Diyarbakır – İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl çözümüne ilişkin gündemdeki çerçeve yasa tartışmalarına dair bir basın toplantısı düzenledi. İHD Diyarbakır Şubesi Eş Başkanı Ercan Yılmaz’ın okuduğu açıklamada, yalnızca silahsızlanmayı hedefleyen dar kapsamlı bir yasanın kalıcı barış getirmeyeceği vurgulanarak hukuki güvenceler, demokratik reformlar ve toplumsal uzlaşıyı içeren bütüncül bir DDR (Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon) süreci çağrısı yapıldı.
“Silahsızlanma güven oluşturucu adımlarla desteklenmeli”
Son dönemde gündeme gelen ve kamuoyuna yansıyan yasa taslaklarının ağırlıklı olarak PKK’lilerin silahsızlanmasını kapsayan dar bir içerikte olduğuna dikkat çeken Yılmaz, Kolombiya, Kuzey İrlanda, Nepal ve Endonezya (AÇE) gibi uluslararası barış süreçlerinden örnekler verilerek, silah bırakmanın hukuki ve siyasi güvencelerden bağımsız yürütülemeyeceğini belirtti.
Tarafların geleceğe duyduğu güvenin ve haklarının korunmasının belirsiz olduğu bir ortamda gerçekleşecek tek taraflı silahsızlanmanın kalıcı sonuçlar üretmeyeceği ifade eden Yılmaz, hazırlanacak yasanın şeffaflık, hesap verebilirlik, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık ilkelerini barındırması gerektiğini kaydetti.
“Paramiliter yapılar ve köy koruculuğu sistemi de kapsama alınmalı”
Ankara'da düzenlenen Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon (DDR) Çalıştayı ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ortaklığında gerçekleştirilen Türkiye’de Toplumsal Barış Süreci ve Dünya Örnekleri Konferansının sonuçları hatırlatan Yılmaz, kanunlaşması beklenen yasanın yalnızca örgüt militanlarını değil; çatışma döneminde oluşturulan köy koruculuğu sistemini ve diğer paramiliter yapıları da kapsaması gerektiği ifade edilerek şu uyarıya yer verildi: “Tek taraflı bir silahsızlanma, yeni güvenlik riskleri ve çatışma sürecinde oluşmuş husumetlerin yeniden canlanması riskini taşıyor.”
Demokratik reformlar ve hukuki statü vurgusu
Başarılı dünya örneklerinde çatışmasızlık süreçlerinin demokratikleşme, hukuk devleti normlarının güçlendirilmesi ve siyasi katılım reformlarıyla ilerletildiğine işaret eden Yılmaz, kimi reformların eş zamanlı hayata geçirilmesini talep etti:
- Kayyum politikalarına son verilerek belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesi,
- Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının derhal uygulanması,
- Silahlı militanlar, cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler ile yurt dışında bulunan kişilerin hukuki statülerinin açıkça düzenlenmesi,
- Geri dönüşlerin tek taraflı “pişmanlık” beyanı gibi şartlara bağlanmaması,
- Sürecin siyasi aktörlerinin müzakerelere fiilen katılması, hukuki statülerinin tanımlanması ve dış dünya ile iletişim imkanlarının sağlanması.
- “Bağımsız ulusal DDR Komisyonu ve izleme mekanizması oluşturulsun”
Uluslararası deneyimlerin, taraflardan yalnızca birinin denetlediği süreçlerin toplum nezdinde yeterince güven üretmediğini gösterdiğini belirten Yılmaz atılması gereken somut adımları ise şöyle sıraladı: “Bağımsız bütçeye sahip, teknik kapasitesi güçlü ve farklı toplumsal kesimleri temsil eden bir DDR komisyonu kurulmalı, devlet kurumlarının yanı sıra muhalefetin, sivil toplumun ve uluslararası teknik uzmanların katkı sunabileceği bağımsız mekanizmalar hızlıca oluşturulmalı.”
Yeniden entegrasyon
Yeniden entegrasyon sürecinin ekonomik, psikolojik, sosyal ve siyasi boyutlarıyla ele alınması gerektiğini de vurgulayan Yılmaz, geri dönüşlerde kadınların, gençlerin ve engelli bireylerin farklı ihtiyaçlarının gözetilmesi; psikososyal destek, mesleki eğitim, sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik haklarına erişim sağlanmasının önemine dikkat çekti.
Geçiş dönemi adaletinin yalnızca silahlı örgüt mensuplarını değil, kamu görevlileri dahil çatışmanın bütün taraflarını kapsaması gerektiğine işaret eden Yılmaz, “Aksi halde toplumda 'galibin adaleti' algısı oluşabilir ve bu yeni kutuplaşmaları besleyebilir” dedi.
Kritik eşik: Çerçeve yasa
Çerçeve yasanın süreç için kritik bir eşik olduğuna dikkat çeken Yılmaz, insan hakları örgütleri, meslek ve kadın örgütleri ile yerel sivil toplumun sürecin yalnızca gözlemcisi değil, aktif bir bileşeni olması gerektiğini belirtti. Sivil toplumun izleme, doğrulama ve toplumsal iletişimde kurumsal olarak yer alabilmesi için hukuki güvenceye, operasyonel bağımsızlığa ve güvenlik korumasına sahip olmasının şart olduğunu söyleyen Yılmaz'ın açıklamayı şu sözlerle sonlandırdı: “Bugün Türkiye'nin önündeki temel soru artık yalnızca 'Silahlar nasıl bırakılacak?' değildir. Asıl soru, silahların bırakılmasını mümkün kılacak güvenin, hukukun ve demokratik kurumların nasıl inşa edileceğidir. Kalıcı barışın anahtarı da tam burada yatmaktadır.”