Aylardır hayalini kurduğunuz tatil zamanı nihayet gelmiş. Kremlerinizi sürüp güneşin altında şöyle boylu boyunca uzandınız. Şezlongda artık iyice piştiğinize karar verince, “Hadi denize girelim” dediniz. Ama önce aşmanız gereken bir engel var: Podyum. Yanlış duymadınız. İster kumsal ister iskele olsun, şezlongunuzdan denize varıncaya kadar önünden geçtiğiniz her kadın ve bazen erkekler de sizi göz ucuyla, tepeden tırnağa süzecek.
Yürürken arkanızdan izlendiğinizi hissedeceksiniz. O bakışlar, adeta hassas tartı gibi beden kitle endeksinizi şıp diye analiz edecek. Bununla kalmayacak, ‘mayonuz yakışmış mı, aksesuarınız uyumlu mu?’ hepsini değerlendirecekler. Varsa yanındakiyle fikir alışverişi yapacaklar. Siz denize varmaya çalışırken bu delici bakışlar teninizi güneşin UV ışınlarından daha fazla kavuracak. Kaçımız buna ruhen hazırız bilmiyorum ama birbirimize ettiğimiz bu eziyetten bir kurtuluş yolu olmalı.
Sosyal medya ve “plaj vücudu” baskısı
Dürüst olmak gerekirse, plaj mevsimi açılmadan aylar önce stresini kadınlar üzerinde hissettirmeye başlıyor. Sosyal medya, kadınları bir anda “plaj vücuduna sahip olanlar” ve “olmayanlar” diye ikiye ayırıyor.
İkinci grubu yeren ve bu durumdan kurtulmaları için ürün pazarlayan paylaşımlar (mucizevi selülit kremleri, “5 günde 5 kilo” verdiren kürler, tek seansta incelten egzersizler gibi) hemen dolaşıma giriyor. Arada yaz mevsiminden keyif almak için fit olmanın zorunlu olmadığını savunanlar olsa da sektörün gürültüsü bu grubun sesini bastırıyor.