartışmalarına dahil oldu ve beklentisini "demokratik anayasa" olarak adlandırdı. “Son iki yüz yıllık merkeziyetçi ulus devlet modelinin krizler ürettiğini” iddia eden Öcalan, mektubunda şu ifadelere yer verdi:

“1950’lerden itibaren yerelin, bölgenin, milliyet ve kültürün hukuku, sınırlı da olsa yeniden tanımlandı ve demokratik anayasalara geçildi. Türkiye’nin rolünün başat olduğu Ortadoğu’da yerel ve bölgesel olana demokratik ifade şansı tanınırsa, sorunların büyük bir kısmı daha kolay aşılacaktır. Antidemokratik merkezi yapıların kendiliğinden dönüşeceğini bekleme yanılgısına düşmemek gerekir. Yerel demokrasi ve demokratik anayasalar da böylesi mücadeleler sonucu geliştirilmiştir. 'Yerel demokrasi ve demokratik anayasa' formülü, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünün de formülüdür. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde geliştirmeye çalıştığımız demokratik entegrasyonunun şah damarı da yerel demokrasidir.”

BELEDİYELER KÜÇÜK DEVLETÇİLİK DEĞİL BİRER KOMÜNDÜR

Mektubunda yerel yönetimlerin işleyişine ve felsefi arka planına da değinen Öcalan, mevcut belediyecilik anlayışının "mikro devlet" gibi hareket ettiğini savunarak bunun değişmesi gerektiğini ileri sürdü. Kent konseyleri ve mahalle komünleri aracılığıyla halkın doğrudan kararlara dahil edilmesini isteyen Öcalan, devlet ve yerel yapılar arasındaki ilişkiyi ise şu sözlerle tanımladı:

“Belediyecilik küçük devletçilik değildir. Ama uygulanan sistem mikro devlettir. Hem felsefi hem de pratik olarak bu fikirden kurtulmalıdır. Belediyeler, bir mikro devlet değil, komündür. Devlet makro düşünür ve yaklaşır, komün ise mikro çözümler üretir; ikisi arasında diyalog, müzakere ve bir rekabet olur ama çatışma olmaz.

Biz ne sınıfı ne de devleti inkâr ediyoruz. Ama devlet ur gibi büyüyor. Bunun panzehiri, komün devlet ilişkisini demokratik bir mücadele ve rekabete dönüştürmektir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yerel yönetimlerde, belediyelerde başarılı olmak yeni gelişmelere yol açacak; demokratik müzakere konumuna, zeminine daha fazla güç sunacaktır.”

Toplumun tüm kesimlerinin doğrudan ve dolaylı yöntemlerle katılımıyla yapılacak anayasa için son sözü yine millet söyleyecek, yani referandumla hayat bulacaktır. Türkiye'nin ikinci yüzyılına yakışacak olan ülkemizi yeni bir anayasaya kavuşturmak, önemli hedeflerimiz arasındadır"

NUMAN KURTULMUŞ TAKVİMİ İLAN ETTİ: HEDEF 2027

Öcalan’ın açıklamalarının hemen ardından konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, anayasa tartışmalarının kapalı kapılar ardında yürütülemeyeceğini ve millete dayatılamayacağını vurgulayarak sürecin takvimini de ilk kez bu kadar net ilan etti.

TBMM Başkanı, partilerin kapatıldığı ve siyasetin sözünün kısıldığı dönemlerin tamamen geride kaldığını ifade ederek, katılımcı ve çoğulcu bir metin için tüm aktörlerin sorumluluk alması gerektiğini söyledi ve ilk kez net bir tarih işaret etti:

“Türkiye’nin bu anlamda gücünü artıracak katılımcı, çoğulcu, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa yapmak için hepimizin üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemiz lazım. Bu çerçevede hiçbir sözün artık zamanı gelmedi diye düşünmeden, anayasa tartışmalarını da sadece ezberlenmiş birtakım kalıplar etrafında ele almadan bu tartışmaları sürdüreceiz ve inanıyorum ki sonunda Türkiye artık 2027’de kendisine yaraşan, milletimizin birliğini bütünlüğünü temin eden, Türkiye’nin küresel alandaki rekabet gücünü artıran, Türkiye’yi bölgesindeki ve dünyadaki tehditlerden koruyan yeni, çağdaş bir toplum sözleşmesi olarak yeni anayasasını gerçekleştirecektir.”

‘O DEVİRLER GERİDE KALDI’

Yeni anayasa çıkışlarına karşı "kurucu irade eksikliği" argümanını öne süren muhalif çevreleri sert bir dille eleştiren Kurtulmuş, millet iradesine pranga vurulmaya çalışıldığını savunarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Bunu her söylediğimizde hiçbir fikri olmayan anayasa konusunda ama sağdan soldan, kıyıdan köşeden ‘Kurucu irade yok ama’ diyenleri duyar gibi oluyorum. Onların derdi millete kurucu irade olarak bir paye ve güç vermemektir. Onların anayasadan anladıkları kapalı kapılar ardında birileri anayasa yapar ve hâkim unsurların mütegallibenin (zorbaların) ihtiyacı neyse o çerçevede bir anayasa metni yazarak bunu millete dikte ederler. Çünkü millet öyle anayasa falan yapabilecek olgun bir şahsiyet değildir. Millet güdülecek, millet etrafı kuşatılarak ne tarafa gitmesi gerektiği söylenecek, yeri geldiğinde de parmakla tehdit edilecek bir unsurdur. Hayır, o devirler geride kaldı. Artık Türkiye kendi anayasasını yaparak önündeki bütün engelleri kaldıracaktır.”

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler