Türk sinemasındaki star sistemi Hollywood’dakinden farklı çalışır. Hollywood yakışıklı ya da güzel bir oyuncuyu izleyicinin önüne sunar, ‘introduce’ eder yani. Onu yıldızlaştıracağı rollere sokar, ilk birkaç filminde özellikle ışığını kamera açısını, kostümlerini ona göre kurar. Medyaya özel çekilmiş, cilalatılmış fotoğrafları servis edilir. Yoğun bir medya pompalaması kurgulanır. Hayran kitlesi adeta ‘inşa edilir’, medya araçlarıyla da sürekli taze tutulur. Bu zamanlarda bile belli başlı oyuncular için nasıl yapıldığını görüyorsunuz.
Oysa Yeşilçam’ın yıldız sistemi çok daha organik bir şekilde işlerdi. Halkın kendi kabul sistemi devreye girer, dönemin kendi şartları ve beğenileri eşliğinde kendi ‘star’larını seçerlerdi. Yeşilçam’ın siyah beyaz dönemi yani 50’ler ve 60’lar bu işleyişin devreye girmesiyle Ekrem Bora, Ayhan Işık, İzzet Günay, Ediz Hun, Sadri Alışık gibi yıldızlarla geçmişti. Bu isimlerin her biri farklı profildeki erkekleri temsilen yıldızlaştı. Türk sineması star olabilecek yıldızları seyirciyle buluştururdu, seyirci starını kendi seçer, onu devleştirir ve hiç bırakmazdı.
Star sistemi her ‘star’ için o kadar da cömert değildir. Kendini yenileyebilenler, bu ekosistem içinde kendini iyi konumlandıranlar, bazı yol kazalarından kendilerini koruyabilenler yıldızlıklarını sürdürür ve adeta ‘efsane’ye dönüşebilirler.
Fatsa doğumlu gazetecilik okumuş genç bir delikanlı olarak sinema sektörüne 1960’ların sonunda giren Kadir İnanır öyle bir efsaneydi işte. Zaman geçtikçe seyircinin beğenileri/beklentileri değişse de Kadir İnanır’a olan ilgisi ve ona duyduğu sevgisi hiç değişmedi.
Rol aldığı bazı dizi ve filmlerdeki maço karakterler aslında çok iyi oynadığı duygusal erkek karakterlerini gölgede bırakmış gibi görünse de o hep Türkiye’nin en aşık olunası erkeklerinden biri oldu. Popüler zamanlarının mirasını yemeyi seçmedi hiç, sinemaya ve sevenlerine olan sevgi ve saygısını asla kaybetmedi. Buna karşılık her zaman çok sevildi ve sayıldı.
İlk filmlerinde temiz yüzlü Anadolu delikanlısı olarak gördüğümüz aktör giderek dürüst ama sert mizaçlı karakterlere de geçiş yaptı. Seyirciler o duygusal genci sevdikleri kadar yaş aldıkça bakışları sertleşen o bıyıklı haşin erkeği de çok sevdi.
Ama her zaman onun en çok da duygusal, melankolik, dürüst, sakin karakterlerini hatırlarız.
Kariyerinin ilk yılları
Aslında Kadir İnanır 1960’ların sonunda Ayhan Işık’la Fato: Ya istiklal ya ölüm filminde; Sadri Alışık’la da Dertli Gönlüm filminde yan rollerde oynadı. 1970’de de Ankara Ekspresi’nde dikkat çekti. Film 2. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’yi savaşa sokmaya çalışan Alman casusların operasyonunu bozmaya çalışan bir ajanın hikâyesidir. Başrollerini Filiz Akın ve Ediz Hun’un paylaştığı filmde İnanır, Filiz Akın’ın erkek kardeşi olan bir nazi subayını canlandırmıştır.
Kadir İnanır’ın ilk başrolü 1970 yılındaki bir Atıf Yılmaz filmi olan Kara Gözlüm’dür. Bugün bile çok özel ve kalabalık bir hayran kitlesi olan film İnanır’ın Türkan Şoray’la başrolü paylaştığı ilk filmdir aynı zamanda. Sinemamızın en tatlı romantik komedilerinden biri sayılan bu filmde ikilinin kimyası hemen tuttuğu çok barizdir.
Kadir İnanır, Türkan Şoray’la onlarca filmde oynamakla kalmamış 70’li yıllarda yönetmen koltuğuna oturduğu iki filmde de ona baş erkek karakter rollerinde eşlik etmiştir: Dönüş (1972) ve Bodrum Hakimi (1976)
1970’li yıllarda Kadir İnanır çok fazla filmde başrol oynadı. Kerem ile Aslı / Leyla ile Mecnun gibi klasik aşk hikâyelerinin yanı sıra Tophaneli Murat, Arap Abdo, Yedi Belalılar gibi avantür filmlerde de izlediğimiz aktörün bu dönemde rol aldığı ama bugünlerde çok da bilinmeyen çok güzel filmleri de vardır. Mesela Filiz Akın’la başrolü paylaştığı Atıf Yılmaz’ın melodram kalıpları içinde olsa da etkileyici filmi Utanç (1972). Bu filmdeki rolüyle Adana Film Festivali’nden En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanmıştı.
Yine Atıf Yılmaz’ın çektiği ve Fatma Girik’le oynadığı Kambur (1973) da o zamana göre değişik bir filmdir. Fatma Girik kambur olduğu için çevresi tarafından dışlanan bir kadını, Kadir İnanır da ona aşık olan kör bir genç adamı canlandırır.
70’lerin ortasından itibaren sinemaya giren, Zeki Ökten ve Şerif Gören gibi yönetmenler de Kadir İnanır’la sık sık çalışırlar. Ama özellikle Şerif Gören ile Köprü (1975), Taksi Şoförü (1976), Deprem (1976), Tomruk (1983), Yılanların Öcü (1985), Sen Türkülerini Söyle (1986) gibi güzel filmler çeker.
Ölümsüz bir film: Selvi Boylum Al Yazmalım
Ama 1977 yılı Kadir İnanır ve Türk sineması için de çok özel bir yıl olur. Yeşilçam’ın bu en hızlı döneminde zaten yılda 6-7 filmde oynuyordur. O yıl hem Necati Cumalı’nın eserinden uyarlanan Dila Hanım’da hem de Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un Kırmızı Eşarp öyküsünden uyarlanan Selvi Boylum Al Yazmalım’da yine Türkan Şoray ile başrolleri paylaşır.
Dila Hanım’ın özellikle final sahnesi, Selvi Boylum Al Yazmalım’ın bütün sahneleri Türk sineması deyince akla ilk gelen sahnelerden olurlar. Kadir İnanır’ın en sempatik haliyle İlyas’a can verdiği, Türkan Şoray’ın da Asya rolüyle en güzel performanslarından birini sergilediği film, aşk için emek vermenin şart olduğunu, gerçek sevginin emek vermekten geçtiğini anlatır.
Kadir İnanır’ın bu filmdeki sihri bambaşkadır gerçekten de. Sadece Türkan hanımla olan kimyası değil, ‘Türk tipi yakışıklılık‘ olarak tanımlayabileceğimiz bir jönlüğün zirvesidir adeta.
Kadir İnanır’ın 80’li yıllarda daha melankolik filmlerde rol aldığını da görürüz. Bu döneminde özellikle üç Ömer Kavur filmi öne çıkar: Ah Güzel İstanbul’da Müjde Ar ile (1981), Kırık Bir Aşk Hikayesi’nde Hümeyra (1981), Amansız Yol’da da Zuhal Olcay ile başrolleri paylaşmıştır (1985) Bunlardan özellikle de Selim İleri’nin senaryosunu yazdığı Kırık Bir Aşk Hikayesi, bugün hâlâ Türk sinemasının en melankolik aşk filmlerinden biri olarak kabul edilir.
İstanbul’un kenar mahallelerinde iki evli insanın yasak aşkını sosyal zemini de sağlam tutan, trajikomik bir şekilde ele alan 1984 yapımı Bir Yudum Sevgi de sanatçının rol aldığı en iyi filmlerinden biridir. Senaryosu Latife Tekin’e ait olan bu Atıf Yılmaz filminde Kadir İnanır‘a Hale Soygazi ve Macit Koper’in eşlik eder.
80’lerin sonu ve 90’lar ülkemizde çekilen ve seyirci karşısına çıkan film sayısının giderek düştüğü zamanlar. Video kaset kiralama ve özel kanalların açılması gibi faktörler seyircinin sinema salonlarından kopmasına neden olmuştu. Bu yıllarda Kadir İnanır farklı karakterler oynamaya da yöneldi. Mesela Mahinur Ergun’un filmi Med Cezir Manzaraları’nda (1989) manik depresif bir adamı oynadı. Sinemamızda toksik ilişki kavramını ciddiyetle işleyen değerli filmlerden biridir. Yavuz Özkan’ın Filim Bitti’si de (1989) evlilik üzerine ilginç bir filmdir. Boşanma sürecinde olan iki film yıldızı yeni filmlerinde tutkulu aşıkları canlandırmak zorunda kalırlar. Halit Refiğ’in Kemal Tahir’in aynı adlı romanından uyarladığı Karılar Koğuşu’unda da (1990) yazar Kemal Tahir’i canlandırır.
Kadirizm dönemi
1991’de Kadir İnanır ilk ve tek yönetmenlik denemesini gerçekleştirir. Senaryosunu Ahmet Soner’le birlikte kaleme aldığı Ah Gardaşım’da kaçak kesim yapan iki oduncu kardeşten birini de kendisi canlandırır.
Ama 90’ların Kadir İnanır’ı daha sert bakışlı, biraz daha maço bir adamdır artık. İki filmde üst üste canlandırdığı Tatar Ramazan (1990 ve 1992), filmlerinin de bunda etkisi vardır belki de.
Kadir İnanır’ın kariyerindeki ilk televizyon dizisi Savcı 1992’de Türkiye’nin ilk özel kanalı Star1’de yayınlanmaya başlar. Böylelikle ‘Kadirizm‘ kavramıyla da tanışmış oluruz. İnanır’ın canlandırdığı sözünün eri, haksızlıklara karşı sertlikle karşılık veren, vakur erkek tavrını tanımlayan bu özel isim ‘ağır abi’ ideolojisinin bir sembol deyişi olmuştu o dönemde. Aynı zamanda dizinin de bir pazarlama taktiğiydi.
Bence 2000 yılında ‘Kadirizm’i Komser Şekspir filmiyle İnanır’ın bizzat kendisi uğurladı. Yönetmenliğini Sinan Çetin’in yaptığı filmde hasta olan kızı mutlu olsun diye kraliçe kostümü giyen sert bir komiseri canlandırdı. 2002’de de yıllar sonra Türkan Şoray’la tekrar bir araya geldiği Yusuf Kurçenli filmi Gönderilmemiş Mektuplar ile yıllar sonra yine bir aşk filmiyle karşımıza çıktı.
Son filmleri
İkibinli yıllarda rol aldığı film fazla olmasa da çok farklı karakterlerde kendisini izleyebilme şansını elde ettik. Sinema Bir Mucizedir’de 1950’lerde Gaziantep’te çok sevilen bir sinema sahibini (Memduh Ün, Tunç Başaran, 2005), Son Cellat’ta cinayetle yargılanan cahil bir köylüyü (Şahin Gök, 2008), Elveda Katya’da Trabzonlu bir balıkçıyı (Ahmet Sönmez, 2012) ve Kapı’da da yıllar sonra köklerini arayan Mardinli Süryani bir aile babasını canlandırdı (Nihat Durak, 2019)
Kadir İnanır kariyeri boyunca en çok yaptığı yaptığı gibi rol aldığı son filmlerinde de seyircilerinin içine dokunan karakterlerde oynamayı seçti.
Türkiye sınırları içinde kuşaklar boyunca yaşayan herkesin hayatına dokunmuş çok değerli sanatçılardan biriydi Kadir İnanır. Ve hep öyle kalacak…