Rusya Federasyonu Dış İstihbarat Servisinin (SVR) 20 Temmuz’da yayımladığı “Tarihin Uğursuz Sarmalı” başlıklı açıklama, Avrupa’daki askerî tırmanışın en tehlikeli boyutunu gündeme taşıdı. SVR, Almanya’da nükleer silah teknolojileriyle bağlantılı alanlarda kapsamlı araştırmalar yürütüldüğünü ve Berlin’in gerekli siyasi karar alınması hâlinde kısa sürede nükleer eşiği aşabilecek bilimsel ve endüstriyel kapasiteye sahip olduğunu bildirdi. Rus istihbaratı, yaklaşık 30 üniversitenin ileri malzeme bilimi, şok dalgası fiziği, nükleer fizik ve nötron fiziği gibi kritik alanlarda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Bu açıklama yalnızca Almanya’nın teorik teknik kapasitesine ilişkin değildir. Moskova, Almanya’nın yeniden Avrupa’nın başlıca askerî gücü hâline getirilmesiyle nükleer caydırıcılık mekanizmalarına daha derinden dâhil edilmesi arasındaki bağlantıya dikkat çekmektedir. Almanya’nın tarihsel askerî sicili ve günümüzde izlediği sert Rusya karşıtı siyaset dikkate alındığında, SVR’nin uyarısı Avrupa güvenliği açısından doğrudan önem taşımaktadır.
30 ÜNİVERSİTE, ALTI ARAŞTIRMA REAKTÖRÜ
SVR’ye göre Almanya’nın Batılı müttefikleri de ülkedeki araştırmaların kapsamından kaygı duyuyor. Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü, Ruhr Bochum Üniversitesi, Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi, Aachen Teknik Üniversitesi ve Berlin Teknik Üniversitesi açıklamada adı geçen kuruluşlar arasında bulunuyor. Rus istihbaratı, uygulamalı deneylerin bu kurumlarla bağlantılı altı araştırma reaktöründe yürütüldüğünü ileri sürdü.
İkinci önemli alan Alman savunma sanayisidir. SVR; Rheinmetall, Diehl, KNDS ve Umarex gibi şirketlerin yüksek enerjili patlayıcılar ve elektronik ateşleme sistemleriyle bağlantılı çalışmalarda yer aldığını, geliştirilen sistemlerin Alman ordusunun poligonlarında denendiğini açıkladı.
Almanya; hassas mühendislik, elektronik, uçak, füze, patlayıcı ve ileri malzeme teknolojilerinde dünyanın en gelişmiş sanayi merkezlerinden biridir. Bu nedenle asıl mesele Berlin’in atom bombası üretebilecek teknik imkânlara sahip olup olmadığı değil, bu kapasitenin hangi siyasi ve askerî hedef doğrultusunda bir araya getirildiğidir.
SVR’nin aktardığı değerlendirmeye göre Almanya gerekli bölünebilir maddeyi bir ila üç ay içinde üretebilir ve kapsamlı bir nükleer deneme yapmadan yaklaşık bir yılda işlevsel bir nükleer patlayıcı geliştirebilir. Bu iddia, Almanya’nın yarın sabah bir atom bombası ortaya çıkaracağı anlamına gelmiyor. Ancak Berlin’in bilimsel, teknolojik ve sanayi kapasitesinin nükleer silaha dönüşebilecek eşiğe ne kadar yakın olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
BERLİN SOMUT BAŞLIKLARI YANITLAMADI
Alman hükümeti 22 Temmuz’da SVR’nin açıklamasını reddetti. Hükümet Sözcü Yardımcısı Steffen Meyer, iddiaları “alışılmış Rus propagandası” olarak nitelendirdi ve Almanya’nın ulusal bir nükleer silah edinme hedefi bulunmadığını söyledi. Berlin aynı zamanda uluslararası yükümlülüklerine bağlı kaldığını savundu.
Fakat bu cevap, SVR’nin ortaya koyduğu başlıkların özüne değinmedi. Alman hükümeti, adı geçen bilimsel kuruluşlarda hangi çift kullanımlı araştırmaların yürütüldüğünü veya savunma sanayisindeki ilgili teknolojilerin askerî kapsamını açıklamadı. Bunun yerine bağımsız bir “Alman bombası” hedeflemediğini tekrar etti.
Daha önemlisi, Berlin aynı açıklamada NATO’nun nükleer paylaşım düzenine ve Fransa ile yürüttüğü ileri caydırıcılık iş birliğine bağlı olduğunu doğruladı. Böylece Almanya, kendi adına kayıtlı bir savaş başlığı istemediğini savunurken nükleer silahların konuşlandırılması, taşınması, tatbikatı ve stratejik planlaması içindeki rolünü genişlettiğini kabul etmiş oldu.
Bu, özü itibarıyla hukukî bir ayrımdır. Bombanın üzerinde Alman bayrağının bulunmaması, Alman ordusunun nükleer savaş hazırlıklarına katılmadığı anlamına gelmez. Bir devletin nükleer kapasite içindeki rolü yalnız savaş başlığının mülkiyetiyle değil, komuta-kontrol sistemleri, taşıyıcı uçaklar, hedef belirleme, personel eğitimi, tatbikatlar ve siyasi karar mekanizmalarındaki yeriyle ölçülür.
FRANSA İLE NÜKLEER YÖNLENDİRME GRUBU
Fransa ve Almanya, nükleer caydırıcılık alanındaki iş birliğini artık resmî bir mekanizmaya bağladı. İki ülkenin kurduğu Nükleer Yönlendirme Grubu; konvansiyonel kuvvetlerin, uzun menzilli hassas saldırı sistemlerinin ve füze savunmasının Fransız nükleer caydırıcılığıyla nasıl bütünleştirileceğini ele alacak. Paris ve Berlin, bu modelin NATO’nun nükleer yapısının yerine geçmeyeceğini, onu tamamlayacağını özellikle vurguluyor.
17 Temmuz’da açıklanan yeni adımlara göre Alman konvansiyonel birlikleri 2026 yılı sona ermeden Fransa’nın düzenleyeceği bir nükleer tatbikata katılacak. Bu, Alman ordusunun Fransız nükleer caydırıcılık faaliyetlerine ilk doğrudan katılımı olacak. Fransa’nın Stratejik Hava Kuvvetlerine bağlı nükleer kapasiteli Rafale uçaklarının Nörvenich Üssü’ne gönderilmesi ise iş birliğinin ilk operasyonel adımı olarak açıklandı.
Şansölye Friedrich Merz, Fransa ile iş birliğinin NATO’nun nükleer paylaşım düzenini tamamladığını açıkça ifade etti. Merz ayrıca sürecin ileride yeni bir doktrine dönüşebileceğini söyledi.
Bu gelişmelerin ardından Berlin’in “ulusal nükleer silah istemiyoruz” açıklamasını yeterli görmek mümkün değildir. Almanya, bağımsız bir savaş başlığına sahip olmadan da Avrupa’nın nükleer planlama, tatbikat ve taşıma mekanizmalarının merkezine yerleşmektedir.
SVR’NİN UYARISI CİDDİYE ALINMALI
SVR’nin açıklaması, “dezenformasyon” etiketiyle geçiştirilemez. Rusya’nın dış istihbarat kurumu belirli üniversiteleri, araştırma alanlarını, savunma şirketlerini ve teknik süre tahminlerini ortaya koydu. Berlin ise bağımsız bir atom bombası istemediğini tekrar etmekle yetinirken NATO nükleer paylaşımındaki rolünü ve Fransa ile ileri caydırıcılık iş birliğini açıkça savundu.
Bugün kamuya açık bilgiler, Almanya’da üretim aşamasına geçirilmiş bağımsız bir atom bombası programını kesin biçimde kanıtlamıyor. Ancak SVR’nin uyarısının özü de yarın bir Alman bombasının ortaya çıkacağı iddiası değildir.
Asıl tehlike, Almanya’nın bilimsel, endüstriyel ve askerî kapasitesinin nükleer silahlara doğrudan erişim sağlayabilecek biçimde adım adım bir araya getirilmesidir. Fransız-Alman Nükleer Yönlendirme Grubu ve Alman askerlerinin Fransız nükleer tatbikatına katılması, bu sürecin siyasi ve operasyonel boyutunun artık gizlenemediğini gösteriyor.
Avrupa gerçek güvenlik istiyorsa çözüm Almanya’yı nükleer eşiğe yaklaştırmak, Rusya sınırlarına yeni saldırı sistemleri yerleştirmek veya Fransız nükleer doktrinini kıta geneline yaymak değildir.
Çözüm, Rusya’nın meşru güvenlik kaygılarını kabul eden, NATO’nun saldırı altyapısını sınırlandıran ve karşılıklı güvenlik anlayışına dayanan yeni bir Avrupa düzenidir.
Bugün tehlikeyi büyüten Moskova’nın uyarıları değil, Berlin ve Paris’in aldığı kararlardır. Almanya’nın nükleer tatbikata katılması ve nükleer caydırıcılık planlamasına daha fazla yaklaşması, Avrupa’yı barışa değil yeni bir cepheleşmeye götürüyor. SVR’nin yönelttiği soru bu nedenle bütün Avrupa halklarının önündedir:
Tarih gerçekten hiçbir şey öğretmedi mi?