Ana içeriğe geç

Bayram Balcı: Altındağ'dan Belçika'ya uzanan bir şiirin ardından

Bayram Balcı'nın şiiri, tarihin yalnızca devletlerin ve iktidarların hikâyesi olmadığını hatırlatıyor. Tarih aynı zamanda annesini arayan çocukların, mektup bekleyen mahpusların, yaralı gazetecilerin ve sevmekten vazgeçmeyen insanların hikâyesidir.

Bayram Balcı: Altındağ'dan Belçika'ya uzanan bir şiirin ardından
Evrensel
16

Bazı şairler yaşadıkları hayatı şiire dönüştürür. Bazıları ise şiirin kendisine dönüşür. Bayram Balcı, ikinci türdendi.

Belçika'da, yedi yıldır sürdürdüğü kanser tedavisinin ardından yaşamını yitiren Balcı'yı, bir gazeteciyi, bir şairi; Türkiye'nin yakın tarihinin acılarını, sürgünlerini, direnişlerini ve aşklarını omuzlarında taşıyan bir tanığı uğurluyoruz.

Şubat 1963'te Ankara'da doğan, çocukluğunu Altındağ'da geçiren Bayram Balcı'nın şiiri de gazeteciliği de aynı kaynaktan beslendi: Hayatın en sert yüzüne yakından bakma cesaretinden.

Öğrenimini 12 Eylül'ün karanlığında yarım bıraktı. 1990'ların başında Urfa'da tanık olduğu infazlar onu gazeteciliğe yöneltti. Arkadaşları öldürüldü, gazeteleri kapatıldı, hakkında davalar açıldı. Mardin'de silahlı saldırıya uğradı; yıllar sonra bunu "Ben tesadüfen hayatta kaldım" diye anlatacaktı.

Ama onun şiirlerine bakınca, bu ağır hayatın yalnızca öfkeye dönüşmediğini görürüz.

Bayram Balcı'nın şiirlerinde kuşlar vardır. Sürekli uçup giden, kaybolan, geri dönmeyen kuşlar. Çünkü onun şiiri biraz da kayıpların şiiridir.

"Göçmen kuşlar mı çaldı seni anne

iyi ama kuşları kim..."

"Kuşları Kim Çaldı" şiirindeki bu eksik bırakılmış soru, aslında bütün şiirinin özeti gibidir. Balcı, kesin cevapların değil, yarım kalmış hayatların şairidir.

Onun şiir evreninde Altındağ da vardır. Ama bir semt olarak değil; yoksulluğun, dayanışmanın ve politik hafızanın adı olarak.

"Gece vakitsiz gelen bir ölüm haberidir Altındağ

Necdet bu sabaha karşı idam edildi..."

"Altındağlı Yoldaşa" şiirinde yalnızca bir arkadaşın yasını tutmaz. 12 Eylül sonrasında yarım bırakılmış bir kuşağın hikâyesini anlatır. Politik şiirin sloganla boğulduğu zamanlarda Balcı, tarihi insan yüzüne indirgemeyi başarır.

Aşk şiirleri bile aynı yaradan beslenir.

"Ansızın Haziranımsın" yalnızca bir sevda şiiri değildir. Hapishane mektuplarının, özlemin, bekleyişin ve özgürlük düşlerinin şiiridir.

"Saçlarınla ansızın haziranımsın..."

Bu dizeyi okurken insan, Balcı'nın şiirinde haziranın bir mevsim değil, umut olduğunu hisseder.

Şiirinin dili gösterişli değildir. Büyük teorilere, karmaşık metaforlara yaslanmaz. Onun dünyasında bir karanfil, bir anne sesi, bir göçmen kuş ya da bir işçi vardiyası dönüşü bütün bir hayatı anlatmaya yeter.

Belki de bu yüzden şiirleri bugün daha da kıymetli görünüyor. Çünkü Bayram Balcı'nın şiiri bize, tarihin yalnızca devletlerin ve iktidarların hikâyesi olmadığını hatırlatıyor. Tarih aynı zamanda annesini arayan çocukların, mektup bekleyen mahpusların, yaralı gazetecilerin ve sevmekten vazgeçmeyen insanların hikâyesidir.

Geride şiir kitapları, onlarca yıl süren gazetecilik mücadelesi ve dünyanın farklı ülkelerinden şairlerin yer aldığı Dünya Şiiri Antolojisi'ne kadar ulaşan bir şiir serüveni bıraktı.

Ama belki en çok da şunu bıraktı:

Kuşları çalınmış bir dünyanın içinde, hâlâ şiire inanma cesaretini.

Şimdi Bayram Balcı'nın ardından bakarken, onun kendi dizeleri kulağımızda kalıyor:

"Şimdi sensiz söylüyoruz türkülerimizi

ve biliyoruz

yokluğun yakacak bir gün

eylülün sararmış yorgun yüzünü..."

Ve biliyoruz ki bazı şairler ölmez.

Yalnızca bir kuşun kanadına, bir haziran akşamına, bir şiirin içine çekilirler. Bayram Balcı da artık orada. Altındağ'ın gecesinde, özgür basının hafızasında ve şiirin uzun yürüyüşünde.

Kaynağa Git

İlgili Haberler