Ana içeriğe geç

Eda Tuğrul: Dünya uyumaz, gazeteci de uyumaz

Haber Global Dış Haber Müdürü Eda Tuğrul, üniversitenin ilk yılında başladığı medya yolculuğunu, dış haberciliğin gerektirdiği kesintisiz takip refleksini ve NATO Zirvesi’nde ABD Başkanı Donald Trump’a F-35’lerle ilgili soru yönelttiği anın perde arkasını anlattı. Tuğrul, genç gazetecilere “İnsanların sizin için çizdiği sınırlar kaderiniz değildir” sözleriyle seslendi.

Eda Tuğrul: Dünya uyumaz, gazeteci de uyumaz
Haber Global
16

Disiplinli bir eğitim hayatından haber merkezinin hiç durmayan temposuna uzanan Eda Tuğrul, on yıldır dünya siyasetinin en kritik gelişmelerini yakından takip ediyor. Haber Global Dış Haber Müdürü olarak hem haber mutfağını yöneten hem de ekran önünde uluslararası gelişmeleri yorumlayan Tuğrul; canlı yayın refleksinin nasıl geliştiğini, akademik birikimin dış haberciliğe katkısını, Türkiye’nin değişen diplomatik rolünü ve Donald Trump’a soru sorduğu çok konuşulan anı anlattı.

Eda Tuğrul: Dünya uyumaz, gazeteci de uyumaz - Resim : 1

Saint Michel’deki Fransız ekolünden gelip üniversitenin ilk yılında medya sektörüne adım atmışsınız. Sizi masa başı bir dış haberci olmak yerine; sokağa çıkan, ekran önünde dünyayı yorumlayan o “canlı yayın refleksine” yönlendiren kırılma noktası neydi?

Lise hayatımın bana kattığı en önemli şey disiplin oldu. Çok çalışmanın ve emeklerimin karşılığını almanın zevkini ilk olarak lisede tattım. Zaten yine lisedeyken bu mesleği yapmak istediğime karar verdim. Tüm adımlarımı da bilinçli bir şekilde hedefime ilerlemek için attım. En başından beri sadece İstanbul Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünü istiyordum. Hedefimi gerçekleştirmeyi başardım ve üniversiteyi kazanır kazanmaz kariyerim için kendime yatırım yapmaya başladım. Her gün gazeteleri sayfa sayfa okudum. Yabancı basını takip etmeye de o dönem başladım. Mesleğim konusunda o kadar heyecanlıydım ki üniversitenin daha ilk aylarında hemen bir diksiyon kursuna yazıldım. Sonra o kurs sayesinde bir radyo kanalında staja başladım. O zamanlar radyoda yayınlanan sabah haberleri için sokağa çıkıp röportajlar yapıyordum. Sabahları okula gider, dersler bitince radyoya geçerdim. Eve dönerken vapurda, otobüste, metroda ders çalışırdım. Tüm eğitim hayatım böyle geçti. Hem çalıştım hem okudum. Yüksek lisansımı yaparken de işten çıkar, akşam derslerine girer, sonra da uyuyana kadar ders çalışırdım. Bu sayede üniversiteden mezun olduğumda işim hazırdı. O zamanlar ekrana çıksam da, canlı yayın tecrübem hiç olmamıştı. Mezun olduktan sonra kariyerimdeki ilk hedefim canlı yayın tecrübesi kazanmak olmuştu. Ve bir gün bir son dakika gelişmesi haber merkezine ulaştığında beklediğim o an geldi. Bana “Hadi, yayına çıkıyorsun,” dediler. Maceram tam anlamıyla o zaman başladı. O gün bana fırsat verilmiş gibi görünüyordu ama aslında yıllardır o fırsata hazırlanıyordum.

Eda Tuğrul: Dünya uyumaz, gazeteci de uyumaz - Resim : 2

Dış haber masasında yıllar boyunca dünyanın farklı bölgelerindeki krizleri, seçimleri ve diplomatik gelişmeleri takip ettiniz. Bir dış haberci için en kritik refleks sizce nedir?

Bizim işimiz her an tetikte olma hâlinden ibaret. Bu yüzden en kritik refleks her zaman gözü açık olmak ve takipte kalmayı başarabilmek. Televizyonda son dakikayı ilk veren kazanır. Bunu yapabilmek için sayısız haber kaynağını, onlarca lideri, siyasetçiyi, dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan tüm gelişmeleri takip etmeniz gerek. Üstelik takip etmek yeterli değil, o gelişmelerin her birini çok iyi bilmeniz gerekiyor. Konulara yeteri kadar hâkim olmazsanız analiz yapamazsınız, öngörüde bulunamazsınız. En son ne zaman haber okumadığım bir gün geçirdim, kaç yıl önceydi bilmiyorum. Tatildeyken bile her zaman haber takibimi sürdürürüm. Çünkü dünya siyasetinde 1 gün bile çok uzun bir süredir. 24 saatte bir savaş biter, diğeri başlar. Bir hükümet dağılır, yerine yenisi gelir. Ateşkes ilan edilir, ihlaller başlar. Siz uyurken dünyanın öbür ucunda milyonlarca insanı etkileyecek bir olay meydana gelir. Haberci olmak telefonu daima seslide bırakmak, en beklenmedik saatlerde bir aramayla uyanmak, kendini ya sahada ya stüdyoda bulmak demektir. Dünya uyumaz, gazeteci de uyumaz. Haberci plan yapmaz, hayatını habere göre şekillendirir.

Eda Tuğrul: Dünya uyumaz, gazeteci de uyumaz - Resim : 3

Yüksek lisans çalışmanızda “Uçak Krizi Sonrası Türkiye–Rusya İlişkileri”ni ele aldınız. Akademik birikiminiz, bugün uluslararası gelişmeleri yorumlama biçiminizi nasıl etkiliyor?

Tam da benim ilk kez bir haber merkezinde çalışmaya başladığım dönemde Türkiye-Rusya uçak krizi meydana geldi. Dolayısıyla tezimde bu konuyu ele almaya karar vermem hiç zor olmadı. Çünkü o dönem yaşananlara doğrudan haber merkezinden tanıklık etmiş, bu konuda sayısız röportaj yapmış ve haber yazmıştım. Hatta televizyon kariyerimin ilk İngilizce röportajını da yine bu konuda dönemin Ukrayna başkonsolosu ile yapmıştım. Benim için olağanüstü bir deneyimdi. Dolayısıyla ilk önce sahada edindiğim bilgileri akademik hayatımda kullandım. Sonra da akademik bilgilerimin mesleğimde işime yaradığı süreci yaşadım. Örneğin, aylardır İran’ı konuşuyoruz. Fakat İran’ı anlamak ve anlatabilmek için İran’ın tarihini bilmek gerekir. Sadece 1979 İslam Devrimi’ni ve sonrasında yaşananları değil, onun da öncesini… Dış politika sadece bugünü okumak değildir; bugünü anlamak için bazen yüz yıl geriye gitmek gerekir. Bu yüzden elbette akademik kariyerimin meyvelerini yiyorum.

Eda Tuğrul: Dünya uyumaz, gazeteci de uyumaz - Resim : 4

Türkiye artık dış politikada çok daha aktif. NATO Zirvesi gibi örnekleri de düşünürsek, bu durum Türkiye’deki dış haberciliği nasıl değiştirdi?

Dış haberciliğe başlayalı tam 10 yıl oldu. Yani tam 10 yıldır Türk dış politikasını takip ediyorum. Her şeyden önce Türkiye’nin her daim insan odaklı bir dış politika izlediğini hatırlatmam gerek. Suriye’de siviller acımasızca öldürülürken, bebek cesetleri kıyıya vururken, Doğu Guta’da çocuklar açlıktan ölürken, Arakan’da Müslümanlar katledilirken, Avrupa sınırlarında mülteciler insanlık dışı muameleye maruz bırakılırken, Afrika’da neokolonyalizmin etkileri görülürken, Gazze’de soykırım yapılırken Türkiye daima sesini en güçlü şekilde çıkardı ve çıkarmaya devam ediyor. Özellikle son yıllarda Türkiye arabuluculuk rolüyle de uluslararası arenada güçlü bir yer edindi. Elbette tüm bunlar dış haberciliği de daha fazla ön plana çıkardı. Artık ülkemizde çok sayıda kilit öneme sahip uluslararası etkinlik düzenleniyor. Kariyerimin ilk yıllarında Türkiye’de takip ettiğim ilk uluslararası iş BM tarafından düzenlenen Dünya İnsani Zirvesi’ydi. O zirvenin üzerinden 10 yıl geçti. Ve o 10 yılda Türkiye, Rusya-Ukrayna müzakereleri gibi çok sayıda kilit görüşmeye ev sahipliği yaptı. Son olarak Antalya Diplomasi Forumu’nu ve NATO Ankara Zirvesi’ni takip ettim. Şunu çok net şekilde söyleyebilirim: Ülkemiz bu tarz uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapma konusundaki deneyimini tüm dünyaya bir kez daha gösterdi. Türkiye artık uluslararası gelişmeleri sadece takip eden değil, yön veren aktörlerden biri haline geldi. Bu da dış haberciliği hiç olmadığı kadar sahaya taşıdı. Eskiden önemli zirveleri uzaktan izlerdik. Bugün ise o masaların kurulduğu ülkelerden biri Türkiye.

Eda Tuğrul: Dünya uyumaz, gazeteci de uyumaz - Resim : 5

NATO Zirvesi’ni yerinden takip ederken çok konuşulan bir an yaşandı. Donald Trump, üzerinizdeki yeşil kıyafete atıfta bulunarak “Green, very green” dedi ve size söz verdi. Siz de mikrofonu alıp sorunuzu yönelttiniz. Hem bir dış haber müdürü hem de ekranda her gün dünya politikasını yorumlayan bir ekran yüzü olarak, o an dünya liderlerinin karşısında canlı yayında olmak nasıl bir refleksti? Trump gibi öngörülemez bir liderle o ekran kimyasını yakalamanın perde arkasını dinleyebilir miyiz?

Liderler karşısında heyecanınızı yönetmeyi öğreniyorsunuz. Çünkü o anda siz sadece kendinizi ve kurumunuzu değil, milyonlarca izleyiciyi temsil ediyorsunuz. Trump’ın bana “yeşilli” diye seslendiği anı herkes gördü. Kimsenin görmediği ise o anın arkasındaki hazırlıktı. Habercilik biraz da ihtimaller üzerine gitmektir. Elbette o gün Trump’a soru sorup soramayacağımı bilmiyordum. Ancak bu ihtimale karşı tüm hazırlıklarımı yapmıştım. Bu tarz basın toplantılarında liderler rastgele şekilde seçtikleri gazetecilerden soru alıyor. O sırada söz almak için gazeteciler arasında kıyasıya bir yarış yaşanıyor. Önce söz almayı başarabilen, cevabı en çok merak edilen soruyu sorma şansını da yakalıyor. Dolayısıyla basın toplantısında bana söz gelip gelmeyeceğini ya da ne zaman söz geleceğini bilmediğim için Trump’a yöneltebileceğim çok sayıda soru hazırlamıştım. Trump açıklamasını bitirip soru-cevap kısmına geçtiğinde gazeteciler arasında el kaldırma yarışı başladı. Herkes soru sorabilmek için Trump’a sesleniyor, bir şekilde dikkatini çekmeye çalışıyordu. Ben de onların arasındaydım. Sanırım renkli bir ceket giymiş olmamın da etkisiyle ABD Başkanı’nın dikkatini çekmeyi başardım ve söz aldım. Türk televizyonlarından söz almayı başaran tek gazeteci olarak, Haber Global adına Türk kamuoyunun en çok merak ettiği konuyu, F-35’leri sordum. Böylece Trump Ankara’dan ayrılmadan önce ülkemizde en çok merak edilen konuyla ilgili yaşanan gelişmeleri bizzat kendisinden dinledik.

Eda Tuğrul: Dünya uyumaz, gazeteci de uyumaz - Resim : 6

Sizin gibi hem mutfakta çalışmak hem de ekranda dünyayı yorumlamak isteyen genç televizyoncu adaylarına, kendilerini geliştirmeleri için vereceğiniz en önemli tavsiye ne olurdu?

Belki klişe gelecek ama çok çalışın ve asla pes etmeyin. Bunun önemini çok net bir örnekle anlatacağım. Ortaokula başladığımda İngilizce öğrenmek konusunda zorluk yaşıyor, bir türlü adapte olamıyordum. O dönemki İngilizce öğretmenim durumumla ilgili anneme bilgi verirken yanlarındaydım ve öğretmenimin dediği şey şuydu: “Belki de İngilizce öğrenme konusunda yeteneği yoktur.” Kısacası bu konunun üstüne gitmem ve farklı öğrenme yöntemleri bulmam için beni teşvik etmek yerine işin ucunu bırakmam gerektiğini, çünkü yeteneğim olmadığını söylüyordu. 13 yaşındaki Eda, o sözleri hiç unutmadı. Ve kim ne söylerse söylesin, kulağını tıkayıp sadece kendisine inandı. Çok çalıştı. Yıllar sonra dış haber müdürü oldu, sayısız İngilizce röportaj ve çeviri yaptı. Yurt dışında haber takibinde bulundu. Bana İngilizce öğrenemeyeceğim söylendi; yıllar sonra ABD Başkanı’na İngilizce soru sordum. İnsanların sizin için çizdiği sınırlar kaderiniz değildir. Sınırlarımızı kendimiz belirliyoruz. İstersek tüm sınırları aşacak gücü içimizde bulabileceğimize inanıyorum. Mücadelenize güvenin.

Kaynağa Git

İlgili Haberler