Buse İlkin YERLİ
Arnavutluk'ta binler, günlerdir sokakta. Ülkenin en önemli doğal alanlarından biri olan Narta Lagünü ile Adriyatik Denizi'ndeki stratejik konumuyla bilinen Sazan Adası'nın, Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'in yatırım fonuyla bağlantılı milyarlarca dolarlık turizm projelerine açılması planı yalnızca bir çevre tartışması olmaktan çıktı.
Halk kamusal alanların sermayeye devredilmesine, koruma altındaki ekosistemlerin yapılaşmaya açılmasına, yolsuzluklara ve siyasi elitlerin kurduğu düzene karşı itirazlarını yüksek sesle dillendiriyor.
Proje iptal edilse de öfke sürüyor. Arnavutluk'ta büyüyen bu itirazı, eylemlerin içinde olan John Merko ile konuştuk.

John Merko
20 YILDIR HALKI KANDIRIYORLAR
Sizi sokağa çıkmaya iten kırılma noktası neydi?
Bu proje basit bir mesele değil, çünkü Narta'yı ve bölgenin biyolojik çeşitliliğini geri dönülmez biçimde etkiliyor. Dahası, proje, Avrupa Birliği üyeliği için uymamız gereken çevreyle ilgili 27. Fasıl kapsamındaki yükümlülüklerle çelişmesine rağmen, bunu mümkün kılan yasal değişikliklere dayanılarak geliştirildi. 20 yılı aşkın süredir yapılan her şeyin Avrupa Birliği'ne (AB) katılmak amacıyla gerçekleştirildiğini dinledik ve şimdi bu hedefle oyun oynanıyor. Hepimizin sokağa çıktığı gün 30 Mayıs'tı. O gün Narta'da dikenli teller çekildi ve özel güvenlik görevlileri bir bölge sakinini sürükleyerek uzaklaştırdı.
Eylemlerin temel talebi nedir?
İlk adım olarak bu projenin iptal edilmesini ve onu mümkün kılan yasaların kaldırılmasını talep ediyoruz. Ayrıca başbakanın istifasını istiyoruz. Ancak çağrımız artık yalnızca Başbakan Edi Rama'ya değil muhalefet lideri Sali Berisha'ya da yönelik. Hep birlikte "Rama hapse, Berisha hapse" diyoruz.
Hükümet ve kolluk kuvvetleri eylemlere nasıl yaklaşıyor? Protestocular ne tür baskılar veya engellerle karşılaşıyor?
Kamuoyu Narta bölgesinin dikenli tellerle çevrildiğini öğrenmeden yalnızca iki gün önce, anaakım medya birdenbire trans bireylere yönelik hormon tedavileriyle ilgili haberleri gündemin merkezine taşıdı. Arnavutluk'ta LGBTİ+ topluluğu tarihsel olarak siyasi gündemleri gölgelemek için kullanılan bir günah keçisi. AB üyelik sürecini kolaylaştırmak amacıyla LGBTİ+ haklarına ilişkin bazı yasalar hazırlanmış olsa da bunlar toplumda güçlü bir destek bulmuş değil. Muhafazakâr çevreler, LGBTİ+ haklarını kabul etmek yerine AB üyeliğinden vazgeçmeyi tercih edeceklerini bile söylüyor.
Ancak bu kez dikkat dağıtma çabaları işe yaramadı. Narta skandalı ortaya çıkar çıkmaz insanlar manşetleri görmezden gelip sokağa çıktı. Üçüncü gün Demokrat Parti'ye yakın bazı militanların protestoları yalnızca Rama karşıtı bir hatta çekmeye çalıştığını gördük.
Bu mesele sizin için sadece çevre sorunu mu, demokrasi sorunu mu, ekonomik bir mesele mi, yoksa hepsinin birleşimi mi?
Bence üçünün birleşimi. Ancak çevresel boyut en kritik olanı. Çünkü mesele yalnızca flamingoları değil, bölgede yaşayan pek çok canlı türünü etkiliyor. Bizim amacımız Arnavutluk'un uluslararası yatırımlara kapalı olduğu izlenimini yaratmak değil. Ancak bu yatırımlar yasalara uymalı. Mevcut mevzuata göre bu bölgede yapılacak her projenin biyolojik çeşitlilik üzerinde asgari etkiye sahip olması gerekiyor.
ÜLKE UCUZ İŞGÜCÜ VE YOLSUZLUKLA ÇALKALANIYOR
Toprakların emperyalist sermayeye tahsis edilmesine yönelik tepki, ülkede biriken başka hangi rahatsızlıkları görünür hale getirdi?
Arnavutluk'ta faaliyet gösteren çok sayıda yabancı şirket var, ülke ucuz işgücü kaynağı olarak görülüyor. Asgari ücret oldukça düşük; yaklaşık 40 bin lek (yaklaşık 22 bin 500 Türk Lirası). Bu durum modern bir sömürü biçimi. Halk artık bu ücretlere çalışmayı reddediyor. Sonuç olarak Hindistan ve Filipinler gibi daha yoksul ülkelerden işçiler getiriliyor ve haftada 40 saat çalışmaları karşılığında asgari ücret alıyorlar.
Bunun yanında Belinda Balluku dosyası da Arnavutluk'ta şu anda gündemde olan en büyük yolsuzluk skandallarından biri. Kendisi, Llogara Tüneli ve Tiran Çevre Yolu'nun bazı bölümleri de dahil olmak üzere çeşitli kamu ihalelerinde usulsüzlük yapmakla suçlanıyor. Görevden ayrıldıktan sonra Özel Yolsuzluk ve Organize Suçlarla Mücadele Savcılığı (SPAK), tutuklanabilmesi için dokunulmazlığının kaldırılmasını talep etti. Ancak iktidardaki Sosyalist Parti'nin çoğunluğu buna karşı oy kullandı. Bu nedenle milletvekili olarak hâlâ serbest. Sadece yurtdışı çıkış yasağı bulunuyor.
Arnavutluk'ta uzun süredir bu ölçekte protestolar görmüyorduk. Sizce bugün farklı olan ne?
Bu protestolar Z kuşağı tarafından örgütleniyor ve farkı yaratan da onlar. Medyaya ve siyasi partilere yaklaşımları çok farklı. Oluşturdukları dayanışma ve direniş ağı, herhangi bir siyasi partinin onları bölmesini zorlaştırıyor. Sadece başbakanın istifasını istemiyorlar, aynı zamanda muhalefetin liderinin de hapse girmesini talep ediyorlar.
Herkes protestolara katılabiliyor ancak odağın kaybolmasına izin vermiyoruz. Gerekirse bir duvar oluşturup farklı gündemlerle gelenlerin pankartlarını bırakmalarını istiyoruz. Belki inanması zor ama protestolarda çocuklar için ayrılmış özel alanlar var; ebeveynleri eylem yaparken çocuklar burada vakit geçiriyor. Katılımcıların çoğu Y kuşağı ve Z kuşağından oluşuyor. Bu iki neslin ortak bir ikilemi var: Arnavutluk'ta kalmak ya da daha iyi bir yaşam için vize başvurusu yapmak… Önceki deneyimler bugün daha güçlü bir dayanışma ağı kurmamıza yardımcı oluyor. Biz, diktatörlüğün yıkılmasından sonra doğmuş iki nesiliz ve aslında düşündüğümüzden çok daha fazla ortak noktamız var.
Hükümet geri adım atmazsa protestoların sonraki aşaması ne olacak?
Şimdilik katılım istikrarlı biçimde artıyor. Bir liderimiz yok; kurallarımız ve taleplerimiz var.
Bu hareketin Arnavutluk siyasetinde kalıcı bir değişim yaratabileceğini düşünüyor musunuz?
Verilen mesaj çok açık: Artık sessiz kalmayacağız ve herkes adına konuşacağız. Artık birbirimize karşı değiliz bizi ayıran sisteme karşıyız. Bunu neden söylüyorum? Çünkü çevrecilerin yanı sıra LGBTİ+’lar da aynı soruları soruyor ve farklı görüşlere sahip insanlarla yan yana durmaktan çekinmiyorlar. Bu konuda ortak bir zeminde buluşuyoruz. Dolayısıyla henüz erken olsa da şimdiden olumlu bir şey ortaya çıkmış durumda.
Bu protestoların uluslararası kamuoyunda "Trump ailesine karşı protestolar" olarak tanımlanmasına katılıyor musunuz? Mesele gerçekten bundan mı ibaret?
Bunun yalnızca Trump'la ilgili olduğunu düşünmüyorum. Bu yaklaşım meseleyi fazla kişiselleştiriyor. Ben bunu, parası olduğu için istediği şeyi satın alabileceğini ve kuralları çiğneyebileceğini düşünen aşırı zengin insanlara karşı bir mücadele olarak görüyorum.
Yunanistan ve İtalya'da da destek eylemleri gördük. Bu dayanışma size ne hissettiriyor? Sizce bu mücadele daha geniş bir coğrafyaya yayılabilir mi?
Bu protestolar büyüdükçe Trump ailesiyle olan bağlantı daha görünür hale geldi. Ancak genel olarak bu dayanışma bizi mutlu ediyor ve güçlendiriyor. Hepimizin aynı mücadeleyi verdiği hissini yaratıyor.
Bugün Arnavutluk dışında sizi izleyen insanlara ne söylemek istersiniz?
Birçok Arnavut bu protestolar için yurtdışından ülkeye döndü. Ancak çoğu zaman başka siyasi meseleleri tartışıyorlar. Bu meseleler elbette önemli, fakat şu an onların zamanı değil. Bugün odaklanmamız gereken konular Narta, adalet, biyolojik çeşitliliğin korunması ve elbette egemenliktir.