İstanbul’da yaşayan Hatice Kübra Gümüşel’in küçük yaşta evlendirildiği iddiasıyla, olayın üzerinden 6 yıl, iddia edilen tarihden ise 15 yıl sonra açılan davada yargı süreci devam ediyor. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 20. Ceza Dairesi’ne taşınan dosyada, Gümüşel’in tutuklu eski eşi Kadir İstekli’ye 37 yıl, hayatını Kur’an öğretmeye vakfetmiş baba Yusuf Ziya Gümüşel hocaya ise 19 yıl 9 ay hapis cezası verilince dosya Yargıtay’a taşınmıştı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, kararı 9 Nisan 2026’da bozdu. Yüksek Mahkeme, bozma gerekçesi olarak davanın seyrini etkileyecek ihlalleri tek tek sıraladı. İslam’a ve ümmete saldırı vasıtasına dönüşen Hatice Kübra Gümüşel davasında Yargıtay’ın davayı çökertecek 9 ayrı gerekçe ve oy birliğiyle verdiği bozma kararına rağmen, İstinaf Mahkemesi, eski kararında direndi.
Akit’e konuşan ve dosyanın baştan itibaren siyasi bir dosya olduğunu belirten Yusuf Ziya Gümüşel Hoca’nın Avukatı Mehmet Okatan, “Biz yargılama sırasında hem yerel mahkeme yargılamasında hem istinaf yargılamasında birçok tevsii tahkikat taleplerinde bulunmuştuk. Fakat mahkeme delillerimizin toplanması taleplerimizin hepsini reddetti ve müvekkile ağır cezalar verdiler. Dosya, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne gitti. Biz Ankara’da hukukçuların olduğunu biliyoruz. Yargıtay 9. Ceza Dairesi dosyayı 9 ayrı gerekçe ile bozdu. Bir dosyanın 9 ayrı gerekçe ile bozulması, istinaf mahkemesi hakimleri için aslında utanç vesilesidir. Hani dosyada bir şey görmemişsindir, iki şey görmemişsindir, üç şey görmemişsindir, bozulabilir. Ama 9 yerden bozulması, ‘sen hukuku bilmiyorsun’ anlamında gelir” dedi.
BAŞTAN İTİBAREN BU DAVADA ÇEŞİTLİ SAKATLIKLAR VARDI
-Sayın Okatan, Yusuf Ziya Gümüşel Hoca’nın davasında yaşanan gelişmeleri bize anlatır mısınız?
Öncelikle yerel mahkemede müvekkile hapis cezası verildi. İlk baştan itibaren bu davada çeşitli sakatlıklar vardı. Müvekkil ilk soruşturma 2020’de açıldığında ifadesi alındı ve serbest bırakıldı. Daha sonra basına yansıdı bu olay. Basına yansıdıktan sonra tensip hazırlandı. Bu müvekkiller yine tutuklanmadı ve 5 ay sonrasına duruşma günü verildi. Onun akabinde yine basın ve çeşitli siyasi gruplar baskı uyguladı. Duruşma günü erkene alındı, fakat müvekkil yine tutuklanmadı. Ondan sonra çeşitli kesimlerce Adalet Bakanlığı’na yürüyüş yapıldı ve müvekkil tutuklandı.
-Çeşitli kesimlerin oluşturduğu baskılar etkili mi oldu tutuklamada?
Evet, ilk baştan itibaren bu dosya siyasi bir dosyaydı. Biz yargılama sırasında hem yerel mahkeme yargılamasında hem istinaf yargılamasında birçok tevzi tahkikat taleplerinde bulunmuştuk. Fakat mahkemeler bu tevsii tahkikat taleplerinin hepsini reddettiler ve müvekkile ağır cezalar verdiler.
YARGITAY DOSYAYI 9 AYRI YERİNDEN BOZDU
-Yargıtay aşamasında neler oldu?
Dosya, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne gitti. Yargıtay’daki insanlar belli bir tecrübeyi elde etmiş insanlar. Yargıtay’a gittiğinde Yargıtay 9. Ceza Dairesi dosyayı 9 maddeden bozdu. Yani 9 ayrı yerinden bozuldu. Bir dosyanın 9 ayrı yerinden bozulması, o kararı veren yerel mahkeme ve istinaf mahkemesi hakimleri için ağır bir uyarıdır. Normalde Türkiye’de olması gereken şudur. Yargıtay’ın bozma kararına uyulur. Uyulduktan sonra da orada ne eksiklikler varsa o eksiklikler giderilir. Giderildikten sonra da yeniden bir karar verilir. Yeniden karar verilen eski kararın aynısı olduğu gibi bambaşka bir karar da verilebilir. Beraat kararı da verilebilir. Biz bunu beklerken istinaf mahkemesi Yargıtay’ın kararına direndi. Yani bu ne demektir biliyor musunuz? Ben 20 yılın üstünde bir hukukçuyum, benim ömrü hayatımda bir tane ne kendimin davasında ne de arkadaşlarımın davasında “Ya benim dosyam Yargıtay’dan bozuldu, istinaf da eski kararında direndi” veya “yerel mahkeme eski kararında direndi” denilen bir tane dosya bilmiyorum. Yani milyonda belki 10 milyonda bir olan bir durumdur bu.
DOSYA YARGITAY CEZA GENEL KURULU’NA GİRECEK
-Peki Bu olduktan sonra olması gereken nedir?
Artık dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na girecektir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da tüm Yargıtay ceza dairelerinin üyelerinden oluşan bir kuruldur. Ve o dosyaya bakacak. Dosyaya baktıktan sonra iki şey söyleyebilir. Birincisi “direnme kararı doğrudur” deyip kararı onaylarsa artık kesinleşir. Veya der ki “Yargıtay’ın bozma kararı doğrudur, yerel mahkemenin kararı yanlıştır der. O zaman da dosya tekrar istinaf mahkemesine, bir anlamda yerel mahkemeye gelir. Bozma kararı doğrultusunda işlerini öyle yapar.
YARGITAY KYOK’UN KALDIRILMASINI İSTEDİ
-Yargıtay bozma kararını hangi hususlarda verdi?
Şimdi KYOK denilen bir durum var. Yani kovuşturmaya yer olmadığına dair karar. Daha önce bu dosyayla alakalı 2012 tarihinde yine bir dosya açılıyor. Bu suçlamalarla alakalı. Ve o zaman bir soruşturma yapılıyor. Soruşturmada KYOK kararı veriliyor. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veriliyor. Yargıtay diyor ki “Bir KYOK kararı var. Sen bu KYOK kararını usulüne uygun bir şekilde kaldırman lazım. Yani suçu ceza mahkemesinde kaldırman lazım. Ondan sonra yargılamaya başlaman lazım. Sen bunların hiçbirisini yapmamışsın. Yargılama yapamazsın” diyor. “Yargılama ile alakalı ne usule ne esasa dair hiçbir işlem yapamazsın. Sen bunu yapmışsın” “Yanlışın neresinden dönersen kardır” mantığıyla “Sen git diyor önce bir KYOK kararını kaldır” diyor. “Daha sonra yargılamayı yap” Mahkemenin yapması gereken tekrar dosyayı başsavcılığa göndermek. Orada bunun kaldırılması beklenebilir. Veya kaldırılmayabilir de. Kaldırılması ondan sonra.
YARGITAY “BÖYLE BİR ŞEY OLAMAZ” DİYOR, MAHKEME DİNLEMİYOR
-Peki istinaf mahkemesi buna ne cevap verdi?
İstinaf mahkemesi, “Ben şu anda eski KYOK kararından önceki dönemi, yani 2012’nin öncekilerini yargılamıyorum. 2012 ile 2012 buçuk yargılıyorum” diyor yani. Orada bir 6 ay var diyor da 6 ay değil aslında 3 ay bir süre var. “3 ay sürede de karıkoca hayatı devam ettiğinden dolayı ben orayı yargılıyorum. Oraya göre ceza verdim” diyor. Ama gerekçeli kararının tamamı, o 6 ve 8 yaş dönemine ilişkin iddialara, KYOK kararından önceki iddialara dayanıyor.
MAHKEME YAŞ TESPİTİNİ KABUL ETMİYOR
-Şikâyetçinin yaşının tespiti yapılamadı mı?
Biz şikâyetçinin yaşının daha büyük olduğunu söylüyoruz ya, doğum belgesinin yanlış olduğunu söylüyoruz ya, zaten bununla alakalı ayrı bir yargılama da devam ediyor. Yargıtay mahkemeye diyor ki “Bunu ispat etmenin kolay bir yolu var. 1998’de ve 2000 yılında genel sayım yapılmıştır Türkiye’de. Eski sayımlarda herkes eve tıkılırdı. Memurlar gelir bir form doldururdu. Aileyle ilgili bilgiler arardı. En azından onu getir ona bak o tarihte eğer çocuğun yaşıyla alakalı orada bir şeyler yazıyordur mutlaka. Ona göre yaş tespit edebilirsin” diyor. Aslında çok basit bir uygulama bu. Mahkeme bunu da kabul etmiyor. Bunu kabul etmemesinin sebebi de şu: “Devletin bu tür evraklar tartışmaya açılırsa devletin bir nevi ciddiyeti kalmaz” diyor. Oysa ki Türkiye’de yaş tespit davaları var.
YARGITAY HTS KAYITLARINA BAKIN DİYOR MAHKEME ONU DA YAPMIYOR
-Dosyaya yansıyan bir cenaze olayı var onu anlatır mısınız?
Sonra yine bozma gerekçeleri arasında şikâyetçi, “Teyzemin kızı ölmüştü, annem teyzemin yanına gitti. Ben, babam ve o damat dediğimiz şahıs, Sapanca Arifiye’de evdeydik. Orada işte babamın yönlendirmesiyle zifaf gerçekleşti” şeklindeki iddiasına ilişkin Yargıtay gerçekten bizim daha görmediğimiz bir şey görmüş. “HTS kayıtları diye bir şey var. Baz istasyonlarından, baz sinyallerinden alınan kayıtlar var. O tarih itibariyle Yusuf Ziya Gümüşel’de ve damatta bulunan telefon numaraları tespit et. Hangi yerde baz vermiş? HTS kayıtlarını al, bilirkişiye gönder. Nerede çıktığına bak” diyor. Mahkeme bunu da yapmıyor.
İSTİNAF TOPU YARGITAY CEZA GENEL KURULU’NA ATTI
-İstinaf mahkemesinin direnmesi ne anlama geliyor bu durumda?
Sonuç olarak şunu söyleyeyim, dediğim gibi Yargıtay çok ciddi anlamda ve dosyanın esasını ilgilendiren ve müvekkilin beraatine gidecek delillerin toplanması yönünde bozma yapmış. Bunlar da gerekçelendirilmiş, hepsi de maddi deliller anlamında. Yoruma dayalı deliller de değil. Mahkeme bunların hiç birisine itibar etmedi ve “Ben eski kararımda direniyorum” dedi. Topu tekrar Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na attı.
SAVCILIK SAĞLIK SORUNUNDAN TAHLİYE İSTEDİ MAHKEME TAHLİYE ETMEDİ
-Yusuf Ziya Hoca’nın yaşadığı sağlık sorunlarına ilişkin başvuru yaptınız mı?
Yusuf Ziya Hoca 66 yaşında. 1.85 boyu var ve 50 kiloya düştü. Yani 90-95 kiloluk bir adamken 50 kiloya düştü. Sürekli kalp ve damar, tansiyon hastası. Tansiyondan dolayı cezaevinde bir kere düştü, burnu ve alnı yarıldı. Hastaneye kaldırıldı. Ondan sonra Adli Tıp’a gitti 50 kilo olması nedeniyle. Olumlu raporlar verildi. Savcılık makamı, iddia makamı mütalaasında “Sağlık nedenleriyle şahsın tahliye edilmesi gerekir” dedi. Genellikle iddia makamı bilirsiniz, tutukluluğun devamını savunur. Burada tam tersi oldu. Savcılık, iddia makamı, “Ciddi anlamda sağlık sorunları var, tahliye edin” dedi. Mahkeme tahliye de etmedi. Hem tutukluluğun devamına karar verdi, hem de eski kararına direndi.
TUTUKLULUĞA İTİRAZ ETTİK BEKLİYORUZ
-Davanın gelinen son durumunda ne aşamadasınız?
Şu anda tutukluluğa itiraz ettik. Tutukluluk incelemesi yapılacak. Gerekçeli karar daha yeni geldi. Biz temyiz başvurularımızı yapacağız. Dediğimiz gibi temyiz başvurusu yapınca da dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gidecek.
HERKESİN BİR PLANI VAR, ALLAH’IN DA PLANI VAR
-Yargı sürecinde yaşananlarda çeşitli kesimlerin baskısının etkisi oldu mu sizce?
Bu dava baskılar nedeniyle başından beri siyasi olarak görüldü. KADEM dosyaya karşı taraf oldu. İstanbul 2 No’lu Baro’nun Başkanı Yasin Şamlı karşı tarafta oldu. Bunlar ne amaçlarla yapıldı, biz biliyoruz ama şu anda söylemeyelim. Ama çok siyasi olaylar var tabi. Bir alim ölürse dünya ölür. Bir alimi, İslam ümmeti ve Türkiye’deki İslamcılar bir nevi kendi elleriyle öldürüyorlar. Bu dosyanın siyasi olması nedeniyle cemaatlerin hiç birisi sahip çıkmadı. Birkaç tane gazete sağ olsun Yeni Akit gibi, Yeni Şafak gibi gazeteler ve yine birkaç alim diyebileceğimiz hocalar sahip çıktı. Başkaları duymazlıktan geldi. Bildikleri halde, gördükleri halde üç maymunu oynadılar. Ve sonuçta bu insanı yem ettiler. Ama herkesin bir planı var, herkesin bir tuzağı var. Allah’ın da bir planı, bir tuzağı vardır. Hayat geçicidir. Hepimiz 50 yaşlarındayız. 10 yıl sonra, 20 yıl sonra en kötü ihtimalle dünyada kimse kalmayacak şu anda yaşayanlardan.