Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) 103 yıllık tarihinde yaşanan bölünmeler; ideolojik ayrışmalar, liderlik mücadeleleri ve toplumu dönüştürme konusundaki farklı yaklaşımlardan kaynaklanıyor.
Tarih boyunca Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'ndan Demokrat Parti'ye, Güven Partisi'nden Demokratik Sol Parti'ye (DSP) uzanan kopuşlar siyasal yapıyı derinden etkiledi.
CHP son kez 24 Temmuz'da bölündü. 21 Mayıs'taki mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeniden CHP genel başkanlığına getirilmesinden yaklaşık iki ay sonra, Özgür Özel kendisi dahil 91 milletvekiliyle birlikte Yeni Parti'yi kurdu.
Mustafa Kemal Atatürk tarafından 9 Eylül 1923'te "Halk Fırkası" adıyla kurulan CHP'nin içinden pek çok başka parti doğdu.
BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih Bölümü'nden Prof. Dr. Hakkı Uyar'a göre CHP'nin tarihindeki çatışmaların ve bölünmelerin üç ana nedeni var:
"Birincisi ideolojik farklılaşma, ikincisi iktidarda kim söz sahibi olacak meselesi, üçüncü nokta da toplumu dönüştürme konusunda farklı eğilimlerin ortaya çıkması."
CHP'nin tarihindeki bölünmeleri ve bunların nedenlerini inceledik.
Cumhuriyetin ilk yılları
1923-1946 yılları arasındaki tek partili döneminde iki muhalafet denemesi oldu: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası. İki parti de CHP'den ayrılanlar tarafından kuruldu.
Sabancı Üniversitesi'nden Doç. Dr. Berk Esen BBC Türkçe'ye, Cumhuriyet kurulduğunda Meclis'te CHP dışında bir parti olmadığı için daha sonra kurulacak birçok partinin de CHP çatısından çıkmasının şaşırtıcı olmadığını söylüyor.
29 Ekim 2023'te Cumhuriyet'in kurulmasından sonra yaklaşık bir yıl sonra 17 Kasım 1924'te, Atatürk ile birlikte Milli Mücadele'yi yürütenlerden Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ve Adnan Advar Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kurdu.
Böylece Türkiye'nin ilk muhalefet partisi de kurulmuş oldu.
Berk Esen, partinin kurucuları için, "Cumhuriyet devrimlerinin çok hızlı yapıldığı ve yönetimin tek adam yönetimine evrildiği eleştirilerini yaparak Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrıldılar" diyor.
Prof. Dr. Hakkı Uyar da bu görüşe katılıyor:
"Köklü değişiklikler yapılmış, laiklik yolunda adımlar atılıyor, halefelik kaldırılmış ve çok sert radikal yöntemler kullanılmış. İstiklal mahkemeleri devreye girmiş.
"Dolayısıyla parti içerisindeki daha muhafazakar kanat bu köklü değişikliklere muhalif ve daha liberal ve özgürlükçü bir Cumhuriyet hayal ediyorlar. Muhafazakar bir çizgide."
Ancak kopuşa bir neden daha sayıyor, o da iktidar mücadelesi.
CHP'nin kuruluşunu 4 Eylül 1919'daki Sivas Kongresi'ne kadar götüren Hakkı Uyar ise, ilk bölünmenin 1921'de yaşandığını söylüyor:
"Sivas Kongresi'nde direniş odaklı bütün yapılar Müdafai Hukuk Cemiyetleri çatısında örgütlendi. 1921 yılında, parti CHP adını almadan, Meclis'te Birinci Grup ve İkinci Grup adıyla iki yapı ortaya çıktı.
"Birinci Grup radikal köklü değişikliklerden yana olan Mustafa Kemal'in liderlik ettiği bir kanat. Diğer kanat ise daha muhafazakar, evrimci bir çizgiye mensup olarak tanımlayabileceğimiz Hüseyin Avni Ulaş gibi isimlerin öncülük ettiği grup. Bunun ilk bölünme olduğunu söyleyebiliriz."
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Şeyh Sait İsyanı ile ilişkilendirilmesi ve dinî inançların politikaya alet edildiği gerekçesiyle Bakanlar Kurulu kararıyla 5 Haziran 1925 tarihinde kapatıldı.
Serbest Cumhuriyet Fırkası ise 12 Ağustos 1930 tarihinde Ali Fethi Okyar tarafından Mustafa Kemal Atatürk'ün isteğiyle kuruldu ve Türkiye'nin ikinci resmi muhalefet partisi oldu.
Bu parti de ekonomik kriz ve rejime yönelik muhalefetin odak noktası haline gelmesi nedeniyle aynı yılın Kasım ayında feshedildi.
Uyar, "Serbest Cumhuriyet Fırkası, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'ndan farklı olarak - onlar doğal bir muhalefet hareketiydi - güdümlü bir parti olarak ortaya çıktı. O, Atatürk'ün isteğiyle 1929 ekonomik krizi sonrası, Fethi Okyar'a kurdurulan bir parti. Bu haliyle batılı bir muhalefet partisi değil şüphesiz" diyor.
Demokrat Parti dönemi
Türkiye tarihinde önemli bir dönüm noktası olan Demokrat Parti (DP), 7 Ocak 1946 tarihinde CHP'den ayrılan Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü tarafından kuruldu.
Bu olay, çok partili siyasi hayata geçiş sürecinde büyük bir adım oldu.
21 Temmuz 1946'da yapılan ilk çok partili genel seçim, "açık oy-gizli tasnif" yöntemi ve iktidar baskısı iddiaları nedeniyle tartışma yarattı. Seçimi kazanan CHP dört yıl daha iktidarda kaldı.
14 Mayıs 1950'de bu kez "gizli oy-açık tasnif" sistemiyle yapılan seçimlerle Türkiye'de iktidar barışçıl yolla el değiştirdi. Seçimleri yüzde 53 oyla kazanan DP iktidara geldi.
DP'nin 10 yıllık iktidarı, 27 Mayıs 1960'da askeri darbe ile son buldu ve ordu yönetime el koydu.
Ortanın solu politikası
CHP 1961-1965 döneminde bu kez koalisyon hükümetlerinin büyük ortağpı olarak iktidardaydı, başbakan da partinin lideri İsmet İnönü'ydü.
10 Ekim 1965'te yapılan genel seçimde, kendisini "DP'nin mirasçısı" olarak konumlandıran Süleyman Demirel'in liderliğindeki Adalet Partisi (AP) yüzde 53 oyla iktidara geldi. AP dönemi 12 Mart 1971'deki muhtıraya kadar devam edecekti.
CHP ise özellikle 1965 seçimlerindeki yenilgisi sonrası kendisini daha sol çizgide konumlandırmaya başladı.
Doç. Dr. Esen 1960'lar ve 70'leri, "Cumhuriyet Halk Partisi 12 Eylül (1980) öncesi partinin çok sola kaydığını iddia eden bazı siyasetçilerin ayrılması sonucu bölündü ve oradan hep küçük sağ partiler çıktı" diyor.
Esen o dönemi şöyle anlatıyor:
"1966 kongresinde Ortanın Solu Hareketi'nin temsilcileri, Parti Meclisi'nde çoğunluğu ele geçirince, o hareketin sözcüsü Bülent Ecevit, Parti Meclisi tarafından genel sekreter seçildi.
"1967'de Cumhuriyet Halk Partisi'nin çok sola kaydığı eleştirisini yaparak Turan Feyzioğlu liderliğinde bir grup siyasetçi, Güven Partisi'ni kurdu ve parti parlamentoda da temsil edilen bir parti haline geldi.
"Dolayısıyla o dönemin büyük tartışması CHP'nin sola dönüp dönmeyeceği, sola eğer kayacaksa ne oranda sol bir programı benimseyeceğiydi."
Prof. Dr. Hakkı Uyar ise bunun sadece ideolojik bir ayrışma değil aynı zamanda bir iktidar mücadelesi olduğunu söylüyor.
"1965'te İsmet İnönü'nün artık 81 yaşındaydı ve yaşı da bir hayli ilerlediği için yerine kimin geçeceği meselesi parti içerisinde ciddi bir tartışma alanı oldu. Bülent Ecevit, Turan Feyzioğlu, Nihat Erim ve Kemal Satır gibi isimler ortaya çıktı ama en güçlü isim CHP'nin ikinci adamı konumuna gelen Bülent Ecevit oldu" diyor.
Neticede Ecevit'le parti içi iktidar çatışmasına giren Turhan Feyzioğlu'nun CHP'nin "ortanın solundan daha öteye geçtiği iddiasıyla" partiden ayrıldığını aktarıyor.
12 Mart 1971 muhtırası sonrası dönemde de "sol" tartışmaları sürdü.
"Dönemin CHP Genel Başkanı İsmet Paşa, 12 Mart yönetimine karşı daha itidalli ve anlayışlı bir tutum sergilenmesi gerektiğini düşünüyordu" diyen Doç. Dr. Berk Esen, dönemin genel sekreteri Bülent Ecevit'in ise İnönü'den farklı düşünmesinin partiyi bir diğer bölünmeye götürdüğünü anlatıyor:
"Ecevit, 12 Mart Muhtırası'nın aslında solun yükselişine karşı verildiğini ve dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi'ni, Ortanın Solu Hareketi'ni hedef aldığını söyleyerek, genel sekreterlik görevinden istifa etti.
"Ama Parti Meclisi Ecevit'e yakın olan isimler tarafından kontrol edildiği için parti adeta bölünmüş oldu. Yani parti politikaları biraz belirsiz bir noktaya savruldu. İsmet Paşa bir pozisyon alıyordu, Parti Meclisi başka bir pozisyon. Artık bu devam edilemeyecek bir noktaya gelince İsmet İnönü olağanüstü kongre çağrısı yaptı ve o kongrede Parti Meclisi'ne güven oyu verilmemesi çağrısında bulundu.
"Kongre'deki delegelerin çoğunluğu Parti Meclisi'ni destekleyince daha sonra İsmet Paşa genel başkanlık koltuğunu bıraktı, yerine Bülent Ecevit genel başkan seçildi."
14 Mayıs 1972'de Bülent Ecevit'în CHP Genel Başkanı seçilmesi sonucu o dönem parti içinde Ecevit'in muhalifi olan ve 'Göbekçiler' olarak adlandırılan ekip, Kemal Satır liderliğinde partiden ayrıldılar ve Cumhuriyetçi Parti'yi (CP) kurdular. Cumhuriyetçi Parti akabinde Güven Partisi (GP) ile birleşerek Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) oldu.
CGP, 1970'lerde sağ partilerin CHP'ye karşı kurduğu blokta yer aldı. Süleyman Demirel başbakanlığında kurulan I. Milliyetçi Cephe (1975) ve II. Milliyetçi Cephe (1977) hükümetlerinde koalisyon ortağıydı.
12 Eylül sonrası dönem
12 Eylül 1980 darbesiyle CHP dahil tüm siyasi partiler kapatıldı.
Prof. Dr. Hakkı Uyar, izleyen yıllarda siyasal yaşama kontrollü dönüş sırasında, merkez solda üç siyasal partinin ortaya çıktığını anlatıyor.
"Bu aslında merkez soldaki çatışmayı ve parçalanmayı da temsil ediyor" diyor.
Bu partiler, Necdet Calp'ın liderliğindeki Halkçı Parti (HP), Erdal İnönü'nün liderliğindeki Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) ve Bülent Ecevit'in eşi Rahşan Ecevit'in liderliğindeki Demokratik Sol Parti (DSP) idi.
Askeri yönetim 6 Kasım 1983'te yapılan genel seçimlere Anavatan Partisi (ANAP) ve Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) dışında sol partilerden sadece HP'nin katılmasına izin verdi. Seçimleri yüzde 43 oyla kazanan Turgut Özal'ın liderliğindeki ANAP iktidara geldi.
1985 HP ile SODEP birleşti, SHP kuruldu.
1983'te HP, 1987'de ise SHP genel seçimde ikinci parti olmuşlardı. DSP ise katıldığı ilk seçimde yüzde 10'luk barajı aşamadı.
Türkiye'de 12 Eylül darbesinden sonra eski liderlere getirilen siyasi yasaklar, 1987'de yapılan anayasa değişikliği referandumu sonrası kaldırıldı.
Halk oylaması sonucu Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş gibi eski siyasetçilere yeniden siyaset yapma hakkı verildi.
Askeri darbeyle kapatılan CHP, yasal engellerin kalkmasıyla birlikte 9 Eylül 1992 tarihinde resmen yeniden açıldı ve partinin yeni dönemdeki ilk genel başkanı Deniz Baykal oldu.
Böylece soldaki parti sayısının yeniden üçe çıktığını hatırlatan Uyar, merkez sağdaki bölünmüşlüğün yanı sıra merkez soldaki bu bölünmüşlüğün de ileriki yıllarda siyaseti nasıl şekillendirdiğini şu sözlerle açıklıyor:
"Bu, 1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi'nin başarı kazanmasına ve Melih Gökçek'ten Tayyip Erdoğan'a kadar geçen liderlerin çok az farkla yerel seçimleri kazanmasına yol açtı ve bugünkü siyasal yapının oluşumunu merkez sağdaki ve merkez soldaki parçalanmışlık büyük ölçüde belirledi."
2000'ler ve sonrası
3 Kasım 2002'de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) yüzde 34 oyla seçimleri kazandı ve o günden bugüne iktidarda.
CHP ise 2002-2007 döneminde Meclis'teki tek muhalefet partisiydi.
Deniz Baykal, 2010 yılında seks kasedi olduğu iddia edilen gizli kamera görüntülerinin yayımlanmasının ardından istifa etti.
Aynı yıl yapılan CHP'nin 33. Olağan Kurultayı'na tek aday olarak giren Kemal Kılıçdaroğlu, partinin yeni genel başkanı seçildi.
CHP'den ayrılanlardan Emine Ülker Tarhan 14 Kasım 2014'te Anadolu Partisi'ni, 17 Mayıs 2021'de de Muharrem İnce Memleket Partisi'ni kurdu.
Mustafa Sarıgül de önce CHP'den, ardından DSP'den istifa ederek 2020'de Türkiye Değişim Partisi'ni kurdu.
Berk Esen, 12 Eylül sonrası CHP'nin içinden çok fazla kopuşun olmasını, "12 Eylül sonrasında geçen siyasi partiler yasasının genel başkanı ve genel merkeze büyük yetki vermesi nedeniyle parti içi muhalefetin zorlaşmasına" bağlıyor.
Esen, "Parti içinde bir demokratik mücadele yürütme imkanı kalmayınca genel başkanlık hedefi olan isimler partiden ayrılıp yeni bir parti kuruyorlar ve yeni partiyle sandıkta başarı kazanıp, CHP'nin önünü kesmeye çalışıyorlar" diyor.
Hakkı Uyar, Türkiye siyasetinde hem sağda hem de solda ana gövde partiden kopup başarılı olamayan partilerin çok olduğunu söyleyerek, ülkeyi "siyasal partiler mezarlığı"na benzetiyor. İnce, Tarhan ve Sarıgül'ün partilerinin "başarısız" olduğunu belirterek, üç ismin CHP'ye geri döndüklerini hatırlatıyor.
Uyar, Sarıgül'ün kopuşunu, "Baykal'ın parti içerisindeki muhaliflerine hoşgörü göstermemesine" ve iki isim arasındaki "liderlik yarışı"na bağlıyor. İnce ve Tarhan'ın partiden kopuşunun ise "ideolojik" olduğunu söylüyor:
"CHP 2010'dan sonra, yani Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığında 'yeni CHP' diye tanımladığımız, kurucu köklerinden biraz uzaklaşan, daha farklı bir siyaset yapma tarzına yöneldi.
"Örneğin Sezgin Tanrıkulu gibi, Mehmet Bekaroğlu gibi isimler klasik CHP'nin yani içerisinde yer alamayacak isimler ama yer aldılar ya da 2014'te cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu gibi isimler cumhurbaşkanı adayı oldu. Klasik CHP'nin Ekmelettin İhsanoğlu'nu aday göstermesi mümkün değildi.
"Muharrem İnce'nin ve Emine Ülker Tarhan'ın kopuşlarının arkasında bu ideolojik farklılaşma ve kurucu gelenekten uzaklaşma belirleyici unsur oldu."
'Mutlak butlan CHP için de Türkiye için de bir ilk'
Prof. Dr. Uyar, CHP genel başkanlığına mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu'nun getirilmesini parti ve Türkiye siyaseti için "bir ilk" şeklinde nitelendiriyor:
"Bugüne kadar CHP tarihindeki bütün çatışmalar parti içerisinde yaşandı, parti içi mekanizmalar devreye girdi. Bu süreç yargıya yansımadı. (Son gelişmeler) 100 küsur yıllık CHP tarihi içerisinde ve Türkiye siyaseti açısından bir ilk teşkil ediyor."
Doç. Dr. Esen de Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin yeniden başına geçmesi için şu yorumu yapıyor:
"Son kertede eğer CHP hızlı bir şekilde kurultaya gidebilecek olsaydı, bu kadar il başkanı ve milletvekili ihraç edilmemiş olsaydı, belki de parti içinde kalarak bir mücadele imkanı olurdu. O olmadığı için yine aynı şekilde bugün yeni bir partinin kurulduğunu görüyoruz."
CHP, 31 Mart 2024'te yapılan yerel seçimlerde, Özgür Özel'in liderliğinde, 1977'deki genel seçimden bu yana ilk kez Türkiye'de birinci parti olmuştu.
Son bölünme sonrası Özel'in genel başkan seçildiği Yeni Parti ile CHP'nin ilk seçimde gösterecekleri performans merakla bekleniyor.