Ekonomist – Bankacı UĞUR GÜNDÜZ
En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. Devletin öncülüğünde petrol ve doğal gaz üretimi için yatırımlar artırılmalı, devlet kaynaklarını bu yöne aktarırken diğer yandan da Rüzgar Enerji Santralleri (RES) ve Güneş Enerjisi Santralleri (GES) için ciddi teşvikler sağlamalıdır.
2021 yılından Mayıs 2026'ya gelindiğinde, makroekonomik ve jeopolitik parametreler nedeniyle enerji maliyetlerinde sanayi elektrik birim fiyatlarında (vergili) yaklaşık 6,4 katlık; büyük sanayi (Kademe 2) doğal gaz birim fiyatlarında ise yaklaşık 11 ila 12 katlık bir nominal fiyat artışı gerçekleşmiştir.
Küresel enerji piyasalarında emtia fiyatları arz-talep dengelenmesi ve alternatif enerji kaynaklarının devreye girmesiyle dezenflasyonist bir seyir izlerken; Türkiye, enerji enflasyonunda negatif ayrışarak (diverjans) küresel ortalamaların oldukça üzerinde bir artış trendini sürdürmektedir.
2025 yılsonu itibarıyla, küresel endekslerdeki gerilemeye rağmen yerel piyasada enerji kalemi, manşet enflasyonun üzerinde kalmaya devam ederek maliyet tabanlı enflasyon baskısını derinleştirmiştir.
Fiyat artış gerekçeleri
1 Kur geçişkenliği ve ithal maliyet baskısı: Türkiye’nin birincil enerji kaynaklarında (özellikle doğal gaz ve ham petrol) yüksek oranda dışa bağımlı olması, yerel enerji fiyatlarını doğrudan döviz kuruna endekslemektedir. Küresel piyasalarda spot boru hattı gazı ve LNG fiyatları düşse dahi, Türk Lirası’nın döviz karşısındaki değer kayıpları bu düşüşü absorbe etmekte ve kur geçişkenliği kanalıyla fiyatları yukarı yönlü tetiklemektedir.
2 Vergi yükü, fonlar ve dağıtım maliyetleri: Enerji faturalarının maliyet yapısı incelendiğinde; çıplak enerji sarfiyat bedelinden ziyade, sistem kullanım, iletim ve özellikle dağıtım bedellerinin toplam fatura içerisindeki payının dramatik şekilde arttığı görülmektedir.
Yüksek işletme maliyetleri ve şebeke yatırımları gerekçesiyle artırılan dağıtım bedelleri ile maktu/ nispi vergiler (KDV, ÖTV), tüketicinin üzerindeki mali yükü asimetrik bir şekilde büyüterek fiyat mekanizmasını bozmaktadır.
3 Yüksek enflasyon ve endeksleme hatları: Ülke genelindeki yapısal yüksek enflasyon, enerji üretim ve dağıtım şirketlerinin girdi maliyetlerini (işçilik, finansman, bakım-onarım) artırmaktadır. Bu durum, piyasa yapıcı düzenleyici kurumlar (EPDK vb.) tarafından tarifelerin sık aralıklarla enflasyona endekslenerek güncellenmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, genel fiyat düzeyindeki artış, enerjiyi hem etkileyen hem de enerji kanalıyla tüm sektörleri yeniden vuran bir kısırdöngü yaratmaktadır.
4 Jeopolitik risk primi ve küresel belirsizlikler: Küresel jeopolitik gerilimler, ticaret rotalarındaki değişimler ve majör ekonomilerin uluslararası enerji arz güvenliği üzerinde yarattığı belirsizlik, fiyatlar üzerinde kalıcı bir risk primi oluşturmaktadır. Bu makro-belirsizlikler, vadeli işlem piyasalarında fiyat esnekliğini azaltmakta ve yukarı yönlü baskıyı canlı tutmaktadır.
Tarife bazlı fiyat artışları ve etkileri
Sübvansiyon yönetiminin ve maliyet esaslı tarife politikasının bir sonucu olarak, 2025 yılında elektrik ve doğal gaz fiyatlarındaki artışlar homojen gerçekleşmemiş, kademeli ve tarife bazlı (konut, ticarethane, sanayi) olarak farklılaşmıştır:
Mesken (konut) tarifesi: Sosyal devlet ilkesi ve hanehalkı bütçesini koruma amacıyla konut tarifeleri belirli bir tüketim limitine kadar (kademeli tarife) sübvanse edilmiştir. Ancak limit aşımında uygulanan yüksek oranlı tarifeler ve yılsonuna doğru bütçe yükünü azaltmak adına sübvansiyonların kısmen daraltılması, hanehalkının gelirini doğrudan azaltarak refah kaybına yol açmıştır.
Sanayi ve ticarethane tarifeleri: Kamu sübvansiyonlarının en az uygulandığı veya tamamen kaldırıldığı bu segment, maliyet artışlarını en çıplak haliyle göğüslemek zorunda kalmıştır. Sanayi elektriği ve yüksek tüketimli ticarethane doğal gaz tarifelerindeki agresif artışlar, doğrudan üretim maliyetlerine yansımıştır.
İhracat ve kalkınma engeli: Son 4 yıllık projeksiyonda elektrik ve doğal gaz fiyatlarında gözlenen kümülatif reel artışlar, imalat sanayisinin uluslararası arenadaki rekabet gücünü zayıflatmıştır.
Maliyet enflasyonu: Enerji, sanayide temel bir girdi olduğundan, bu kalemde yaşanan şoklar nihai ürün fiyatlarına yansımakta ve çekirdek enflasyon göstergelerini bozmaktadır.
İhracat dezavantajı: Emek ve enerji yoğun sektörlerde (tekstil, demir-çelik, çimento, seramik) faaliyet gösteren ihracatçılar, küresel rakipleri karşısında maliyet avantajını kaybetmiştir. Bu durum dış ticaret dengesi üzerinde baskı oluşturmaktadır.
Sürdürülebilir büyüme riski: Enerji arz güvenliği ve fiyat istikrarı sağlanmadan, sanayi üretiminde sürdürülebilirlik, kalıcı ekonomik büyüme ve topyekûn bir makroekonomik kalkınma modelinin tesisi yapısal olarak mümkün değildir.
Yapısal çözüm şart
Dağıtık enerji ve mikro-üretim: Mesken ve ticari alanlarda çatı üstü GES ve mikro-rüzgar türbini yatırımlarının bürokratik engellerden arındırılarak teşvik edilmesi, şebeke yükünü azaltacaktır.
Yenilenebilir enerji dönüşümü: Rüzgar ve güneş başta olmak üzere yerli/yenilenebilir kaynakların toplam kurulu güç içerisindeki payının artırılması, enerji ithalat faturasını ve dolayısıyla döviz kuruna olan hassasiyeti (kırılganlığı) minimuma indirecektir. Halen yüzde 10 olan GES’lerin payı en az yüzde 20’li seviyelere çıkarılmalı, yüzde 33 olan kömür santrallerinin payı aşağıya çekilmelidir.
Enerji verimliliği ve dijitalizasyon: Sanayide enerji yoğunluğunu azaltacak teknolojik modernizasyonlar ve akıllı şebeke yönetimi ile birim üretim başına tüketilen enerji miktarı düşürülmelidir.
Proaktif enerji diplomasisi: Çeşitlendirilmiş boru hattı kaynakları, LNG depolama kapasitelerinin optimizasyonu ve uzun vadeli, esnek fiyatlı tedarik anlaşmaları aracılığıyla uluslararası piyasalarda stratejik bir alıcı konumu tahkim edilmelidir.
Petrol arama faaliyetlerine ağırlık verilmesi: Ülkemizde ulaşım ağırlıklı olarak karayoluyla yapılmakta, bu da gerek emtia ticareti gerekse yolcu taşımacılığını kurlara aşırı duyarlı hale getirmektedir. Orta uzun vadede nakliye/ulaşım yapısını demiryollarına dönüştürmek hedeflense de kısa-orta vadede, mevcut maliyetler açısından, petrol arama faaliyetlerine hız verilmelidir.
Gıda sevkiyatının demir yollarına kaydırılması: Özellikle tarım ürünleri fiyat artışında ulaşım/nakliye önemli rol oynamakta ve ürünlerin tarla çıkışı ile market fiyatı arasında uçurum meydana gelmektedir. Hızlı tren hatları dahil tüm tren hatlarında yeniden ulaşım planlaması yapılarak, demiryolu taşımacılığı teşvik edilmeli, bir yandan yakıt gideri etkisi azaltılırken diğer yandan da ulaşımın ağırlığının elektrik enerjisine yönlenmesi sağlanmalıdır.
Elektrikli araçların teşviki: Petrol ülkesi değiliz ama öyleymiş gibi davranıyoruz. Dolayısıyla elektrikli araç satışları teşvik edilmeli, vazgeçilen verginin sağlayacağı getirinin daha fazla olacağı unutulmamalıdır.
Kısaca, rüzgar ve güneş enerjisi zengini olan ülkemizde elektrik üretimi bu yöne kaydırılıp elektrik üretiminde maliyet baskısı azaltılırken, petrol ve doğal gaz üretimine yapılan yatırımlarla da dış şoklara duyarlılığımız azaltılmalıdır.