İngiltere'nin yeni Başbakanı Andy Burnham'ın göreve geldikten sonra verdiği ilk röportajda, kendisini öven ABD Başkanı Donald Trump ile gerekirse karşı karşıya geleceğini ileri sürdü.
İngiltere'nin yeni Başbakanı Andy Burnham, göreve geldikten sonra verdiği ilk röportajda, Londra’nın stratejik önceliklerini ve Washington ile ilişkilerin geleceğini değerlendirdi.
BBC’den Laura Kuenssberg’e konuşan Burnham, "her şeyden önce İngiltere’nin ulusal çıkarlarını" savunacağını belirterek, doğru olan buysa ABD Başkanı Donald Trump ile kamuoyu önünde fikir ayrılığına düşmeye ve onu eleştirmeye hazır olduğunu ileri sürdü.
"ULUSAL ÇIKARLAR HER ŞEYDEN ÖNCE GELİR"
Başbakan Burnham, Trump ile gerçekleştirdiği ilk görüşmenin oldukça sıcak geçtiğini ifade etse de ABD Başkanına koşulsuz bir güven beyan etmekten kaçındı. Olayları geliştikçe kendi koşulları içinde değerlendireceklerini belirten Burnham, şu ifadeleri kullandı:
"Hiçbir zaman Donald Trump’tan farklı bir görüşe sahip olmayacağımı ya da İngiltere için doğru olan farklı bir fikri dile getirmem gerekeceğini söyleyemem. Her şeyden önce kendi ulusal çıkarınızı savunmalısınız. Bu görevi düzgün bir şekilde yapmak istiyorsanız yapmanız gereken budur. Gerekirse Trump'ı da karşıma alırım"
Röportajda erken genel seçim çağrısı yapma olasılığını kesin bir dille reddeden Burnham, İngiltere’yi yeniden işler hale getirmeye odaklanacağını söyledi. Hükümetinin ilk icraatları kapsamında hane halkı elektrik faturalarındaki KDV’nin kaldırılması, Londra dışındaki otobüs bilet ücret tavanının 2 sterline düşürülmesi ve işletmelere vergi indirimi gibi adımlar atıldı.
TRUMP'TAN KUZEY DENİZİ HAMLESİNE AÇIK DESTEK
ABD Başkanı Donald Trump ise İngiltere’deki yönetim değişimine ve Burnham’ın enerji politikalarındaki makas değişimine olumlu cevap vermişti. Burnham’ın seçim vaatlerinin dışına çıkarak Kuzey Denizi’ndeki petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerini tam kapasiteyle işletme kararını öven Trump, bu hamlenin İngiltere’yi "dünyanın en zengin ülkelerinden birine" dönüştüreceğini savunmuştu.
İskoçya açıklarındaki Rosebank petrol sahası ile Jackdaw doğal gaz sahasındaki sondaj çalışmalarının önünü açan bu kararı değerlendiren Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları dile getirmişti:
"Yeni lider Andy Burnham, paha biçilmez Kuzey Denizi petrolünü sonuna kadar açacağını ilan etti. Burası dünyadaki en kaliteli petrol kaynaklarından biri. Yüzlerce yıllık rezervi kalmıştır ve Birleşik Krallık’ı yoksullukla boğuşan bir felaketten dünyanın en zengin ülkelerinden birine dönüştürecek! İngiltere, Norveç’e her yıl milyarlarca dolar ödeyerek Kuzey Denizi’nin daha az değerli bir bölgesinden çıkarılan petrolü satın alıyor, şaka gibi bir durum! Birleşik Krallık’ta böylesine büyük bir potansiyel var, ancak her şey Kuzey Denizi petrolünü açmakla başlıyor."
İşçi Partili 322 milletvekilinin desteğini alan Andy Burnham rakipsiz biçimde parti liderliğine seçilerek 20 Temmuz’da başbakanlık görevini üstlendi. Keir Starmer’ın istifasının ardından son 10 yılda ülkenin yedinci başbakanı olan Burnham, iç politikada "Manchesterizm" olarak bilinen radikal yetki devri hamlelerine odaklanırken, dış politikada ise Transatlantik ve NATO hattında şimdiden büyük yankı uyandırdı.
İç politikada konut, su, enerji ve ulaşım alanlarında merkezi yönetimin kontrolünü bölgelere devretmeyi hedefleyen "iş dünyası dostu sosyalizm" modelini savunan Burnham, dış politikada ise güçlü bir kurumsal devamlılık işareti veriyor. İngiliz savunma bürokrasisinin kilit ismi ve Starmer'ın ulusal güvenlik danışmanı Jonathan Powell’ın yeni dönemde de görevini sürdürecek olması, Londra'nın küresel güvenlik mimarisindeki taahhütlerine bağlı kalacağını teyit ediyor. Burnham; Birleşik Krallık'ın NATO üyeliği, nükleer caydırıcılık unsurları ve Ukrayna'ya yönelik kesintisiz destek konularında kararlı bir duruş sergiliyor.
Yeni Londra hükümetinin en radikal diplomatik makas değişimi ise Ortadoğu başlığında yaşanacak. İşçi Partisi’nin geçmiş dönemdeki Ortadoğu tutumu nedeniyle kamuoyu önünde açıkça özür dileyen Burnham, Birleşik Krallık’ın ateşkes çağrısı yapmakta çok yavaş kaldığını ifade etti. Burnham liderliğindeki yeni kabinenin, yasa dışı yerleşim birimlerinde faaliyet gösteren İsrailli kişi ve kurumlara yönelik yaptırımları devreye alması, söz konusu bölgelerle ticareti yasaklaması ve İsrail’e yönelik silah sevkiyatlarını askeri ve hukuki incelemeye tabi tutması bekleniyor. Savaş suçlarına dair kanıtların arttığını söyleyen Burnham, Gazze'deki duruma dair nihai kararı ise uluslararası mahkemelerin vermesi gerektiği çizgisini koruyor.
Burnham döneminin Türkiye ile ilişkiler boyutu, özellikle savunma ortaklığı çerçevesinde büyük bir ivme potansiyeli barındırıyor. Starmer hükümetinin görevden ayrılmasından hemen önce Ankara'daki NATO Zirvesi'nde imzalanan yeni güvenlik ve savunma ortaklığı anlaşması, ilişkilerin zeminini sağlamlaştırmış durumda.
Burnham’ın İngiltere içindeki askeri teçhizat üretimini artırmayı ve savunma harcamalarını yerel sanayi politikalarıyla birleştirmeyi öngören vizyonu, Ankara ile yürütülen ortak projelerde kritik pencereler açabilir. Özellikle Türk Hava Kuvvetleri'nin modernizasyon süreçleri kapsamında yakından takip edilen Eurofighter Typhoon programı ve geleceğe yönelik havacılık-savunma sanayisi işbirlikleri, iki NATO müttefikinin yeni dönemde de savunma sanayisi odaklı stratejik ortaklığı derinleştirerek sürdüreceğine işaret etmekte.
Ayrıca Londra’nın Avrupa güvenliği ve düzensiz göçle mücadele başlıklarında Avrupa Birliği ile kurmayı hedeflediği daha yakın koordinasyon, bölgesel kriz yönetiminde Ankara ile yürütülen diplomatik temasların ağırlığını artırması yönünde beklenti oluşturuyor.