Ana içeriğe geç

Anadolu büyük bir insanlık hafızasıdır

Neşet Ertaş’ın sesi bana kırılmadan hüzün taşımayı öğretti. Mahsuni’de vicdanın sazla konuştuğunu hissettim. şık Veysel’de ise insanın toprağa rağmen umudu koruyabildiğini…

Anadolu büyük bir insanlık hafızasıdır
Birgün
16

Gülşen İŞERİ

Bir hekim… Bir düşünce insanı… Bir göç çocuğu… Ve şimdi şiirin dilinden konuşan bir yazar.

Prof. Dr. Hüseyin Nazlıkul’un Vefa Eşiği yalnızca bir şiir kitabı değil; hafıza, vicdan, göç, insan olma hâli ve bizi büyüten seslere yazılmış içsel bir teşekkür metni gibi.

Anadolu’nun türküleriyle büyüyen, Almanya’nın düşünsel ikliminde şekillenen Nazlıkul; bu kez hekim kimliğinin ötesinde daha kişisel, daha şiirsel bir yerden sesleniyor.

Vefa Eşiği üzerinden; hafızayı, Erich Fromm’u, modern insanın yalnızlığını, vicdanı ve şiirin bugünkü anlamını konuştuk.

"Vefa Eşiği"ni okurken bunun yalnızca bir şiir kitabı olmadığını hissediyoruz; sanki geçmişle, insanlarla ve hatta kendi içinizle yapılmış bir hesaplaşma gibi. Bu kitap sizin için nasıl bir iç yolculuğun ürünü?

Evet, bu kitap yalnızca şiirlerden oluşan bir çalışma değil. Aslında bu kitap benim için bir iç muhasebe, bir hafıza yürüyüşü ve vicdan yolculuğudur. İnsan belli bir yaştan sonra yalnız başarılarını değil, kendisini insan yapan izleri düşünmeye başlıyor. Ben de bu kitapta biraz bunu yaptım.

Hayatıma dokunan insanları yeniden ziyaret ettim. Erich Fromm'un bana açtığı düşünce kapılarını, Anadolu'nun vicdan kültürünü, annemin sessiz sevgisini, öğretmenlerimin emeğini, dostlukları, kayıpları ve insan ruhunda iz bırakan kırılmaları yeniden hissettim.

Bu kitapta aslında kendimle de konuştum. Çocukluğumdaki göç duygusuyla, yalnızlıkla, arayışla, hekimlikte gördüğüm insan acılarıyla ve insanın iyileşme çabasıyla yeniden karşılaştım. Çünkü insan yalnız bedeniyle değil; hafızasıyla, vicdanıyla ve taşıdığı hikâyelerle vardır.

Şiiri özellikle seçtim. Çünkü bazı duygular düz yazıyla anlatılamıyor. Şiir bazen doğrudan bilinçaltına, bazen insanın en kırılgan yerine dokunuyor. Bu nedenle "Vefa Eşiği", benim için yalnız bir edebiyat çalışması değil; teşekkür etmenin, hatırlamanın ve insan kalabilmenin bir yolu oldu.

Kitabınızda Erich Fromm'dan Pir Sultan'a, Wilhelm Reich'tan Anadolu bilgeliğine kadar çok farklı isimler ve dünyalar bir araya geliyor. Bu isimleri aynı kitapta buluşturan ortak duygu nedir?

Aslında bu isimlerin hepsi farklı coğrafyalardan, farklı dönemlerden geliyor gibi görünse de onları birleştiren çok güçlü bir ortak damar var: İnsan olma çabası.

Erich Fromm bana sevgiyi ve vicdanı öğretti. Pir Sultan hakikat karşısında eğilmemeyi... Reich insan bedenindeki bastırılmış acıları... Hayyam evren karşısındaki tevazuyu... Anadolu ozanları ise insanın yarasını türküyle taşımayı öğretti.

Ben hiçbir zaman bilimi yalnız laboratuvarın içine sıkışmış bir alan olarak görmedim. İnsan ruhunu anlamadan bedenin de tam anlaşılamayacağına inandım.

Bu nedenle kitapta bilim insanlarıyla halk ozanları, filozoflarla hekimler, mistiklerle düşünürler aynı masada buluşuyor. Çünkü hepsi aslında aynı sorunun peşindeydi: İnsan nasıl daha vicdanlı, daha özgür, daha sahici bir varlık olabilir? Benim için bu kitap biraz da Doğu ile Batı'nın, bilim ile şiirin, akıl ile kalbin aynı insanın içinde buluşabileceğini gösterme çabasıdır.

Şiir bugün neden yeniden önemli?

Çünkü modern insan bilgi içinde yaşıyor ama anlam açlığı çekiyor. Şiir insana yeniden yavaşlamayı hatırlatıyor.

İç sesini duymayı... Bazen tek bir dize insanın yıllardır söyleyemediği bir duyguyu açığa çıkarabiliyor. Şiirin gücü biraz da burada.

Bu yüzden mi şiir? Çünkü düzyazının anlatamadığını şiir söylüyor?

Kesinlikle öyle düşünüyorum. Bazı duygular vardır; onları açıklayabilirsiniz ama anlatamazsınız. Şiir tam da burada devreye giriyor. Çünkü şiir yalnız akla değil, insanın bilinçaltına, sezgilerine ve duygusal hafızasına dokunuyor.

Bir bilim insanı olarak yıllarca makaleler yazdım, kongrelerde konuştum, akademik metinler ürettim. Ama insan ruhunun bazı katmanları var ki onları yalnız bilimsel dil taşımıyor. Şiir bazen tek bir cümleyle insanın yıllardır susturduğu bir duyguyu uyandırabiliyor.

Bu nedenle benim için şiir bir edebiyat türünden çok, insan ruhuna açılan başka bir kapı oldu. Belki "Vefa Eşiği"nin özü de burada: Bilginin anlatamadığı yerde şiirin devreye girmesi...

Peki, okur "Vefa Eşiği"ni bitirdiğinde ne hissetsin istersiniz?

Şunu... Hayatında kendisine değer katmış insanları yeniden hatırlasın isterim. Belki eski bir öğretmenini... Belki annesini... Belki uzun zamandır aramadığı bir dostunu... Çünkü insan teşekkür etmeyi kaybettiğinde içsel olarak yoksullaşıyor. Eğer bu kitap bir insanın içindeki vicdan kapısını biraz aralayabiliyorsa, benim için en büyük ödül budur.

Bugün teşekkür etmeyi unutan bir dünyada yaşıyoruz. Siz hâlâ vefaya inanıyor musunuz?

Evet, bütün kırgınlıklara rağmen hâlâ inanıyorum. Çünkü vefa yalnız bir nezaket meselesi değil; insanın hafızasını ve karakterini koruma biçimidir. Bugün çok hızlı tüketen bir çağdayız. İnsanlar ilişkileri, dostlukları, emeği hatta hatıraları bile çok hızlı unutabiliyor. Oysa insanı insan yapan şey biraz da geçmişine nasıl baktığıdır. Ben hayatım boyunca bana bir cümleyle, bir dokunuşla, bir destekle katkı sunmuş insanları unutmamaya çalıştım. Çünkü insan kendi yolunu tek başına açmıyor.

"Vefa Eşiği" aslında biraz bunun kitabı: Bir teşekkür kitabı... Bir hafıza kitabı... Ve insanın kendisini var eden insanlara karşı sessiz bir selamı... Bence vefa kaybolursa insan yalnızlaşır. Hafızasını kaybeden toplumlar nasıl yönünü şaşırıyorsa, vefasını kaybeden insan da içsel yönünü kaybetmeye başlıyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler