Son dakika... MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli konuştu:
Bugün bölgemizde yaşanan her kriz, bir dış politika gündem başlığı olduğu kadar, iç cephemizin sağlamlığına, kardeşlik hukukumuzun gücüne, devletimizin teyakkuzuna ve milletimizin ortak gelecek arzusuna yönelen bir tsunamidir.
Terörsüz Türkiye, bölgesel fırtınalar karşısında milli varlığımızın zırhıdır.
Terörsüz Türkiye; emperyalizmin taşeronluğunu yapan mahfillerin, etnik fitne mühendislerinin ve din kisvesi altında siyonist kuruntu tacirlerinin Türkiye üzerinde kurmak istediği oyuna, oyunu bozma iradesidir.
Terörsüz Türkiye; Hürmüz’den Doğu Akdeniz’e, Lübnan’dan Suriye’ye, İran’dan Irak’ın kuzeyine kadar uzanan kriz kuşağı karşısında Türkiye’nin iç cephesini muhkem tutma gayretidir.
Dışarıda savaşın dumanı yükselirken, içeride kardeşlik hukukumuza doğrultulan bozguncu namlusuna fırsat veremeyiz.
Tefrika ve tahrik emellerine rıza gösteremeyiz.
Habis niyetlerin nefes almasına müsaade edemeyiz.
Bölgemizin etrafında kanlı hesaplar yapılırken, yine yüce Türk milletinin birliğini, dirliğini ve bin yıllık kardeşliğini zaafa uğratamayız. Çünkü bahçe duvarının ardında hesap yapan gafilin ilk yokladığı yer, yuvamızın içindeki çatlaklardır.
Sınırlarımızın ötesinde kurulan her tezgah Ankara’dan görülmektedir.
Türkiye ne karanlıkta yatacak ne de kara düş görecektir.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin İran hattında kurduğu baskı, İsrail’in bölgesel kaos üreten saldırgan siyaseti, Suriye ve Irak sahasındaki kırılganlıklar, Doğu Akdeniz’deki askeri hareketlilik ve Hürmüz’den Lübnan’a kadar uzanan gerilim kuşağı, Türkiye’nin iç cephesine dönük sabotaj ihtimallerini de artırmaktadır.
Şunu açık ifade etmek gerekir: Terörsüz Türkiye iradesi samimiyetle ilerlerken, bu iradeyi zehirlemek isteyen dış mahfiller de boş durmamaktadır.
Türkiye’nin huzura, kardeşliğe ve güvenlikli geleceğe yürüdüğü bir dönemde, bölgesel savaşlardan, güç boşluklarından ve jeopolitik belirsizliklerden medet uman çevrelerin, terör uzantılarını yeniden kullanma arayışında olduğu görülmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki nüfuz ağı ile İsrail’in kaos siyasetinin aynı hatta buluştuğu her yerde, terör örgütleri birer piyon, birer maşa, uzaktan kumandalı birer aparat olarak sahneye sürülmek istenmektedir.
Suriye’nin kuzeyindeki yapılanmaların yeni himaye kapıları araması, Irak’ın kuzeyindeki eski mevzilerin diri tutulmak istenmesi, İran sahasındaki her gerilimin farklı uzantılar üzerinden fırsata çevrilmeye çalışılması tesadüf değildir.
Bunlar Türkiye’nin iç huzurunu, kardeşlik hukukunu ve güvenlik mimarisini hedef alan daha büyük bir oyunun parçalarıdır.
Bu sebeple terörsüz Türkiye hedefini korumak, ihanet şebekelerinin hesabını bozmanın gereğidir.
Biz terörsüz Türkiye derken; içeride huzuru, dışarıda caydırıcılığı, sınırlarımızda emniyeti, bölgemizde istikrarı ve milletimizin birliğini aynı anda savunuyoruz.
Dışarıda kaos girdabı kol gezerken, savaş borazanları kulakları sağır ederken, ülkemiz jeopolitik depremlere sürüklenmek istenirken surda gedik açtırmayacağız. İşte terörsüz Türkiye hedefi bu büyük tablonun merkezindedir. İşte bu yüzden terörsüz Türkiye diyoruz. İşte bu yüzden iç cepheyi sağlam tutmak zorundayız. İşte bu yüzden kardeşlik hukukunu tahkim etmeyi, yalnızca iyi niyetli bir temenni olarak değil, doğrudan doğruya milli güvenlik meselesi biçiminde ele alıyoruz.
Yıllarca milli beka sözümüzle akıllarınca eğlendiler. Devletimizin geleceğine dair kaygılarımızı küçümsediler. Cumhur İttifakı'nın tarihi varlık sebebini, günlük siyasetin dar hesaplarına hapsetmeye kalkıştılar.
Terörsüz Türkiye hedefimizi çarpıttılar. Türk milliyetçiliğinin son kalesi olan Milliyetçi Hareket Partisi'nin adını, karanlık senaryolarla yan yana getirme garabetine düştüler.
Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşümüzde sırt döndüler. Şimdi sormak hakkımızdır: Anlaşıldı mı neden milli beka dedik?
İdrak edildi mi neden terörsüz Türkiye diye ısrar ettik?
Bu hedef; Türkiye’nin yabancı tufanlar karşısında savrulmaması, bölgesel çalkantıların arasında sıkıştırılmaması, emperyalist ve siyonist maşaların yarattığı krizlerle oyalanmaması için tarihi bir zarurettir. Bu nedenle terörsüz Türkiye hedefi kararlılıkla sürdürülecektir.
Dün alay edenler bugün mahcup olmalıdır.
Dün beka sözüne burun kıvırıp dillerine alaylı sakız edenler bugün aynaya bakmalıdır.
Dün terörsüz Türkiye hedefini çarpıtanlar bugün oldukları yerden utanmalı, Cumhur İttifakı ekseninde kurulan milli cephenin karşısında durdukları için hicap duymalıdır.
Terörsüz Türkiye hedefimizi küçümseyenler; Türkiye'nin hangi kuşatmaları yardığını, hangi hendekleri kapattığını, sınırlarımızın hemen ötesinde, kıyılarımızın hemen karşısında nice milletler ateş çemberleri içine düşmüşken bu aziz vatanın nasıl bir huzur ve istikrar adası olarak ayakta tutulduğunu idrak edememiştir.
Nitekim zaman bizi haklı çıkarmıştır.
Aziz milletimiz kimin küçük hesapların, günü kurtarma telaşının peşine düştüğünü; kiminse vatan ile millet derdine ömür ve gönül verdiğini bütün çıplaklığıyla görmüş ve kavramıştır.
Bugün artık hakikat daha gür, daha berrak biçimde anlaşılmaktadır. Bu hakikatin aynasında Cumhuriyet Halk Partisi'nin içine düştüğü yönetim buhranı da bütün çıplaklığıyla görülmektedir.
CHP'li belediyeler etrafında uzun süredir biriken şaibe süreçleri; rüşvet, görevi kötüye kullanma, yolsuzluk ve kamu gücünün menfaat ilişkilerine alet edildiği yönündeki peş peşe patlayan vakalar hepimizin malumudur.
Vatandaşa hizmet makamı olması gereken belediyelerin Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında rant iddialarıyla, yönetim zafiyetleriyle ve kamu emanetini taşıyamama garabetiyle anılır hale gelmesi başlı başına ibretlik bir tablodur.
Bugün görüyoruz ki yerelde başlayan bu çözülme, dönüp dolaşıp Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nin çatısına çökmüştür.
Ecdadımız 'balık baştan kokar' demiştir. CHP'li belediyelerde kendini gösteren savrukluk, şaibe ve yönetim aczi bugün Genel Merkez'e sirayet etmiş, parti yönetiminin içine düştüğü dağınıklığı bütün çıplaklığıyla ortaya...
Cumhuriyet Halk Partisi bugün milletin karşısına kendi iç hesaplaşmasının, koltuk kavgasının, mahkeme süreçleriyle düğümlenen yönetim krizinin ve kurumsal aklını tüketen hizip mücadelesinin gölgesiyle çıkmaktadır.
Bu tablo tesadüf değildir. Bu tablo siyaseti millete hizmetin şerefli yolu olmaktan çıkarıp kişisel ikbalin, hırsın, öfkenin ve güç gösterisinin dar patikasına sıkıştıran anlayışın neticesidir.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir siyasi parti nin kendi hukukunu, geleneğini, kurumsallığını ve meşruiyet zeminini nasıl aşındırdığı vahim bir manzaradır.
Sağduyuyla karşılanması gereken hukuki süreçlerin meydan okuyucu bir üslupla gölgelenmesi, siyasi kıyametin büyük alametlerindendir.
Parti içi arınma ve durulma ihtiyacının tehditkar cümleler gölgesinde kalması, idari iflasın vesikasıdır.
İç düğümleri çözmek yerine yağlı urganlara sarılmak, kementleri ülke gündeminin boynuna ısrarla dolamak aziz milletimize ne fayda getirir?
Buradan açıkça ifade ediyoruz:
Bizim meselemiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin içine düştüğü dağınıklıktan siyasi kazanç üretmek değildir. Bizim meselemiz Türkiye'de siyaset kurumunun ağırlığını, millet iradesinin saygınlığını ve hukukun üstünlüğünü korumaktır.
Ancak görünen köy de kılavuz istememektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi bugün iki ayrı yön, iki ayrı dil, iki ayrı merkez, iki ayrı meşruiyet iddiası... muhalefetin gidişatı bakımından kaygı verici bir gerçek olarak karşımızdadır.
Bir tarafta hukuki zemine dönme ihtiyacı, toparlanma isteğiyle buluşmaktadır; diğer tarafta meydan okuma üzerinden güç gösterileri sergilenmekte, sokak diliyle parti içi krizi büyütme hevesi, gündemin üzerine ağır bir sis misali çökmektedir.
Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Sayın Özgür Özel’e düşen; ateşe körükle gitmek değil, aklıselimle hareket etmektir. Zira keskin sirke ancak küpüne zarar verir.
Cumhuriyet Halk Partisi kendi içindeki çetrefilli ihtilafı meydanların hararetine terk etmemelidir.
Serinkanlılıkla yürütülmesi gereken hukuki süreci, kalabalıkların gürültüsüne bırakmamalıdır.
Cumhuriyetle yaşıt bir siyasi parti olmanın ağırlığı ve kurumsallığını niteliksiz sokak diline havale etmek, ölü gözünden yaş beklemekten farksızdır.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin önünde iki yol vardır: Ya kendi iç meselesini hukuk ve sağduyu zemininde çözecek ya da kendi eliyle büyüttüğü düğümü milletimizin gündemine yeni bir yük olarak taşıyacaktır.
Nitekim ülke gündemi, siyasi partilerin iç hesaplarının yükünü taşıyacak bir hamal değildir. Siyasette her sözün bir sonucu, her tavrın bir karşılığı, öfkeyle kalkılan her oturuşun bir maliyeti vardır.
Bu hesabın sonunda mahcup olmamak, milletin vicdanına borçlu kalmamak isteniyorsa; gaflet uykularından uyanılmalı, gözler dört açılmalıdır.
Siyaset; millete hizmet etme yolunda feraseti fevriliğe, aklı asabiyete, sükuneti saldırganlığa tercih etme sanatıdır.
Bu sanatın... sanatkârı olmak isteniyorsa sözlerimize kulak verilmelidir.
Bu sebeple Sayın Özgür Özel’e tavsiyemiz şudur:
CHP'nin iç gerilimini sırtlanıp meydanlara taşımaktan, CHP bünyesindeki çatlağı memleket sathına yaymaktan, mevki yarışını demokrasi kahramanlığı gibi servis etmekten vazgeçilmelidir.
Genel merkezdeki çift başlılık, teşkilatlara sirayet eden huzursuzluk ve Türkiye Büyük Millet Meclisi koridorlarına taşan buhran ayan beyan ortadadır. Kaynayan kazanı kapakla bastırmaya çalışmak akıl kârı değildir.
Hararet yapan bir aracın gazına basarcasına CHP'yi daha büyük bir savruluşa sürüklemekten yüz çevrilmelidir.
Motoru yakmadan, direksiyonu kilitlemeden, yoldan büsbütün çıkmadan bu gidişata bir an evvel nizam verilmelidir.
Hazreti Ali’ye atfedilen kıymetli söz ne güzeldir:
'Hak sizi hür yaşatmışken, hırs sizi kul etmesin!'
"İşte bizim siyaset anlayışımızın özü budur. Hırsın kulu olanlar koltuğun gölgesinde küçülür, hakkın yolunda yürüyenler milletin gönlünde büyür.
Sözlerime son verirken sınırlarımızın ötesinde yükselen her kriz başlığını Ankara merkezli bir okuyuşla kavrayan kıymetli dava arkadaşlarımı saygıyla selamlıyor,
terörsüz Türkiye idealine sarsılmaz inançlarıyla kuvvet veren, kardeşlik hukukumuza yönelen her karanlık hesabın karşısında dimdik duran, şahsi heveslerini ülküsünün önüne koymayan, Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşümüze can suyu olan yiğitler yiğidi ülküdaşlarımı hürmetle selamlıyorum.
Makamı değil mesuliyetin peşinden giden, menfaatlerini değil milletimizi gözeten tüm gönüldaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Cenabı Allah..