Ana içeriğe geç

‘İnsanlığa karşı suç’un itirafı

10 Ekim Ankara Katliamı’nın 16 firari sanığından biri olan Ömer Deniz Dündar’ın ifadesi “insanlığa karşı suç”ların açık bir itirafı.

‘İnsanlığa karşı suç’un itirafı
Evrensel
16

İstanbul – Ankara’da 103 kişinin hayatını kaybettiği 10 Ekim Gar Katliamı’nın 16 firari sanığından biri olan Ömer Deniz Dündar’ın ‘etkin pişmanlıktan yararlanması’ sonucu verdiği ifade ortaya çıktı. Beş senedir HTŞ tarafından esir tutulduğunu, 13 Mayıs’ta ise Türkiye’ye getirildiğini söyleyen Dündar için 20 Mayıs günü tutuklama kararı çıkarıldı. 16-18 Haziran’da Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı’nda (TEM) tutulurken 18 Haziran’da ifadesi alındı. 13-20 Mayıs tarihleri arasında nerede bulunduğuna dair ise bir bilgi yok. Dündar’ın Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Türkiye’ye getirildiği göz önünde bulundurulduğunda ifade öncesinde MİT tarafından sorgulandığı ihtimali akıllara geldi.

Dündar, terör örgütü IŞİD’in faaliyetlerine ilişkin pek çok soruya ‘bilmiyorum’ şeklinde cevap verse de özellikle 2013-2017 yılları arasına dair anlattıkları, IŞİD’in Türkiye’de nasıl göz göre göre yuvalandığını gösterdi. Daha önce sanık Erman Ekici hakkında “insanlığa karşı suç” yönünden beraat kararı verilmesine rağmen Dündar’ın ifadesi Ankara Gar Katliamı’nı da aşacak şekilde IŞİD’in insanlığa karşı suçlarını ortaya koydu.

Suçlar, saldırılar, planlar…

Dündar ifadesinde gerçekleşen suçları ve gerçekleşmeyen saldırı planlarına ilişkin şunlardan söz ediyor:

  • Ukrayna'da bir Yahudi’nin evine girerek ‘ganimet eylemi’,
  • Rahip Brunson’a dönük gerçekleşmeyen saldırı planı,
  • Nevşehir Kapadokya'da hava balonlarına dönük saldırı planı,
  • İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik saldırı planı,
  • Türkiye’de LGBTİ’lere dönük saldırı planı,
  • Covid-19 salgını sırasında İngiltere’de hastanelerin elektriğini kesme planı.

Dündar’ın ifadeleri Türkiye getirilişindeki 7 günlük boşluk nedeniyle şüpheli hâle gelse de örgüt yöneticisinin beraat ettirildiği ‘insanlığa karşı suçlar’ ifadede açıkça görülüyor.

‘Siyaseten neye denk düştüğünü anlattık’

Dava avukatlarından Av. Senem Doğanoğlu, bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Biz, IŞİD'in Türkiye'de gerçekleştirdiği katliamlarla ilgili başından beri mahkemede ‘insanlığa karşı suç’ olduğu konusunda bir tartışma yürüttük. Bugün Ömer Deniz Dündar'ın etkin pişmanlıktan faydalanarak verdiği ifade; örgütün ne kadar faal olduğunu, insanlığa karşı suç, soykırım ve savaş suçları işlemek üzere kurulduğunu ortaya koyuyor. 10 Ekim Ankara Katliamı da burada bir parantez değil. İdeolojik, eylemsel ve yöntemsel olarak tercih ettikleri insanlığa karşı suça oturan eylemlerin bir parçası. Ortada doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı işlenen suç gibi bir anlatı da yok; bu katliamların neden tercih edildiğine dair açıklama yapmamayı seçiyor. Ancak biz seçim sürecindeki iktidar tahkimatı açısından bu katliamların siyaseten neye denk düştüğünü hep anlattık. Sonuçta bunu, iktidar tahkimatının o ideolojik serüvenine olan katkısı üzerinden görmemiz gerekiyor. Tam da bu nedenle meseleye ‘insanlığa karşı suç’ ve siyasi saikler bağlamından bakılmalı. Ömer Deniz Dündar'ın 10 Ekim Ankara Katliamı ile ilişkisi savcılık tarafından bir türlü kurulmamış olsa da; katliamlara olan vakıflığı ve IŞİD içindeki yöneticilik pozisyonu bizce sorumluluğunu gösteriyor. Bu eylemler, ‘insanlığa karşı suç’ bağlamıyla görülmelidir ve bu ifade bunu teyit etmiş oldu.”

Afganistan, Suriye, Türkiye... onlarca geçiş var

Dündar’ın ifadelerinde savaşın devam ettiği dönemde Suriye’den Türkiye’ye ve Türkiye’den de Suriye’ye; IŞİD’lilerin ve El Kaide üyelerinin ne kadar kolay hareket ettiği bir kez daha görülüyor. İfadelerde Türkiye’ye geçişlere ilişkin şu bilgiler yer alıyor:

  • “Yücel” isimli kişinin ‘Seyfullah Türki Ketibesi’ ile irtibatlı olarak ‘Genel Emir’ sıfatıyla İstanbul'da bulunması,
  • ‘Berber Mehmet’ lakaplı, Cerrah kod adlı örgüt üyesinin 2015'te Suriye’den Antep'e dönüp ‘berber dükkanı’ açması,
  • 10 Ekim Katliamı öncesinde takip edilen, ‘Gaziantep Emiri’ Yunus Durmaz’ın 2015 yılının başında Suriye'den Türkiye'ye geçmesi,
  • Ebu İsa kod adlı, Selahattin Kaya isimli örgüt üyesinin Suriye’ye geçerek IŞİD’e katılmasının ardından 2014’te ailesini almak üzere Türkiye'ye gelip ardından yine Suriye’ye geçmesi,
  • 2018 yılında Ankara'da 5 kişinin öldüğü çatışmanın yaşandığı evi tutan Ebu Ali kod isimli kişinin önce Suriye’ye geçip ardından Türkiye'ye dönmesi,
  • Yaralanan örgüt üyelerinin Türkiye'ye gönderilmesi.

Firari sanıklar neden getirilmiyor?

10 Ekim dosyasının geldiği nokta açısından firari 16 sanık hala kilit bir noktada duruyor. Örneğin IŞİD’in ‘İstanbul Emiri’ olarak bilinen İlyas Aydın’ın Suriye’de HTŞ’nin yönetimi ele geçirmesinin ardından Irak’a sevk edildiği biliniyor. Ayrıca Türkiye’ye getirilen Dündar’ın da ‘firari’ değil, 5 senedir İdlib’de cezaevinde olduğu anlaşılıyor.

Av. Doğanoğlu, diğer firari sanıkların hâlâ Türkiye’ye getirilmemesi hakkında şöyle konuşuyor: “Dündar, her etkin pişmanlıktan faydalanan IŞİD faili gibi kendi pozisyonunu aklamaya çalışıyor. Hayatta olmayanların, YPG'nin elinde olduğunu düşündüklerinin ve akıbeti bilinmeyenlerin isimlerini veriyor. Türkiye'de zaten ceza almış olanlar açısından yaptığı açıklamaların bir anlamı yok. Dolayısıyla firarilerin getirilmesi talebimiz baki. Ömer Deniz Dündar, İlhami Balı gibi figürlerin ölmemiş olduklarına dair bilgiyi teyit etmiş oluyor. Ömer Deniz Dündar nasıl getirildiyse, diğer firarilerin getirilmesinin önünde de bir engel olmadığını görüyoruz. İstendiğinde devletin bunu çok kolay yapabildiğini de bu ifadeyle görebiliyoruz.”

Ömer Deniz Dündar katliamın neresinde?

2013 yılında Adıyaman’da 10 Ekim Katliamı’nın doğrudan sorumlusu ‘Dokumacılar’ grubu ile tanışarak IŞİD’e katılan Dündar, ifadesinde 10 Ekim Katliamı öncesinde IŞİD’in ‘anlaşmak’ üzere Türkiye ile görüştüğünü söylüyor. Benzer bir durum, ‘İstanbul Emiri’ olarak adlandırılan İlyas Aydın tarafından da daha önce ifade edilmişti. Dündar, ifadesinde “Ebu Ubeyde, (İlyas Aydın) İlyas isimli soy ismini hatırlamadığım şahıs Türk yetkililer ile bir anlaşma yapmak için görüştüğü sırada…” cümlesini kuruyor.

Dosyanın Adıyaman gruplarına ilişkin çalışan avukatlarından Av. Gamze Gökoğlu, Dündar’ın dosyadaki rolünü şöyle anlatıyor: “10 Ekim Katliamı davasının en başından beri dosyadaki sanıkların hem IŞİD’deki hem de katliamdaki pozisyonlarının hatalı ve eksik değerlendirildiğini ifade ediyoruz. Onlardan birisi de Ömer Deniz Dündar. Çünkü iddianamede Dündar için sadece terör örgütü üyeliği ve resmi belgede sahtecilik suçlarından cezalandırılması talep edilmiş. Ancak özellikle canlı bombaların eğitildiği Adıyaman grubunun en aktif ve örgütleyici pozisyonundaki sanığıdır. Ömer Deniz Dündar ifadesinde, 2015 yazında Suriye Yunus Durmaz’ın kurmuş olduğu özel ekibe dahil olduğunu beyan ediyor. Burada katliam canlı bombası Yunus Emre Alagöz’ün de içinde bulunduğu ekip ile kendisinin ilgilendiğini açıklıyor. Biz zaten Adıyaman soruşturma dosyalarında Yunus Emre Alagöz de dahil olmak üzere Adıyaman ekibinin toplanması ve Suriye’ye geçişlerinin planlanmasında görev aldığını biliyorduk. Bu ifadesi ile; Suriye’de bulunan ve katliama hazırlanan süreçte de canlı bomba ile bizzat ilgilendiği ortaya çıktı.”

Kaynağa Git

İlgili Haberler