Ana içeriğe geç

Prof. Dr. Aytekin: İktidar NATO zirvesini Batı’dan onay platformu olarak görüyor

"Mutlak butlan kararı bu yolda kararlı olduklarını ve başka bir alternatif düşünmediklerini net biçimde gösterdi. İktidar NATO zirvesini Batı’dan onay platformu olarak görüyor”

Prof. Dr. Aytekin: İktidar NATO zirvesini Batı’dan onay platformu olarak görüyor
Evrensel
16

Ankara — ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. E. Attila Aytekin, CHP’ye mutlak butlan kararı ve yaklaşan NATO zirvesine ilişkin sorularımızı yanıtladı. Siyasi iktidarın NATO zirvesini, “Hayalini kurduğu Aliyev tarzı rejim için Batı ittifakından onay alacağı bir platform” olarak gördüğünü belirten Aytekin, “Trump zaten bu projenin arkasında olduğunu açıkça belli etmişti; amaç burada NATO’nun özellikle Batı Avrupalı üyelerinden açık ya da örtük bir onay almak” dedi.

CHP kurultayına ilişkin ‘mutlak butlan’ kararını Türkiye’de siyasal rejimin dönüşümü bağlamında nasıl değerlendiriyorsunuz? AKP iktidarının 2002’den bu yana devlet, yargı ve seçim süreçleriyle kurduğu ilişkinin hangi aşamasına yerleştiriyorsunuz? Bu karar yeni bir dönem başlatmıştır diyebilir miyiz?

‘Mutlak butlan’ kararı bir yandan önemli bir eşik. Özellikle 2024 sonrası konjonktür açısından düşünüldüğünde AKP iktidarının “Bu kadarını da yapmazlar” denilen bir şeyi daha yapması tabii ki önemli. 2024 yenilgisi sonrası bir süre bocalayan rejim, İBB kumpas davası ve bir dizi diğer operasyon ve davayla bir sonraki seçim için ‘geleneksel’ yollarla (medya üzerinde kontrol, toplumsal muhalefete baskı, Kürt hareketinin siyasi partisini şeytanlaştırma, seçim ekonomisi) yetinmeyip, temsili demokratik mekanizmaları tümden askıya alan bir yönelime girdiğini göstermişti. İktidarın ‘mutlak butlan’ müdahalesi bu yolda kararlı olduklarını ve başka bir alternatif düşünmediklerini net biçimde gösterdi.

AKP iktidarı çok eskiden beri yargıyı kullanarak temsili demokratik mekanizmalara müdahale etmiş bir iktidar. Ergenekon’un başlama tarihinin 2007 olduğunu unutmayalım. Bu tarihten itibaren süren davalarla AKP-Fethullahçı koalisyonu çok ciddi siyasi mühendislik hamleleri yaptı. Özellikle o tarihte hâlâ bir seçenek olarak görülen merkez sağ siyasetçileri ciddi anlamda sindirdi. Mesut Yılmaz sessizleşti; Demirel-Haberal ekibinin kurmak üzere olduğu parti doğmadan öldürüldü.

Fethullahçılarla yollar ayrıldıktan sonra da temsili demokrasiye yönelik sınırlayıcı ve zarar verici hamleler sürdü. MHP’nin kongresine müdahale, 2015 yazında Meclisin kilitlenmesi, 2017 referandumunda mühürsüz oylar kararı, 2019’da İBB seçiminin akıllara zarar bir kararla tekrarlanması… Bunların hepsi seçimlerin iktidarın belirlenmesindeki rolünü mümkün olduğunca azaltmaya çalışan bir iktidarın adımlarıdır.

"Siyaseten koordine edilmiş bir zor hamlesi"

Bu karar CHP’nin kendi iç sınırları açısından nasıl okunabilir?

Bunun CHP’nin iç meselesi olmadığı açıktır. Karar alelade bir mahkeme kararı değil. Tamamen siyaseten koordine edilmiş, iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda verilmiş, açıklanacağı gün ve tarih bile tam bir siyasi mühendislik zihniyetiyle koordine edilmiş bir zor hamlesidir. Zaten CHP’de iki kanadın yarattığı bir iç kavga da yoktur; TGRT artığı siyaset esnafı ve aparatlardan oluşan bir grubun, hırsından gözü dönmüş bir siyasetçinin liderliğinde partiyi ele geçirme çabası, bunu yaparken de Saray siyasetine yüzde yüz angaje olması söz konusudur.

"Amaç açık veya örtük onay almak"

Peki kararın NATO zirvesinin hemen öncesinde alınmasında zamanlamanın nasıl bir anlamı olabilir?

İktidarın kararı NATO zirvesi sonrasına bırakma eğilimi olabileceği söyleniyordu ki bu makul bir görüştü. Ancak seçimsiz-göstermelik temsili demokrasi yolunda atılan bu dev adımın NATO zirvesinden önce gelmesi ve zirve için alınan abartılı önlemler, Ankara’nın bir hafta boyunca tatil edilmek istenmesi vs. bize şunu gösteriyor: İktidar NATO zirvesini hayalini kurduğu Aliyev tarzı rejim için Batı ittifakından onay alacağı bir platform olarak görüyor. Trump zaten bu projenin arkasında olduğunu açıkça belli etmişti; amaç burada NATO’nun özellikle Batı Avrupalı üyelerinden açık ya da örtük bir onay almak.

"Üniversiteleri daha sıkı cendereye alma hamleleri de tersi de olası"

Demokrasiye saldırı olarak değerlendirilen karar, üniversitelerdeki halihazırda bulunan antidemokratik atmosferi nasıl etkiler?

Yapısal bazı kısıtlara ek olarak Aliyev tarzı rejim projesinin önündeki ana engel toplumsal muhalefet. Bunun da en önemli bileşenlerinden biri üniversite gençliği. Akademisyenler maalesef uzun zamandır büyük ölçüde sessiz. Ama üniversite öğrencileri hâlâ toplumsal muhalefette başı çekme potansiyeli taşıyorlar. 19 Mart sürecinde üniversite gençliğinin oynadığı büyük rolü hatırlayalım.

Ya da en son Bilgi Üniversitesi örneğinde protestoların tatile rağmen örgütlenebilmesini… Bu nedenle rejimin üniversiteleri daha da sıkı bir cendereye almak için hamleler yapması olası… Tam tersine, üniversite gençliğini protestodan alıkoymak, protestoya sevk etmemek için daha düşük profilli bir hat da izleyebilirler.

"Enerjiyi ortak mücadele hattı inşa etmeye harcamalıyız"

Bu süreçte demokrasi mücadelesini sadece CHP’nin kurumsal sınırlarına hapsetmek ne gibi riskler barındırıyor? Toplumsal muhalefetin tüm unsurlarını kapsayan ortak bir hat nasıl inşa edilebilir?

Bu tabii ki zor bir soru ancak hepimizin üzerinde düşünmemiz lazım. Mücadeleyi CHP’ye ve onun meşru liderliğine bırakmamak gerekiyor. Zaten bu tek başına kaldırılabilecek bir yük de değil. ‘Süreç’ gibi kafa karıştırıcı dinamiklerden uzaklaşıp, ‘devlet aklı’ gibi çarpıtmaları çürütüp, tüm enerjiyi seçimsiz rejim projesine karşı ortak bir mücadele hattı inşa etmeye harcamak gerekiyor. Önümüzdeki aylarda buna dair safların daha da netleşeceğini varsayabiliriz. Örneğin DEM Parti-sosyalistler ilişkisinde bunun izlerini görüyoruz. Rejimin tüm otoriterliğine rağmen seçimlerin yapılabildiği bir ortamda arada bir yerde konumlanmak, siyasi tutumları muğlak tutmak mümkün oluyordu. Yeni proje sonucu bu mümkün olmuyor; herkesin net biçimde Saray’ın yanında ya da karşısında konumlanması gerekiyor. Bu ayrışmanın desteklenmesi, ikircikli tutumların mahkum edilmesi iyi bir başlangıç noktası olabilir. Uzun bir süredir aslında Saray rejimi ve demokrasi cephesi arasında bir gri alan yoktu ama çeşitli aktörler böyle bir alan var gibi yapıyorlardı. Artık böyle bir alanın olmadığının kesin olarak kabulüyle yola çıkılması gerekiyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler