Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret ağlarının merkezinde artık bir 'üçlü güç' var. Süveyş Kanalı ve Kuzey Koridoru'ndaki kırılmalar Orta Koridor’un önemini hayati bir noktaya taşıyor. Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ve Gürcistan Dışişleri Bakanı Maka Botchorishvili'nin İstanbul'da yapılan 10. Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda İstanbul Bildirisi'ni imzaladı.
Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan dışişleri bakanlarının ortak bildirisinde, üç ülke arasındaki siyasi, ekonomik, enerji ve ulaştırma alanlarındaki işbirliğinin güçlendirilmesi kararlaştırıldı. Bildiride bölgesel barış, güvenlik ve istikrarın önemine dikkat çekilirken, terörizm ve organize suçlarla mücadelede ortak hareket etme iradesi vurgulandı. Ayrıca Orta Koridor ve enerji projelerinin geliştirilmesi hedeflenirken, bir sonraki üçlü toplantının 2027 yılında Gürcistan'da yapılacağı açıklandı.
Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan İstanbul’da attıkları imzalarla bu koridoru sadece bir demiryolu hattı olmaktan çıkaracaklar. Peki, bu iş birliği Avrasya haritasını nasıl değiştirecek? 2027 yılına kadar bu üç ülke arasında neler değişecek? Uluslararası İlişkiler Uzmanı Mehmet Gökhan Özçubukçu, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayarak küresel ticaretin değişen merkezi hakkında çarpıcı analizlerde bulundu.
Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki bu görüşme hangi stratejik ihtiyaca cevap veriyor?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: İstanbul’da gerçekleştirilen 10. Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı, yalnızca üç ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin değerlendirilmesine yönelik rutin bir istişare mekanizması olarak görülmemelidir. Bu toplantı, Güney Kafkasya’da son yıllarda hızlanan jeopolitik dönüşümlerin, küresel ticaret sisteminde yaşanan değişimlerin ve Avrasya bağlantısallığının giderek önem kazanmasının ortaya çıkardığı yeni stratejik ihtiyaçlara verilen ortak bir cevap niteliği taşımaktadır. Aslında toplantının anlamını doğru değerlendirebilmek için Güney Kafkasya’nın son yıllarda geçirdiği dönüşüme daha geniş bir perspektiften bakmak gerekmektedir.
Uzun yıllar boyunca Güney Kafkasya, daha çok güvenlik krizleri, etnik çatışmalar ve büyük güç rekabetleri üzerinden tanımlanan bir bölgeydi. Karabağ sorunu, Gürcistan’ın toprak bütünlüğü meseleleri ve bölgesel güç mücadeleleri, bölgenin siyasi gündemini belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyordu. Ancak özellikle son yıllarda uluslararası sistemde yaşanan gelişmeler, Güney Kafkasya’nın önemini farklı bir boyuta taşımıştır. Artık bölge yalnızca güvenlik eksenli değil, aynı zamanda enerji, ulaştırma ve ticaret koridorları açısından da stratejik bir merkez olarak değerlendirilmektedir.
Bu bağlamda söz konusu toplantının cevap verdiği ilk stratejik ihtiyaç, bölgesel istikrarın kurumsallaştırılmasıdır. Güney Kafkasya’da kalıcı ekonomik kalkınmanın ve uluslararası yatırımların ön şartı, istikrarlı bir güvenlik ortamıdır. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan, son yıllarda geliştirdikleri iş birliği mekanizmalarıyla bölgesel istikrarın korunmasına katkı sağlamaktadır. İstanbul Bildirisi de bu yaklaşımın devam ettiğini göstermektedir. Çünkü günümüzde enerji hatlarının, ulaştırma koridorlarının ve lojistik merkezlerin güvenliği yalnızca ilgili ülkelerin değil, daha geniş bir coğrafyanın ekonomik çıkarlarını da doğrudan etkilemektedir.
Toplantının cevap verdiği ikinci önemli stratejik ihtiyaç ise ekonomik bağlantısallığın güçlendirilmesidir. Günümüzde devletlerin jeopolitik değeri, büyük ölçüde küresel ticaret ağları içerisindeki konumlarıyla ilişkilendirilmektedir. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan son yirmi yılda Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı ve Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu gibi projeler aracılığıyla bölgesel entegrasyonun başarılı örneklerini ortaya koymuştur. Bu projeler yalnızca ekonomik kazanç sağlamakla kalmamış, aynı zamanda üç ülke arasında stratejik bir karşılıklı bağımlılık da oluşturmuştur. İstanbul’daki toplantı, bu iş birliğinin yeni alanlara taşınması açısından önemli bir platform sunmaktadır.
Toplantının belki de en önemli stratejik boyutu Orta Koridor ile ilgilidir. Son yıllarda küresel ticaret sisteminde yaşanan gelişmeler, alternatif ulaştırma güzergâhlarının önemini artırmıştır. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Kuzey Koridor üzerindeki belirsizlikler, Kızıldeniz ve Süveyş hattında yaşanan güvenlik sorunları ve küresel tedarik zincirlerinde ortaya çıkan kırılmalar, Avrupa ile Asya arasında yeni ticaret yollarına olan ihtiyacı artırmıştır. İşte bu noktada Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın merkezinde bulunduğu Orta Koridor öne çıkmaktadır.
Orta Koridor, Çin’den başlayarak Orta Asya üzerinden Hazar Denizi’ne, oradan Azerbaycan ve Gürcistan aracılığıyla Türkiye’ye ve Avrupa’ya ulaşan stratejik bir ticaret ağıdır. Bu koridor yalnızca yük taşımacılığı anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda enerji akışlarını, yatırım hareketlerini, dijital bağlantıları ve bölgesel ekonomik entegrasyonu da kapsamaktadır. Dolayısıyla İstanbul’daki toplantı, Orta Koridor’un siyasi ve diplomatik temelinin güçlendirilmesi açısından da büyük önem taşımaktadır. Çünkü böylesine büyük ölçekli projelerin sürdürülebilirliği yalnızca altyapı yatırımlarıyla değil, ülkeler arasındaki siyasi uyum ve stratejik koordinasyonla mümkündür.
Toplantının cevap verdiği bir diğer stratejik ihtiyaç ise enerji güvenliğidir. Avrupa’nın enerji kaynaklarını çeşitlendirme arayışının devam ettiği bir dönemde Azerbaycan doğal gazı ve Güney Gaz Koridoru’nun önemi artmaktadır. Türkiye ve Gürcistan da bu enerji ağlarının Avrupa pazarlarına ulaşmasında kritik transit ülkeler olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle üç ülke arasındaki koordinasyon yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda küresel enerji güvenliği açısından da stratejik değer taşımaktadır.
Bunun yanında toplantı, değişen uluslararası sistemde bölgesel sahiplenme anlayışının güçlendirilmesi ihtiyacına da cevap vermektedir. Güney Kafkasya uzun yıllar boyunca dış güçlerin rekabet alanlarından biri olmuştur. Ancak bugün Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan; bölgesel meselelerde daha fazla inisiyatif alan, kendi gündemlerini oluşturabilen ve ortak çözümler geliştirebilen aktörler olarak öne çıkmaktadır. İstanbul’daki görüşme de bu yaklaşımın somut bir göstergesidir.
İstanbul’da gerçekleştirilen üçlü toplantı; bölgesel istikrarın korunması, ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesi, enerji güvenliğinin güçlendirilmesi, Orta Koridor’un geliştirilmesi ve Güney Kafkasya’da bölgesel sahiplenme anlayışının pekiştirilmesi gibi birbirini tamamlayan stratejik ihtiyaçlara cevap vermektedir. Bu nedenle toplantıyı yalnızca üç ülke arasındaki diplomatik ilişkiler bağlamında değil, Avrasya’nın gelecekteki ekonomik ve jeopolitik mimarisinin şekillenmesi açısından da değerlendirmek gerekmektedir.
Özellikle Orta Koridor’un giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemde Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki bu mekanizma, bölgesel iş birliğinin ötesinde küresel ölçekte stratejik sonuçlar doğurabilecek bir platform niteliği taşımaktadır.
Bakanların bu bir araya gelişi, bölge dışı aktörlere nasıl bir mesaj veriyor?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: İstanbul’da gerçekleştirilen üçlü toplantı, Güney Kafkasya dışındaki aktörlere verilen çok katmanlı stratejik mesajlar içermektedir. Bu mesajların merkezinde ise bölgesel sahiplenme anlayışı bulunmaktadır. Uzun yıllar boyunca Güney Kafkasya’daki gelişmeler büyük ölçüde dış aktörlerin müdahaleleri ve rekabetleri çerçevesinde değerlendirilirken, bugün Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan kendi bölgesel gündemlerini oluşturabilen aktörler olarak öne çıkmaktadır.
Toplantının ilk mesajı, bölgenin geleceğinin yalnızca dış güçler tarafından şekillendirilemeyeceğidir. Üç ülke, enerji, ulaştırma, ticaret ve güvenlik alanlarında ortak hareket edebildiklerini göstererek bölgesel sorunların çözümünde yerel aktörlerin belirleyici olabileceğini ortaya koymaktadır.
Bu durum özellikle Rusya açısından dikkat çekicidir. Moskova uzun yıllar boyunca Güney Kafkasya'nın temel güç merkezlerinden biri olmuştur. Ancak son yıllarda değişen bölgesel dengeler ve Rusya-Ukrayna Savaşı'nın yarattığı jeopolitik baskılar, bölgede yeni güç merkezlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlüsü, Rusya karşıtı bir yapı olmamakla birlikte bölgenin artık çok kutuplu bir yapıya doğru evrildiğini göstermektedir.
Avrupa Birliği açısından ise toplantının en önemli mesajı enerji ve ulaştırma güvenliğiyle ilgilidir. Avrupa son yıllarda enerji arzını çeşitlendirmeye çalışırken Azerbaycan kaynakları ve Güney Gaz Koridoru stratejik önem kazanmıştır. Aynı şekilde Avrupa ile Asya arasındaki ticaret yollarının çeşitlendirilmesi arayışları da devam etmektedir. Bu bağlamda İstanbul Bildirisi, Avrupa’ya Orta Koridor’un siyasi destekten yoksun bir proje olmadığını ve ilgili ülkeler tarafından güçlü biçimde desteklendiğini göstermektedir.
Çin açısından bakıldığında da benzer bir durum söz konusudur. Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında geliştirmeye çalıştığı alternatif ticaret güzergâhları içinde Orta Koridor giderek daha önemli hale gelmektedir. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın koordinasyonu artırması, Çin’e bu hattın uzun vadeli bir stratejik istikrara sahip olduğu mesajını vermektedir.
Dolayısıyla bu toplantı, yalnızca üç ülkenin ortaklığını değil, aynı zamanda Güney Kafkasya’nın yeni dönemde ekonomik entegrasyon ve bağlantısallık merkezli bir bölgesel düzen inşa etme arzusunu da ortaya koymaktadır.
Bildirinin kapsamı ve sınırları hakkında bilgi verir misiniz?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: İstanbul’da gerçekleştirilen 10. Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı sonrasında yayımlanan İstanbul Bildirisi, ilk bakışta üç ülke arasındaki mevcut iş birliğini teyit eden diplomatik bir metin gibi görünse de aslında bundan çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Bildiri, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın Güney Kafkasya’ya ilişkin ortak stratejik yaklaşımını ortaya koyan, bölgesel istikrar, ekonomik entegrasyon, enerji güvenliği ve ulaştırma bağlantısallığı gibi başlıklarda ortak bir vizyonu yansıtan önemli bir siyasi çerçeve belgesi niteliğindedir.
Öncelikle bildirinin kapsamına baktığımızda, metnin yalnızca dış politika veya diplomasi alanıyla sınırlı olmadığı görülmektedir. Bildiri, siyasi iş birliği, ekonomik ilişkiler, enerji güvenliği, ulaştırma projeleri, ticaretin geliştirilmesi, bölgesel istikrar ve güvenlik gibi çok sayıda başlığı aynı çatı altında toplamaktadır. Bu yönüyle metin, üç ülke arasındaki ilişkilerin artık sadece ikili veya üçlü diplomatik temaslar düzeyinde değil, çok boyutlu stratejik ortaklık düzeyinde ele alındığını göstermektedir.
Bildirinin en önemli unsurlarından biri, bölgesel sahiplenme anlayışını vurgulamasıdır. Güney Kafkasya uzun yıllar boyunca büyük güç rekabetlerinin etkisi altında kalmış ve bölgedeki gelişmeler çoğu zaman dış aktörlerin müdahaleleri üzerinden şekillenmiştir. İstanbul Bildirisi ise bölgesel meselelerin çözümünde bölge ülkelerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği anlayışını öne çıkarmaktadır. Bu durum, son yıllarda Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasında giderek güçlenen stratejik koordinasyonun da bir yansımasıdır. Bildirinin ikinci önemli boyutu ekonomik iş birliğidir. Günümüzde uluslararası sistemde devletlerin etkisi yalnızca askeri güçleriyle değil, küresel ticaret ağları içerisindeki konumlarıyla da ölçülmektedir. Bu nedenle bildiride ekonomik bağlantısallık ve ulaştırma projelerine verilen önem son derece anlamlıdır. Özellikle Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Güney Gaz Koridoru, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ve diğer bölgesel projeler, üç ülke arasındaki stratejik ortaklığın somut sonuçları olarak öne çıkmaktadır.
Bu noktada bildirinin merkezinde yer alan en önemli başlıklardan biri kuşkusuz Orta Koridor’dur. Aslında İstanbul Bildirisi'nin geleceğe dönük stratejik anlamını belirleyen temel unsur da budur. Çünkü Orta Koridor yalnızca bir ulaştırma hattı değil, Avrasya'nın ekonomik haritasını yeniden şekillendirme potansiyeline sahip bir projedir. Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret ağlarının çeşitlendiği bir dönemde Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan bu koridorun ana omurgasını oluşturmaktadır. Bu nedenle bildiride Orta Koridor’a yapılan vurgu, üç ülkenin yalnızca mevcut projeleri korumayı değil, aynı zamanda küresel ticaret sisteminde daha merkezi bir rol üstlenmeyi hedeflediğini göstermektedir.
Enerji güvenliği de bildirinin temel sütunlarından biridir. Avrupa'nın enerji arzını çeşitlendirme çabalarının devam ettiği bir dönemde Azerbaycan doğal gazı ve Güney Gaz Koridoru stratejik önemini korumaktadır. Türkiye ve Gürcistan ise bu enerji ağlarının güvenli ve kesintisiz şekilde işlemesinde kritik transit ülkeler olarak öne çıkmaktadır. Dolayısıyla bildiride enerji alanındaki iş birliğinin vurgulanması, yalnızca bölgesel değil aynı zamanda küresel enerji güvenliği açısından da önem taşımaktadır.
Güvenlik boyutuna bakıldığında ise bildiride terörizm, aşırıcılık, sınır aşan suçlar ve organize suç örgütleriyle mücadele konularının öne çıktığı görülmektedir. Bu durum özellikle enerji ve ulaştırma altyapılarının korunması açısından önemlidir. Çünkü günümüzde ekonomik koridorların sürdürülebilirliği doğrudan güvenlik ortamıyla ilişkilidir. Enerji hatlarının, demiryollarının ve lojistik merkezlerin güvenliği, ekonomik iş birliğinin devamlılığı açısından kritik öneme sahiptir.
Ancak bildirinin kapsamı kadar sınırlarını da doğru değerlendirmek gerekir. Her şeyden önce İstanbul Bildirisi hukuken bağlayıcı bir uluslararası anlaşma değildir. Bu nedenle bildiride yer alan hedefler ve taahhütler doğrudan uygulanabilir hükümler içermemektedir. Metin daha çok siyasi iradeyi ve ortak vizyonu ortaya koyan bir çerçeve niteliğindedir. Başka bir ifadeyle bildiride ortaya konulan hedeflerin hayata geçirilmesi için sonraki süreçte teknik anlaşmaların, yatırım kararlarının ve kurumsal mekanizmaların geliştirilmesi gerekecektir.
Ayrıca bildirinin dikkat çeken yönlerinden biri, bölgesel iş birliğini desteklemesine rağmen yeni bir askeri ittifak veya güvenlik bloğu oluşturma amacı taşımamasıdır. Bu durum metnin sınırlarını da göstermektedir. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki mekanizma daha çok ekonomik entegrasyon, ulaştırma bağlantısallığı ve siyasi koordinasyon ekseninde şekillenmektedir. Dolayısıyla bildiriyi NATO benzeri bir güvenlik yapılanması veya bölgesel bir savunma paktı olarak yorumlamak doğru olmayacaktır.
Bir diğer önemli husus ise bildirinin bölgedeki tüm sorunları çözebilecek bir belge niteliği taşımamasıdır. Azerbaycan-Ermenistan barış süreci, bölgesel rekabetler ve küresel jeopolitik gelişmeler gibi faktörler, bildiride ortaya konulan hedeflerin uygulanmasını doğrudan etkileyebilecek unsurlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle bildirinin başarısı yalnızca metinde yazılan hedeflere değil, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası koşulların nasıl şekilleneceğine de bağlıdır.
Sonuç olarak İstanbul Bildirisi, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan'ın Güney Kafkasya ve Avrasya vizyonunu ortaya koyan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bildirinin kapsamı siyasi iş birliğinden enerji güvenliğine, ulaştırma projelerinden bölgesel istikrara kadar oldukça geniştir. Ancak metin bağlayıcı bir anlaşma değil, ortak iradeyi ortaya koyan siyasi bir yol haritasıdır. Buna rağmen özellikle Orta Koridor, enerji güvenliği ve bölgesel bağlantısallık konularında ortaya koyduğu vizyon nedeniyle İstanbul Bildirisi, önümüzdeki yıllarda Güney Kafkasya'nın ekonomik ve stratejik dönüşümünü şekillendirebilecek önemli bir belge olarak değerlendirilmelidir.
Bildiride Orta Koridor'un geliştirilmesine vurgu yapılıyor. Ne gibi çalışmaların yapılmasını öngörüyorsunuz, bu çalışmaların Orta Koridor'a ne gibi katkısı olacak?
Mehmet Gökhan Özçubukçu. İstanbul Bildirisi’nde Orta Koridor’un geliştirilmesine yönelik yapılan vurgu, aslında metnin en stratejik ve geleceğe dönük unsurlarından birini oluşturmaktadır. Çünkü günümüzde uluslararası sistem yalnızca askeri ve siyasi rekabet üzerinden değil, aynı zamanda ticaret yolları, enerji hatları, lojistik ağlar ve bağlantısallık projeleri üzerinden yeniden şekillenmektedir. Bu çerçevede Orta Koridor, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki iş birliğinin en önemli jeoekonomik ayağını oluşturmaktadır. Hatta İstanbul’daki toplantının temel amaçlarından birinin, bu koridorun siyasi, ekonomik ve kurumsal altyapısını daha da güçlendirmek olduğu söylenebilir.
Öncelikle Orta Koridor’un ne ifade ettiğini doğru anlamak gerekir. Orta Koridor, Çin’den başlayarak Orta Asya ülkeleri üzerinden Hazar Denizi’ne ulaşan, ardından Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlanan çok boyutlu bir ulaştırma ve ticaret ağıdır. Ancak bu koridoru yalnızca bir demiryolu veya taşımacılık hattı olarak değerlendirmek eksik olur. Aslında burada söz konusu olan şey, Avrupa ile Asya arasında yeni bir ekonomik eksen oluşturma girişimidir. Bu nedenle Orta Koridor yalnızca Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın değil, aynı zamanda Orta Asya ülkelerinin, Avrupa Birliği’nin ve hatta Çin’in yakından takip ettiği stratejik bir projedir.
Son yıllarda yaşanan küresel gelişmeler de Orta Koridor’un önemini ciddi şekilde artırmıştır. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Kuzey Koridor olarak bilinen Rusya güzergâhında yaşanan belirsizlikler, birçok ülkeyi alternatif ticaret yolları arayışına yöneltmiştir. Aynı zamanda Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı çevresinde yaşanan güvenlik sorunları da deniz taşımacılığına dayalı güzergâhların kırılganlığını ortaya koymuştur. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan bu kırılmalar, Orta Koridor’u yalnızca alternatif değil, giderek zorunlu hale gelen bir seçenek konumuna taşımaktadır.
Bu noktada önümüzdeki dönemde yapılabilecek çalışmaların başında ulaştırma altyapısının güçlendirilmesi gelmektedir. Özellikle Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu’nun kapasitesinin artırılması kritik öneme sahiptir. Son yıllarda bu hat üzerinden taşınan yük miktarında önemli artışlar yaşanmıştır. Ancak koridorun küresel ölçekte rekabetçi hale gelebilmesi için mevcut kapasitenin daha da yükseltilmesi gerekmektedir. Demiryolu hatlarının modernizasyonu, yük terminallerinin geliştirilmesi ve yeni lojistik merkezlerin kurulması önümüzdeki dönemin öncelikli başlıkları arasında yer alacaktır.
Bunun yanında Hazar Denizi geçişlerinin iyileştirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Orta Koridor’un en hassas halkalarından biri Hazar geçişidir. Kazakistan ve Türkmenistan’dan gelen yüklerin Azerbaycan’a aktarılması sürecinde liman kapasitesi, feribot sayısı ve yükleme-boşaltma süreleri belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle Azerbaycan’ın Alat Limanı başta olmak üzere Hazar kıyısındaki lojistik altyapıya yönelik yatırımların artırılması beklenebilir. Hazar geçişlerinin hızlanması, koridorun toplam taşıma süresini ciddi ölçüde azaltacaktır.
Bir diğer önemli konu gümrük süreçlerinin uyumlaştırılmasıdır. Günümüzde modern ulaştırma koridorlarının başarısı yalnızca yolların ve demiryollarının kalitesine bağlı değildir. Aynı zamanda sınır geçişlerinin ne kadar hızlı gerçekleştiği de büyük önem taşımaktadır. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasında dijital gümrük sistemlerinin geliştirilmesi, elektronik veri paylaşımının yaygınlaştırılması ve ortak lojistik standartlarının oluşturulması koridorun etkinliğini artıracaktır. Çünkü bir yük treninin sınırda saatler veya günler boyunca beklemesi, koridorun rekabet avantajını azaltmaktadır.
Enerji boyutu da burada ayrıca değerlendirilmelidir. Aslında Orta Koridor yalnızca ticaret koridoru değildir. Aynı zamanda enerji güvenliği açısından da stratejik bir eksendir. Bugün Avrupa’nın enerji arz güvenliği açısından Azerbaycan kaynakları büyük önem taşımaktadır. Gelecekte doğal gazın yanı sıra elektrik iletim hatları, yenilenebilir enerji projeleri ve yeşil enerji koridorlarının da bu güzergâh üzerinden geliştirilmesi mümkündür. Özellikle Hazar Havzası'nda üretilen yenilenebilir enerjinin Avrupa pazarlarına ulaştırılmasına yönelik projeler, koridorun stratejik değerini daha da artırabilir.
Orta Koridor’un bir diğer önemli boyutu ise Türk dünyasıyla bağlantılıdır. Son yıllarda Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde ulaştırma ve ticaret alanındaki iş birliği giderek güçlenmektedir. Kazakistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinin dünya pazarlarına erişiminde Orta Koridor temel güzergâhlardan biri haline gelmektedir. Bu durum Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ı yalnızca transit ülkeler değil, aynı zamanda Avrasya bağlantısallığının merkez ülkeleri konumuna taşımaktadır.
Ekonomik açıdan bakıldığında koridorun gelişmesi üç ülkeye önemli fırsatlar sunacaktır. Artan transit gelirleri, yeni lojistik yatırımları, sanayi bölgelerinin gelişimi ve dış ticaret hacmindeki büyüme bunlardan yalnızca birkaçıdır. Ayrıca koridorun gelişmesiyle birlikte uluslararası yatırımcıların bölgeye olan ilgisinin de artması beklenebilir. Çünkü küresel şirketler açısından güvenilir ve hızlı ulaştırma ağlarına erişim, yatırım kararlarında belirleyici faktörlerden biridir.
Jeopolitik açıdan değerlendirildiğinde ise Orta Koridor, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın uluslararası sistemdeki stratejik ağırlığını artırmaktadır. Günümüzde küresel güç rekabetinin önemli bir bölümü ticaret yolları ve bağlantısallık projeleri üzerinden yürütülmektedir. Bu nedenle Orta Koridor’un güçlenmesi, söz konusu üç ülkenin yalnızca ekonomik değil diplomatik ve stratejik önemini de artıracaktır.
Bu noktada İstanbul Bildirisi’nde Orta Koridor’a yapılan vurgu, yalnızca ulaştırma alanındaki teknik bir iş birliği çağrısı değildir. Bu vurgu, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın Avrasya’nın yeni ekonomik düzeninde daha merkezi bir rol üstlenme hedefinin yansımasıdır. Önümüzdeki yıllarda altyapı yatırımlarının hızlanması, gümrük süreçlerinin modernleştirilmesi, enerji projelerinin genişletilmesi ve Türk dünyasıyla bağlantıların güçlendirilmesi halinde Orta Koridor, Avrupa ile Asya arasındaki en önemli ticaret ve enerji güzergâhlarından biri haline gelebilir. Bu nedenle İstanbul Bildirisi’nde yer alan Orta Koridor vurgusu, aslında üç ülkenin geleceğe yönelik ortak stratejik vizyonunun en somut göstergelerinden biridir.
Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış sürecinin bu üçlü iş birliğine olası etkilerini nasıl yorumlarsınız?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: Azerbaycan ile Ermenistan arasında devam eden barış süreci, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi açısından değil, Güney Kafkasya’nın gelecekte nasıl bir siyasi ve ekonomik yapıya sahip olacağını belirlemesi bakımından da son derece kritik bir öneme sahiptir. Bu nedenle söz konusu sürecin Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü iş birliği üzerindeki etkilerini değerlendirirken meseleyi yalnızca ikili ilişkiler bağlamında değil, bölgesel dönüşüm perspektifi içerisinde ele almak gerekmektedir.
Yaklaşık otuz yıl boyunca Güney Kafkasya’nın temel güvenlik gündemini Karabağ ihtilafı oluşturmuştur. Bu durum yalnızca Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki ilişkileri değil, bölgedeki ekonomik entegrasyon projelerini, ulaştırma ağlarını ve yatırım ortamını da doğrudan etkilemiştir. Özellikle çatışma riski nedeniyle birçok uluslararası yatırımcı bölgeye temkinli yaklaşmış, bazı ulaştırma ve ticaret projeleri ise beklenen hızda ilerleyememiştir. Dolayısıyla kalıcı bir barış anlaşmasının imzalanması, Güney Kafkasya’nın güvenlik eksenli bir bölge olmaktan çıkıp ekonomik iş birliği ve bağlantısallık eksenli bir bölgeye dönüşmesini sağlayabilir.
Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü mekanizması açısından bakıldığında, barış süreci öncelikle mevcut projelerin güvenliğini ve sürdürülebilirliğini artıracaktır. Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, Güney Gaz Koridoru, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu ve Orta Koridor gibi stratejik projeler, daha istikrarlı bir bölgesel ortamda çok daha etkin şekilde faaliyet gösterebilir. Çünkü günümüzde uluslararası ticaret ağlarının başarısı yalnızca fiziksel altyapıya değil, aynı zamanda siyasi istikrara ve güvenliğe de bağlıdır.
Özellikle Orta Koridor açısından meseleye baktığımızda barış sürecinin önemi daha net ortaya çıkmaktadır. Çin’den Avrupa’ya uzanan bu ticaret güzergâhının uluslararası yatırımcılar ve lojistik şirketleri tarafından tercih edilmesi için güvenli ve öngörülebilir bir siyasi ortam gerekmektedir. Güney Kafkasya’da kalıcı bir barışın tesis edilmesi, koridorun küresel ticaret sistemindeki cazibesini artırabilir. Böylece Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın Avrasya ticaretindeki stratejik konumları daha da güçlenebilir.
Barış süreci aynı zamanda bölgesel ulaştırma ağlarının genişlemesine de katkı sağlayabilir. Uzun yıllardır kapalı kalan bazı ulaşım hatlarının yeniden açılması ve yeni ekonomik iş birliği alanlarının ortaya çıkması mümkündür. Bu durum ilk bakışta mevcut üçlü iş birliğinin önemini azaltacakmış gibi görünse de aslında tam tersi bir sonuç doğurabilir. Çünkü bölgesel bağlantısallığın artması, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan eksenini Güney Kafkasya’nın ekonomik merkezlerinden biri haline getirebilir.
Bunun yanında barış süreci, bölge dışı aktörlerin Güney Kafkasya’ya bakışını da değiştirebilir. Avrupa Birliği, Çin ve diğer küresel ekonomik aktörler açısından istikrarlı bir Güney Kafkasya, daha fazla yatırım yapılabilecek ve daha güvenilir ticaret ilişkileri kurulabilecek bir bölge anlamına gelmektedir. Bu da üçlü iş birliği mekanizmasının ekonomik değerini artıracaktır.
Net şekilde ifade etmem gerekirse, Azerbaycan ve Ermenistan arasında kalıcı bir barışın sağlanması, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan iş birliğini zayıflatacak değil, aksine daha geniş bir bölgesel entegrasyon vizyonunun merkezine yerleştirecek bir gelişme olacaktır. Eğer bu süreç başarıyla sonuçlanırsa Güney Kafkasya, çatışmalarla anılan bir coğrafya olmaktan çıkarak Avrasya’nın yükselen ulaştırma, enerji ve ticaret merkezlerinden biri haline gelebilir.
2027'de yapılacak bir sonraki toplantıya kadar bu 3 ülke için neler değişecek?
Mehmet Gökhan Özçubukçu: 2027 yılında Gürcistan’da gerçekleştirilecek bir sonraki üçlü toplantıya kadar geçecek dönem, hem Güney Kafkasya hem de geniş Avrasya coğrafyası açısından oldukça kritik gelişmelere sahne olabilir. Aslında bugün İstanbul’da ortaya konulan irade, büyük ölçüde önümüzdeki birkaç yıl içerisinde şekillenecek bölgesel dinamiklere hazırlık niteliği taşımaktadır. Bu nedenle 2027’ye kadar yaşanabilecek değişimleri yalnızca üç ülke özelinde değil, küresel ticaret ve jeopolitik dönüşümler bağlamında değerlendirmek gerekir.
Öncelikle Orta Koridor’un gelişim sürecinde önemli ilerlemeler yaşanmasını beklemek mümkündür. Son yıllarda Avrupa ile Asya arasındaki ticaret yollarının çeşitlendirilmesi yönündeki eğilim giderek güçlenmektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında kuzey güzergâhındaki belirsizlikler ve Kızıldeniz çevresindeki güvenlik sorunları, alternatif koridorlara olan ilgiyi artırmıştır. Bu süreçte Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın merkezinde bulunduğu Orta Koridor’un daha fazla yük çekmesi ve uluslararası ticaret ağlarında daha görünür hale gelmesi beklenmektedir.
Özellikle Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu’nun kapasite artırımı, Hazar Denizi geçişlerinin iyileştirilmesi, liman yatırımlarının genişletilmesi ve dijital gümrük uygulamalarının yaygınlaştırılması gibi alanlarda önemli gelişmeler yaşanabilir. Eğer planlanan yatırımlar hayata geçirilirse 2027 yılına gelindiğinde Orta Koridor bugünkünden çok daha işlevsel ve rekabetçi bir yapıya kavuşabilir. Bu durum yalnızca üç ülkenin transit gelirlerini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda onları Avrasya ticaretinin vazgeçilmez aktörleri arasına taşıyacaktır.
Enerji alanında da önemli değişimler beklenmektedir. Avrupa'nın enerji güvenliği konusu önümüzdeki yıllarda da önemini koruyacaktır. Azerbaycan doğal gazının Avrupa pazarındaki rolünün artması, Güney Gaz Koridoru'nun kapasitesinin geliştirilmesi ve yenilenebilir enerji alanındaki yeni projeler gündeme gelebilir. Özellikle Hazar Havzası'nda üretilen enerjinin Avrupa’ya ulaştırılmasında Türkiye ve Gürcistan'ın transit rolü daha da güçlenebilir.
2027’ye kadar Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinde yaşanabilecek gelişmeler de üçlü iş birliğini doğrudan etkileyecektir. Kalıcı bir barış anlaşmasının imzalanması halinde Güney Kafkasya’nın güvenlik atmosferi önemli ölçüde değişebilir. Bu durum yeni ticaret ağlarının ortaya çıkmasına, bölgesel ekonomik entegrasyonun hızlanmasına ve uluslararası yatırımların artmasına katkı sağlayabilir.
Ayrıca Türk dünyasıyla ilişkilerin de daha kurumsal bir zemine oturması beklenmektedir. Özellikle Orta Asya ülkelerinin Orta Koridor’a olan ilgisinin artması, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlüsünün stratejik değerini daha da yükseltebilir. Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi ülkelerin küresel pazarlara erişiminde bu hattın daha yoğun kullanılmaya başlanması mümkündür.
Bunun yanında dijital ticaret, yapay zekâ destekli lojistik sistemler, akıllı gümrük uygulamaları ve yeşil ulaştırma projeleri gibi yeni başlıkların da üçlü iş birliği gündemine girmesi beklenebilir. Çünkü küresel ekonomide yaşanan dönüşüm, ulaştırma koridorlarının da yalnızca fiziksel altyapıdan ibaret olmadığını göstermektedir. Rekabet gücü artık dijitalleşme ve teknolojik kapasiteyle de doğrudan ilişkilidir.
Bana göre 2027 yılında Gürcistan’da yapılacak toplantının gündemi bugünkünden çok daha fazla ekonomi, bağlantısallık ve ticaret odaklı olacaktır. Çünkü Güney Kafkasya giderek bir güvenlik sahasından çok bir jeoekonomik merkez haline dönüşmektedir. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan da bu dönüşümün en önemli taşıyıcı aktörleri konumundadır. Eğer mevcut siyasi irade korunur ve İstanbul Bildirisi’nde ortaya konulan hedefler somut projelerle desteklenirse, 2027’ye gelindiğinde üç ülke yalnızca bölgesel ortaklar değil, Avrasya’nın yeni ekonomik mimarisini şekillendiren stratejik aktörler olarak değerlendirilecektir. Bu nedenle önümüzdeki iki yıllık dönem, üçlü iş birliğinin geleceğini belirleyecek kritik bir eşik olarak görülmelidir.