Sûfi Kitap’tan çıkan eser, sadece satırlardan oluşan bir metin değil. Bazen insanın yıllardır kaçtığı hakikati usulca önüne koyan bir ayna, bazen de yorulmuş bir kalbin omzuna bırakılmış teselli gibi.
İbn Atâullah el-İskenderî’nin asırlar önce kaleme aldığı hikmetler, Cemal Aydın’ın sade, akıcı ve derin anlatımıyla bugünün insanına yeniden sesleniyor. Çünkü zaman değişse de insan değişmiyor. Endişeleri, aceleciliği, bitmek bilmeyen beklentileri, geleceğin hayalini kurarken bugünü kaçırması… Bunların hepsi dün de vardı, bugün de var.
Kitabın en etkileyici yönlerinden biri, okuyucuya sürekli dış dünyayı değil, kendi kalbini göstermesi. İnsan çoğu zaman mutluluğu şartların düzelmesinde arıyor. Daha uygun zamanı, daha güzel imkânları, daha huzurlu günleri bekliyor. Oysa eser beklediğimiz şeyin dışarıda değil de bizi bekleyen değişimin içinde olduğunu söylüyor.
Sayfaların arasında ilerlerken asıl engelin dünyanın ağırlığı değil de kalbin üzerine çöken perdeler olduğunu görüyoruz.
Nefsin hileleri, bitmek bilmeyen ertelemeler, “yarın başlarım” diyerek ömrü tüketen alışkanlıklar…
Cemal Aydın, her hikmeti sadece açıklamıyor; onu günlük hayatın içine indiriyor. Bir cümle üzerinden saatlerce düşünülebilecek kapılar açıyor. Okuyucu, sadece bilgi edinmiyor; kendisini sorgulamaya başlıyor. Kitabın en güçlü tarafı da bu.
Hikem-i Atâiyye soruyor:
“Neden bu kadar acele ediyorsun?”
“Neden her şeyi kontrol etmeye çalışıyorsun?”
“Neden Allah’ın senin için seçtiğine razı olmak yerine, kendi istediğin hayatın peşinde yoruluyorsun?”
Bu soruların hepsini çok naif bir dille soruyor. Bir dostun omuzuna dokunur gibi konuşması kitabın tesirini arttırıyor.
Sayfalar arasında dolaşırken, aslında bütün yorgunluğumuzun dünyadan değil; dünyaya gereğinden fazla bağlanmaktan kaynaklandığını hissediyoruz.
Eser, okuyucuya “dünyayı terk et” demiyor.
“Dünyanın seni işgal etmesine izin verme.” diyor.
İşte bu yüzden kitap, sadece tasavvuf meraklılarına hitap etmiyor. Yoğun iş temposunda yorulan birine de, kayıplar yaşayan birine de, geleceği düşünmekten bugünü kaçıran birine de aynı samimiyetle sesleniyor.
Bazı kitaplar bilgi kazandırır. Bazıları bakış açısı değiştirir.
Hikem-i Atâiyye ise kalbin yönünü değiştirmeye çalışıyor.
Belki de bu yüzden okurken sık sık durmak gerekiyor. Çünkü her sayfada insanın kendi hayatına dokunan bir cümle çıkıyor karşısına. Altı çiziliyor, tekrar okunuyor, bazen sessizce üzerine uzun uzun düşünülüyor.
Cemal Aydın’ın tercümesi ise bu kadim hikmetleri ağır ve anlaşılmaz bir metin olmaktan çıkarıyor. Açıklamaları, örnekleri ve akıcı üslubuyla okuyucunun metnin içine girmesini kolaylaştırıyor. Böylece eser, sadece okunacak değil; dönüp dönüp başvurulacak bir gönül rehberine dönüşüyor.