Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ender Şahin, “Teknik ve çevresel kriterleri sağlayan çevreci girdiler için ihracatçılara hızlı ithalat koridorlarının oluşturulması, sektörün ihracattaki rekabet gücünü doğrudan koruyacak stratejik bir kalkan olacaktır” dedi.
Çimento ihracatında dünya lideri Türk çimento sektörünün temsilcileri Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) ev sahipliğinde TİM Dış Ticaret Kompleksi’nde bir araya geldi.
ÇCSİB Başkanı Ender Şahin liderliğinde gerçekleştirilen “Çimento Sektör Toplantısı” kapsamında sektörün küresel pazarlardaki rekabet koşulları masaya yatırıldı. Birlik üyesi çimento firmalarının üst düzey temsilcilerinin katıldığı toplantıda, 2025 yılında 100 milyon tona yakın üretime ve 1,3 milyar dolar ihracata imza atarak küresel liderliğini koruyan çimento sektörünün güncel sorunları ve yeşil dönüşüm stratejileri değerlendirildi.
Orta Doğu’da tırmanan istikrarsızlığın ve lojistik koridorlarındaki tıkanmaların dünya ticaretini derinden sarstığı bu dönemde sektörün güncel ihracat performansını değerlendiren ÇCSİB Başkanı Ender Şahin, jeopolitik krizlere rağmen sektörel istikrarın devam ettiğini belirterek şunları söyledi:
“Çimento başta inşaat, altyapı, konut ve ağır sanayi olmak üzere girdi sağladığı tüm alanlarda zamanlama hatasını kabul etmeyen, doğrudan proje takvimini ve üretimin sürekliliğini belirleyen stratejik bir ürün. Bu sektörlerde çimentonun zamanında tedarik edilememesi, tüm çarkların ve devasa yatırımların durması anlamına geliyor. Dolayısıyla bizim işimiz sadece satışı değil; o ürünü ne pahasına olursa olsun söz verdiğimiz anda orada bulundurma taahhüdünü de içeriyor. Bu stratejik gerçek göz önüne alındığında; Hürmüz Boğazı’nın kapatılması gibi küresel ticareti felç eden majör krizlerin ortasında, Türk çimento sektörünün esnek lojistik kabiliyeti ve proaktif rota yönetimiyle taahhütlerini eksiksiz ve zamanında yerine getirebilmesinin değeri daha net anlaşılıyor. Herkes, en zorlu kriz anlarında bile Türkiye’nin ne kadar dayanıklı ve güvenilir bir ortak olduğunu bir kez daha açıkça görmüştür. Tüm dünyada yankı uyandıran bu güvenin ve katma değerli üretim stratejimizin bir sonucu olarak 2026 yılının Ocak-Mayıs döneminde ihracatımız miktar bazında 9 milyon ton, değer bazında ise 551 milyon dolar olarak gerçekleşti. Küresel lojistik daralmalara rağmen, kriz yönetimindeki başarımız sektörümüzün gücünün en somut göstergesi oldu.”
İhracatçının finansal alanda göğüslemek zorunda kaldığı zorluklara dikkat çeken Şahin, döviz kurunun serbest piyasa koşullarında dengelenmesinin Türkiye'nin küresel pazar payını koruması adına stratejik bir zorunluluk olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Türk çimento sektörü üretiminde yüzde yüze yakın yerli kaynak kullanan, on binlerce kişiye doğrudan istihdam sağlayan ve milyarlarca dolarlık ihracat geliriyle Türkiye'nin cari açığının kapanmasına 'net döviz katkısını' sunan stratejik bir faaliyet alanı. Ülke ekonomisine sağladığımız bu değeri korumanın ve dünya pazarlarındaki lider pozisyonumuzu sürdürmenin temel şartı ise, uluslararası rakiplerimizle fiyat rekabetine girebilmektir. Ancak yüksek enflasyon ortamında sürekli artan yerel maliyetler, ihracatçımızın küresel arenadaki manevra alanını daraltıyor. Maliyet artışlarına karşın döviz kurunun zayıf seyretmesi ve enflasyonla uyumlu hareket etmemesi, dış pazarda rekabetçi fiyatlar sunmamızı giderek zorlaştırıyor. Bugün sektörümüzün en temel beklentilerinden biri, döviz kurunun serbest piyasa koşullarında doğru dengeye oturmasıdır. Çünkü kurun gerçekçi bir zemine oturması çimento sanayicisi için yalnızca bir kârlılık meselesi değil; ülkeye giren net döviz miktarını korumak ve yıllarca emek vererek kazandığımız pazarları maliyet avantajı olan rakip ülkelere kaptırmamak için vazgeçilmez bir ekonomi politikası gerekliliğidir.”
Sektörün yeni dönemde en büyük vizyonunun karbonsuzlaşma olduğunu vurgulayan Şahin, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) ihracatçı işletmelere getireceği risklere dikkat çekti ve yeşil dönüşümün Türkiye'nin ihracat gücünü koruması için bir zorunluluk olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Dünya ticareti sürdürülebilirlik ve sıfır karbon hedefleri etrafında yeniden şekillenirken, en fazla ihracat yaptığımız ülkeler grubunda bulunan Avrupa Birliği’nde, SKDM ile birlikte kurallar baştan yazılıyor. Türk çimento sektörü olarak bu pazardaki hakimiyetimizi kaybetmemek ve ihracatçımızın yüksek karbon vergilerine maruz kalmasını önlemek adına; düşük karbonlu ve düşük klinkerli çimento üretimini en büyük önceliğimiz haline getirdik. Ancak bu dönüşümü başarabilmemiz ve küresel rakiplerimizin gerisinde kalmamamız için kamunun operasyonel desteğine ihtiyacımız var. Sektörümüzün SKDM sürecini hatasız tamamlaması adına, veri toplama ve doğrulama süreçlerini netleştirecek sektöre özel standart karbon raporlama rehberlerinin acilen hazırlanmasına ihtiyaç duyuyoruz. Düşük emisyonlu üretimin anahtarı konumundaki granüle yüksek fırın cürufu gibi hammaddelere erişimin büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Teknik ve çevresel kriterleri sağlayan bu çevreci girdiler için bürokrasiden arındırılmış hızlı ithalat koridorlarının oluşturulması, yeşil ihracattaki rekabet gücünü doğrudan koruyacak stratejik bir kalkan olacaktır.”
Türk çimentosunun küresel ölçekteki en büyük gücünün coğrafi sınırları aşarak okyanus ötesine ulaşması olduğunu belirten Şahin, uzak pazarlarda bayrağı dalgalandırmaya devam etmek için finansal kalkanların devreye girmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Türkiye, çimento ihracatında sadece yakın coğrafyasına bağımlı bir ülke değildir. En büyük pazarımızın ABD olması, Afrika ve Latin Amerika gibi uzak kıtalarda kurduğumuz güçlü ticaret ağları, sektörümüzün küresel çaptaki operasyonel büyüklüğünü kanıtlıyor. Ancak artan deniz taşımacılığı maliyetleri, uzak coğrafyalardaki kalıcılığımızı doğrudan etkiliyor. Navlun giderlerinin toplam satış maliyetlerimiz içinde çok önemli bir paya ulaşması, ihracatçımızın fiyat rekabeti üzerinde ciddi bir baskı kaynağı. Bizim bu coğrafyalarda küresel rakiplerimize alan bırakmamamız, okyanus ötesinden ülkemize gelen net döviz akışının kesintisiz sürmesi demek. Eximbank kredi ve sigorta limitlerine erişimin kolaylaştırılması ve uygun maliyetli işletme sermayesi finansman imkânlarının artırılmasının, Türkiye’nin en stratejik pazarlardaki bayrak gücünü ve milyarlarca dolarlık ihracat gelirini koruyacak adımlar olduğuna inanıyoruz.”
Türkiye’nin ABD’ye çimento ihracatında ilk sıraya yerleşmesi nedeniyle, ABD’de yerleşik çimento üreticilerinin son dönemde anti-damping yönünde lobi çalışmalarına başladığına da dikkat çeken Şahin sözlerini şöyle tamamladı:
“Türkiye, ABD pazarını kazanmak üzere uzun yıllar sürdürülen çalışmalar neticesinde bölgede güven duyulan, önemli bir aktör haline geldi. Arz güvenliği açısından büyük önem taşıyan Türkiye gibi önemli bir tedarikçiye karşı böyle bir anti-damping soruşturması ihtimali, Türkiye açısından ciddi bir prestij kaybına sebep olacaktır. Bu durumdan, ABD’deki çimento ithalatçısı firmalar da rahatsız... Konuyla ilgili Türkiye’nin de lobi çalışmalarını acil ve kesintisiz olarak sürdürmesi gerekir.”