İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Planlama Ajansı (İPA), İstanbul Barometresi’nin Mayıs 2026 sayısında megakentin çalışma hayatını masaya yatırdı. “Çalışma Hayatında Sınırlar, Esneklik ve ‘İyi İş’ Algısı” başlıklı tematik araştırma, İstanbul’da hayatta kalmaya ve üretmeye çalışan milyonlarca emekçinin maruz kaldığı psikolojik ve fiziksel yükü çarpıcı verilerle ortaya koydu.
Araştırmanın en dikkat çekici yönü, parlatılarak sunulan "esnek çalışma" modellerinin işçinin sırtında yeni bir kırbaca dönüştüğünü kanıtlaması oldu.
İSTANBUL MESAİSİ STRES VE TÜKENMİŞLİK DEMEK

Megakentte çalışan nüfusun ruh sağlığı, ağır çalışma koşulları ve ekonomik krizin baskısı altında can çekişiyor:
Yoğun Stres: Katılımcıların %40,5'i iş kaynaklı olarak her gün "yoğun stres" yaşadığını belirtirken, stressiz bir çalışma hayatı olduğunu söyleyenlerin oranı %38,5'te kaldı.
Tükenmişlik Sendromu: Her üç İstanbulludan biri, yani çalışanların %35,2'si kendini tamamen "tükenmiş" hissediyor.
Ekonomik zorlukların üzerine binen bu psikolojik yıpranma, iş gücünün verimliliğini de doğrudan tehdit ediyor.
"7/24 ULAŞILABİLİRLİK BASKISI"

Son yıllarda modern çalışma modeli olarak pazarlanan "esnek çalışma" kavramı, İstanbul iş gücü için ciddi bir belirsizlik kaynağı haline geldi. Katılımcıların %48,7'si bu durumu "özgürlük" olarak nitelendirse de, madalyonun diğer yüzü oldukça karanlık:
Çalışanların %35,2'si esnek çalışmayı "belirsizlik ve plansızlık" olarak tanımlıyor.
%16,1'lik kesim ise bu sistemi "sürekli ulaşılabilirlik baskısı ve bitmek bilmez işler" olarak görüyor. Yani mesai saati kavramı ortadan kalkıyor, evler fabrikaya dönüşüyor.
Öte yandan, İstanbul’da uzaktan veya hibrit çalışma oranının sadece %25,9 olduğu, çalışanların %74,1'inin ise tüm gün ofis veya işyerinde bulunarak fiziki mesai harcadığı ölçüldü. Kentteki iş gücünün %49,6'sının fiziksel/bedensel emek ağırlıklı işlerde çalışması da bu tablonun temel nedenini oluşturuyor.