MERVE YİĞİTCAN /YENER KARADENİZ
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) 2026 yılının ilk toplantısını yüksek bir katılım ile gerçekleştirdi. Toplantının açılışında konuşan TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras, dünyanın artık yalnızca ekonomik dalgalanmalarla değil, aynı anda jeopolitik, enerji ve teknoloji kaynaklı üç büyük dönüşümle karşı karşıya olduğunu söyledi. Aras, Türkiye’nin bu yeni dönemde sahip olduğu stratejik avantajları değerlendirebilmesi için üretim kapasitesini teknoloji, enerji dönüşümü ve insan kaynağıyla bütünleştirmesi gerektiğini vurguladı. Konuşmasında son dönemde yaşanan küresel gelişmelerin şirketlerin tüm hesaplarını altüst ettiğine dikkat çeken Aras, yılbaşında birçok şirketin 2026 bütçelerini hazırlarken enflasyon, faiz ve enerji fiyatlarına ilişkin benzer varsayımlar kullandığını ancak birkaç hafta içinde yaşanan jeopolitik gelişmeler nedeniyle bütün dengelerin değiştiğini söyledi. Aras, “Yaşadığımız olaylar neticesinde gördük ki artık ekonomik hesaplarla jeopolitik gelişmeler birbirinden ayrı düşünülemiyor. Bütün yatırım kararları yalnız ekonomik bölgelere bakılarak alınmıyor. Enerji güvenliği, tedarik güvenliği teknoloji erişimi ve jeopolitik risklerle birlikte düşünülüyor. Çünkü yaşadığımız dünya artık daha kırılgan, daha parçalı, daha belirsiz bir dünya. Önemli bir gerçeği kabul etmek zorundayız. Bugün yaşadığımız belirsizlik ve çatışma ortamı geçici bir parantez değildir” diye konuştu.
“Belirsizlik dönemi kalıcı hale geliyor”
İran’a yönelik saldırılar ve ardından Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının enerji maliyetlerini yükselttiğini, navlun ve sigorta giderlerini artırdığını belirten Aras, artık yatırım kararlarının yalnızca ekonomik göstergelerle değil enerji güvenliği, tedarik güvenliği ve jeopolitik risklerle birlikte değerlendirildiğini ifade etti. Dünyanın yeni bir denge arayışı içinde olduğunu belirten Aras, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, ABD-Çin rekabeti ve Tayvan gerilimi gibi gelişmelerin geçici krizler değil, uzun süre devam edecek yapısal dönüşümlerin işaretleri olduğunu söyledi. Önümüzdeki dönemde küresel ekonomide dalgalanma ve kırılganlıkların süreceğini kaydeden Aras, şirketlerin ve ülkelerin dayanıklılık kapasitesinin her zamankinden daha önemli hale geldiğini vurguladı.
“Dünyanın üretim merkezi ile askeri gücü ayrıştı”
Konuşmasında dikkat çekici bir analiz de yapan Aras, son 25 yılda küresel üretim merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığını söyledi. Çin’in küresel üretimdeki payının 2000 yılında yüzde 6 seviyesindeyken bugün yüzde 27’ye yükseldiğini belirten Aras, buna karşılık ABD’nin üretimdeki payının yüzde 25’ten yüzde 17’ye gerilediğini ancak finans ve askeri güçte üstünlüğünü koruduğunu ifade etti. 2030’da Çin’in payı yüzde 45’e çıkarken ABD’nin payının yüzde 45’e çıkacağını anlatan Aras, “Modern tarihte ilk kez dünyanın üretim merkezi ile askeri ve finansal merkezi farklı yerlerde bulunuyor” dedi. Bu ayrışmanın küresel ekonomide önemli bir fay hattı yarattığını söyleyen Aras, kritik minerallerden yarı iletkenlere kadar birçok stratejik alanda yaşanan rekabetin temelinde de bu dönüşümün bulunduğunu kaydetti.
“Yeşil enerji artık rekabet gücü meselesi”
Enerji dönüşümünün küresel belirsizliklerin ikinci büyük kaynağı olduğunu belirten Aras, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmelerin dünyanın halen petrol ve doğalgaza bağımlı olduğunu gösterdiğini söyledi. Buna karşın güneş ve rüzgar enerjisinin birçok bölgede fosil yakıtlardan daha ucuz hale geldiğine dikkat çeken Aras, yeşil enerjinin artık sadece çevresel bir konu değil, aynı zamanda rekabet gücü ve ulusal güvenlik meselesi olduğunu ifade etti. Aras, yeni enerji sisteminin teknolojik altyapısında Çin’in önemli bir ağırlık kazandığını, bunun da küresel güç dengelerini yeniden şekillendirdiğini söyledi.
Yapay zeka yarışında üç kritik unsur
Teknolojik dönüşümün üçüncü büyük kırılma alanı olduğunu belirten Aras, yapay zeka yarışında çip, enerji ve verinin stratejik önem taşıdığını söyledi. Yapay zekanın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir mücadele alanına dönüştüğünü ifade eden Aras, ABD, Çin ve Avrupa Birliği arasındaki teknoloji rekabetinin önümüzdeki dönemde daha da sertleşeceğini dile getirdi. Konuşmasının Türkiye açısından en dikkat çekici bölümünde Aras, 2026’nın ikinci yarısında Türkiye’nin iki önemli uluslararası organizasyona ev sahipliği yapacağını hatırlattı. Temmuz ayında gerçekleştirilecek NATO Zirvesi ile kasım ayında yapılacak COP31 İklim Zirvesi toplantılarının Türkiye açısından stratejik önem taşıdığını vurgulayan Aras, bu zirvelerin ülkenin jeopolitik ve ekonomik ağırlığını küresel ölçekte görünür kılacağını söyledi. NATO Zirvesi’nin güvenlik, enerji ve teknoloji eksenli yeni dünya düzenini temsil ettiğini belirten Aras, Türkiye’nin Karadeniz, Orta Doğu, enerji koridorları ve lojistik hatlar üzerindeki konumu nedeniyle ittifakın en kritik ülkelerinden biri haline geldiğini ifade etti. COP31’in ise Türkiye’nin enerji dönüşümü, sürdürülebilir finansman ve yeşil kalkınma vizyonunu dünyaya anlatması açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Aras, “Bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz” dedi.
Türkiye’nin yeni hikayesi verimlilik ve teknoloji olmalı
Türkiye’nin güçlü yanlarının coğrafi konumu, üretim kapasitesi ve ekonomik çeşitliliği olduğunu vurgulayan Aras, özellikle ekonomik çeşitliliğinin çok büyük bir başlangıç avantajı olduğunu ifade etti. Bununa beraber Aras, yalnızca ekonomik büyümenin yetmediğini söylerken, “Nasıl büyüdüğümüz, büyümenin kalkınma yaratıp yaratmadığı da çok önemli. Burada çok önemli bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum. Ekonomik başarı yalnızca kaynak meselesi değildir. Aynı zamanda yön meselesidir” dedi. Bu noktada Aras, Türkiye’nin yeni kalkınma hikayesinin daha yüksek verimlilik, daha yüksek katma değer, daha güçlü teknoloji kapasitesi ve nitelikli insan kaynağı üzerine kurulması gerektiğini söyledi. Gençlerin eğitimine yatırım yapılmasının, çalışanların yetkinliklerinin artırılmasının ve kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımının kritik önem taşıdığını belirten Aras, Türkiye’nin hangi sektörlerde derinleşeceğine ve hangi teknolojilere odaklanacağına ilişkin uzun vadeli bir yön duygusuna ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Yeni dönemde başarının ortak akıl, uzun vadeli bakış ve güçlü koordinasyon gerektirdiğine işaret eden Aras, “Türkiye yeni dönemin üretim, enerji ve teknoloji mimarisinde sağlam bir yer edinmelidir. Önemli olan jeopolitik ağırlığımızı güçlü ekonomiye, kalıcı refaha çevirebilmektir. Bu sorumluluk yalnızca kamu değil, yalnızca özel sektörün değil, hepimizin ortak sorumluluğudur” diye konuştu.
En öneli stratejik hedef Gümrük Birliği ve Made in Europe
Aras’ın konuşmasında öne çıkan bir diğer başlık ise Avrupa Birliği ile ilişkiler oldu. Türkiye’nin ekonomik açıdan en önemli stratejik hedeflerinden birinin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi olduğunu söyleyen Aras, Türkiye’nin Avrupa’nın yeni üretim mimarisinin dışında değil içinde yer alması gerektiğini bu nedenle Made in Europe yaklaşımının da bir parçası olunması gerektiğini vurguladı. Avrupa’nın enerji dönüşümü, dijitalleşme, savunma ve stratejik üretim alanlarında yeniden yapılanma sürecinden geçtiğini belirten Aras, Türkiye’nin coğrafi konumu ve sanayi kapasitesiyle Avrupa’nın en önemli üretim ortaklarından biri olabilecek potansiyele sahip olduğunu söyledi. Konuşmasının sonunda Aras, dünyanın yeniden şekillendiği bu dönemde yalnızca mevcut durumu korumaya çalışan ülkelerin geride kalacağını belirterek, “Belirsizliği doğru okuyan, kurumlarını güçlendiren, teknolojiye yatırım yapan ve ekonomik dayanıklılık yaratabilen ülkeler kazanacak. Türkiye yeni dönemin üretim, enerji ve teknoloji mimarisinde sağlam bir yer edinmeli. Önemli olan jeopolitik ağırlığımızı güçlü ekonomiye ve kalıcı refaha dönüştürebilmektir” dedi.