Ana içeriğe geç

Vatan Partisi Öncü Kadın Genel Başkanı: İstanbul Sözleşmesi aileyi ve toplumu hedef alıyor

Çekya’nın İstanbul Sözleşmesi’nin onay sürecinden resmen çekilmesi, sözleşmeye yönelik tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Vatan Partisi’nin Öncü Kadın Genel Başkanı Avukat Nuriye Kadan, Aydınlık Avrupa’ya hem Çekya’nın kararını hem de sözleşmeye yönelik itirazlarını anlattı

Vatan Partisi Öncü Kadın Genel Başkanı: İstanbul Sözleşmesi aileyi ve toplumu hedef alıyor
Aydınlık
16

Çekya hükümetinin, İstanbul Sözleşmesi onay sürecini resmen iptal etmesi Avrupa’da sözleşmeye yönelik itirazların yeniden tartışılmasına yol açtı. Türkiye’de de İstanbul Sözleşmesi’ne en güçlü şekilde karşı çıkan siyasi partilerden birisi Vatan Partisi. Parti, sözleşmenin kadına yönelik şiddetle mücadele metni olmanın ötesine geçtiğini, “toplumsal cinsiyet” anlayışı üzerinden aile yapısının hedef alındığını ve Türkiye’nin iç hukukuna müdahale zemini oluşturduğunu vurguluyor. Aydınlık Avrupa’nın sorularını yanıtlayan Vatan Partisi Öncü Kadın Genel Başkanı Avukat Nuriye Kadan, Çekya’nın kararını ve İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik itirazlarını değerlendirdi.

‘BU SÖZLEŞME AİLEYİ VE TOPLUMU HEDEF ALIYOR’

Vatan Partisi Öncü Kadın Genel Başkanı: İstanbul Sözleşmesi aileyi ve toplumu hedef alıyor - Resim : 1

Çekya, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Vatan Partisi İstanbul sözleşmesine karşı mücadele eden partilerin başında. Neden İstanbul sözleşmesine karşısınız?

Vatan Partisi Öncü Kadın olarak, İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasını istememizin temel nedeni, sözleşmenin yalnızca kadına yönelik şiddetle mücadele metni olmayıp, toplumsal cinsiyet anlayışı ve uluslararası denetim mekanizmaları (grevio) yoluyla ülkemize belli bir toplum modeli dayatan bir düzenleme olmasıdır. Bu temel nedenleri biraz açacak olursak;

Toplumsal Cinsiyet Kavramına itirazımız nedeni, sözleşmedeki toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği kavramlarının kadın ve erkek biyolojik cinsiyetleri dışındaki kimlikleri de hukuki toplumsal düzeyde tanımasıdır. Bu nedenle sözleşme aile ve toplum yapısını dönüştüren bir ideolojik çerçeve taşımaktadır. Bu sözleşme emperyalizm ve Batı merkezli toplum modelini dayatmaktadır. Batı merkezli neoliberal ve bireyci bir toplum anlayışının ülkemize dayatılmasını öngörmektedir.

‘ÇÖZÜM DIŞARIDA DEĞİL, MİLLİ POLİTİKALARDA’

Vatan Partisi Öncü Kadın Genel Başkanı: İstanbul Sözleşmesi aileyi ve toplumu hedef alıyor - Resim : 2

Vatan Partisi Öncü Kadın olarak Türkiye’nin Kadın sorununun çözümlenmesi için dışarıdan gelen modeller yerine kendi tarihsel, toplumsal ve hukuki birikimimize dayanan milli politikaların geliştirilmesi gerekmektedir.

Kadına yönelik şiddet konusunda asıl sorun, uygulama noktasında olup, mevcut yasaların etkin uygulanmaması, kolluk yargı süreçlerindeki eksiklikler ve şiddeti besleyen toplumsal ilişkilerdir.

Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi yerine 6284 sayılı Kanunun geliştirilmesi ve etkin uygulanmasını sağlamak çözümdür.

Sözleşmenin uygulamasını izleyen Grevio denetim mekanizmasının ulusumuzun iç hukuk ve güvenlik politikaları hakkında değerlendirmelerde bulunması ulusal egemenliğimiz açısından sakıncalıdır.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede ulusumuzun uluslararası kuruluşların yönlendirmesine değil, kendi hukukuna ve kurumlarına dayanması gerekir.

‘TÜRKİYE KADINI KENDİ HUKUKUYLA KORUMALI’

Kadın mücadelesinin cinsiyet kimliği, cinsel yönelim tartışmalarının merkezine çekilmesi eleştirdiğimiz nedenlerin de başında gelmektedir. Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi esas olarak üretim, ekonomik bağımsızlık, eğitim, hukuk, milli egemenlik ve toplumsal dönüşüm ekseninde yürütülmesi gerekir. Kısaca şunu diye biliz ki; Kadına yönelik şiddetle mücadele edilmeli ancak bunun yolu, emperyalist batının dayattığı İstanbul Sözleşmesi değildir. Türkiye, kendi hukukuna ve kendi milli politikalarına dayanarak kadını korumalıdır. Bu nedenle de, İstanbul Sözleşmesinden çıkılması için mücadeleyi en önde yapmış, 6284 sayılı Kanunun korunması ve güçlendirilmesi için de çalışmalar yapmaya devam etmekteyiz.

ÇEKYA’NIN ‘TOPLUMSAL CİNSİYET’ İTİRAZI

Çekya’nın sözleşmeden çekilmesini nasıl değerlendirdiniz?

Çekya (Çek Cumhuriyeti) İstanbul Sözleşmesini 30 Kasım 2017 ‘de imzalamış, 24 Ocak 2024’te Çek Senatosu ratifikasyonu reddetmiş Haziran 2026 ‘da da hükümet, önceki hükümetin ratifikasyon sürecine verdiği onayı geri çekmiştir.

Çekya, İstanbul Sözleşmesini imzalamış ancak ratifikasyon sürecini tamamlamamıştır. Yani sözleşmeyi onaylamadığı için sözleşmeye taraf hale gelmemiştir. (RATİFİKASYON: imzalanmış bir uluslararası anlaşmanın devlet tarafından resmen onaylanması)

Çekya’daki itirazların nedenleri de; Toplumsal Cinsiyet kavramının kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılığın ötesinde toplumsal olarak oluşturulan roller anlayışını öne çıkardığı ve bunun da geleneksel cinsiyet rollerini zayıflatabileceği, Sözleşmenin aile ve toplumsal değerlerle çatışabileceği, Çek hukukunda zaten yeterli düzenlemenin var olduğu, ceza ve koruma mekanizmalarının bulunduğu, bu nedenle uluslararası bir sözleşmeye ihtiyaç olmadığı yönünde.

‘AVRUPA’DAKİ MİLLİYETÇİLERDE DE BENZER TEPKİLER VAR’

Kadına yönelik şiddetle mücadelede ulusal hukuk ve ulusal politikaların yürütülmesi gerektiği, uluslararası bir sözleşmeye gerek olmadığı gerekçeleriyle onaylanmamıştır.

Bizim de ileri sürdüğümüz benzer nedenlerle onaylama işlemi yapılmamıştır.

Bu nedenle Çekya örneği, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkmak yalnızca Türkiye’ye özgü bir tutum değildir, Avrupa’nın yükselen sağ ve milliyetçi, muhafazakâr siyasi çevrelerinde de benzer itirazlar söz konusudur.

Kaynağa Git

İlgili Haberler