Ana içeriğe geç

İnsanlığa karşı suça ‘süresi doldu’ denemez!

Türkiye hukuk tarihinin en uzun süren davalarından biri olan Madımak Katliamı Davasının avukatlarından olan Şenal Sarıhan ile konuştuk: “Sivas’ta adalet sağlansaydı Suruç, Gazi, Ankara Gar katliamları yaşanmazdı.”

İnsanlığa karşı suça ‘süresi doldu’ denemez!
Evrensel
16

Ankara- 2 Temmuz 1993’te yaşanan Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. Türkiye hukuk tarihinin en uzun süren davalarından biri olan Madımak Katliamı Davasının avukatlarından olan Şenal Sarıhan ile konuştuk.

Sivas’ta başlayan, güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya taşınan dava, 2023 yılında “zamanaşımı” gerekçesiyle düşürüldü. “İnsanlığa karşı suç” işlendiği, bu sebeple insanlığa karşı suçlarda zamanaşımının gerekçe gösterilemeyeceğinin ifade edildiği davada 30 yılda çok şeyler yaşandı. Bülent Düvenci adlı sanığın haricinde yargılanan herkesin tahliye olduğu, bazılarının ise sanık sandalyesine hiç oturmadığı davada halen 15 sanık aranıyor. 600’den fazla avukatın müdahil olduğu; aralarında Önder Sav ve Mehdi Bektaş’ın da bulunduğu davada dönemin üç sözcüsünden biri olan Avukat Şenal Sarıhan anlattı: “Sivas’ta adalet sağlansaydı Suruç, Gazi, Ankara Gar katliamları yaşanmazdı.”

‘15 bin eylemci vardı, 200 kişi hakkında soruşturma açtılar’

“Madımak Katliamı Davasını nasıl özetlersiniz?” diye sorduğumuz Av. Sarıhan şöyle dedi: “Madımak Katliamı’ndan 3 farklı dosyadan dava açıldı. Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı, polis raporlarına 15 bin eylemcinin katıldığı bilgisinin yer aldığı katliama dair soruşturmasını 20 gün gibi kısa sürede tamamladı. İlk olarak 22.07.1993’te 78 sanık hakkında Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Sanıklar, 35 kişiyi yangın çıkarmak suretiyle öldürmek; anılan eyleme yardım yolunu kolaylaştırmak ve teşvik etmekle suçlandılar. İkinci dava, 102 sanık hakkında; görevli memura mukavemet ve 2911 sayılı yasaya aykırı davrandıkları için Sivas Adliye Ceza Mahkemesi’nde açıldı. Üçüncü dava ise; 94 sanık hakkında, 3713 Terörle Mücadele Yasası 7/1-2. Maddelerine aykırı davrandıkları savı ile açıldı. Ancak Sivas’ta DGM bulunmaması nedeniyle üçüncü dava Kayseri DGM’de açıldı.”

Davanın avukatları olarak Sivas’ta başlayan davanın mağdurların en çok yaşadığı yer olan Ankara’ya alınmasını talep ettiklerini belirten Sarıhan dava boyunca yaşananları şu şekilde aktardı:

“Dava Ankara’ya alınır alınmaz; Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi ve 19. Asliye Ceza Mahkemesi, eylemlerin sıradan bir adam öldürme ya da toplantı, gösteri yürüyüşü yasasının ihlali olmadığını, doğrudan doğruya Anayasal düzeni değiştirmek olduğunu, laiklik ilkesi ile ilgili görevli mahkemenin kendilerinin değil, DGM olduğu görüşü ile görevsizlik kararı verdiler.

1994’te; 26 sanık hakkında TCK’nin 450/6. maddesi gereğince idam cezası verip, bu cezayı 765 sayılı TCK’nin 65/3 ve 51/1. maddeleri gereğince indirerek 15 yıl ağır hapis cezasına hükmetti. 37 kişi hakkında beraat kararı verildi. 60 sanık ise; 2911 sayılı yasa gereğince üçer yıl hapis cezasına mahkum edildi. Mahkemeye göre eylemin siyasi bir amacı yoktu. Yani mahkemeye göre 35 insan adiyen yani alalade öldürülmüşlerdi! Kısaca verilen bu cezalar sanıklar için ödüldü. Sanıklar bu ceza karşısında mahkeme heyetine ceplerinde ne varsa; bozuk para, çakmak artık her ne ise, fırlattılar, belli ki bekledikleri beraat kararıydı! Sonra Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 1996’da 25 sanık hakkındaki beraat kararını onadı. 14 sanık hakkındaki mahkumiyet kararı beraat olması gerektiği saptaması ile bozdu. Sonra diğer tüm sanıklar hakkındaki eylemin TCK’nin 146/1. maddesi kapsamında Anayasal düzenin tamamını ya da bir kısmının tağyir, tebdil ve ilgası olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Yine mahkeme 28.11.1997 günkü kararı ile 38 sanık hakkında TCK’nin 146/1. maddesi ve 29 sanık hakkında TCK’nin 146/3. maddelerinden hüküm kurdu. 11 sanık hakkında direndi. 14 kişinin beraatine karar verdi. Bu karar da temyiz oldu. Daha sonra YCGK, 24.12.1998 günkü mahkemenin 11 sanıkla ilgili direnme kararını yerinde bulmadı. 146/3’ten ceza almış olan 28 sanık ile beraat eden 14 sanık hakkındaki kararları onadı. İdam cezası alan 31 sanık hakkında ise nüfus kayıtları, cilt numaraları ve mühürlerin okunamadığı kabulü ile kararı bozdu. Karar, diğer 7 sanık hakkında da usulü zorunluluk nedeni ile bozulmuş oldu. Sonuç olarak sanıkların cezaları kesinleşti.”

‘Halen 15 kişi aranıyor’

Peki bugün sanıklardan geride kimler kaldı ve neredeler? Av. Sarıhan, sanık Erçakmak örneği ile anlatmaya başlıyor:

“Erçakmak dönemin Sivas Belediye Meclis Üyesiydi. Ve otel yangınından kurtulmaya çalışan Aziz Nesin’i, itfaiyenin yangın merdiveninde engel olan kişiydi. Misal Erçakmak, sanık sandalyesine hiç oturmadı. Bir dönem Almanya’da bir dönem Fransa’da aranırken; ‘yok’ denildiği Sivas’taki evinden cenazesi çıktı. Gizlice gömüldü.”

Bugün halen 15 kişinin arandığını ifade eden Sarıhan, “9’u hakkında TCK’nin 146/1. maddesinden verilmiş ve kesinleşmiş müebbet hapis cezası bulunuyor. Kararın kesinleşmesi 04.05.2001 tarihli; iç hukukumuza göre ceza zaman aşımına tabi. Hala yakalanıp infaz için getirilebilirler. Diğer üçünün cezası 146/3. maddeden verilmiş. Onlar yönünden yine iç hukukumuza göre zaman aşımı süresi dolmuş bulunuyor. Muhtemelen şimdi Türkiye’ye serbestçe girip çıkıyorlar” diye belirtti.

Sanıkların büyük çoğunluğunun yurtdışına kaçtığını ve bugüne dek Türkiye’ye iade edilmediklerini ifade eden Sarıhan, “TCK’nin 146/1. maddesi gereğince haklarında kesin hüküm bulunan ancak cezası kesinleşmiş ve şu an yurt dışında olan sanık isimleri şöyle: Ömer Demir, Mehmet Yılmaz, Sedat Yıldırım, Etem Ceylan, Alim Özhan, Hayrettin Yeğin, Süleyman Toksun, Harun Kavak, Vahit Kaynar, Murat Kaynar, Murat Sonkur ve Eren Ceylan. Sanıkların iadesi talebiyle Adalet Bakanlığı kanalı ile yapılan tüm başvurular reddedildi. Kırmızı bültenle aranan sanıklardan cezası 04.05.2001’de kesinleşmiş olan ve yurt dışında olduğu bilinen Vahit Kaynar, Polonya’da yakalandı. Adalet Bakanlığı süresi içinde dosyasını tamamlayıp göndermediği gerekçesiyle Polonya makamlarınca serbest bırakıldı. Ancak bu sanık şu anda Almanya’da dönercilik yapmaya devam ediyor” dedi.

‘İlk andan itibaren yeterli bir araştırma ve inceleme yapılmadı’

Madımak Katliamı Davasında adaletin neden sağlanmadığı, gerçeklerin ortaya çıkarılması önündeki engellerin üzerine konuştuğumuz Sarıhan şöyle dedi:

“İçerde olan sanıklardan üç sanık, hastalık ve kocama gibi nedenlerle Cumhurbaşkanı tarafından affedildiler. Hükümlülerin eyleminin insanlığa karşı işlenmiş suç olması ve haklarındaki Adli Tıp raporlarının cezaevinde kalmalarına engel bir durum yaratmıyor olması nedeniyle, işlemin hukuka aykırı olduğunu ifade ederek Danıştay'a başvurduk. Bu başvurularımız henüz sonuçlanmadı. Ayrıca daha vahim olarak, cezaevinde bulunan sanıklardan birinin başvurusu üzerine AYM önce idam, ardından idamın kalkmış olması nedeni ile cezaları ömür boyu hapse dönüşmüş olan sanıkların 30 yıl yatmış olmaları nedeniyle salınmaları gerektiği iddiasını reddetti. Fakat daha sonra sanık avukatının ikinci bir itirazı üzerine içerde bulunan tüm sanıklar geçen yıl itibariyle salıverildiler. Bunlarla ilgili olarak infaz hakimliklerine başvurduk. Ret aldık. Bu dosyalar da şu anda Anayasa Mahkemesinde bekliyor. Fakat sonuç olarak, bir kısmı dava sırasında tahliye olup, yurt dışına kaçarak hiç yakalanmamış olanlar, bir kısmı da bize göre hukuka aykırı bir kararla 30. yılın ardından özgür bırakılmış oldular. Anayasa Mahkemesi başvurularımıza henüz yanıt gelmedi. Muhtemelen şu anda tahliyeden sonra yakalanmış bir sanık dışında tümü serbest kaldı. İnfaz hakimlikleri, bizi taraf görmeyerek, içerde hükümlü olarak kalanlar hakkında bilgi vermediğinden salıverilenlerle ilgili süreçleri, basın bilgilerinden edinerek başvurularımızı yapabildik.

Kısaca Sivas Katliamı Davası, ilk andan başlayarak, yeterli bir araştırma ve inceleme üzerine kurulmadı. Yakalanabilen ve mahkemeye çıkarılan sanıklar, hem pişman değillerdi, hem de korkunç bir saldırganlık içindeydiler. Sanıklar, katliam sırasında attıkları ‘Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak’, ‘Laiklik gidecek şeriat gelecek’ sloganlarını duruşmalarda da yinelediler.”

‘AİHM’den ümitli değilim ama yine de ummak istiyorum’

Davadan sonuç alamayan Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan ve Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen adına haziran ayında AİHM’e başvuruldu. Yakın zamanda kendilerinin de AİHM’e başvuracaklarını ifade eden Sarıhan’a, “Sizce adalet AİHM’de sağlanır mı?” diye sorduk. Sarıhan, “Doğrusu çok ümitli değilim; çünkü AİHM eski özeniyle sürdürmüyor yargılamaları. Umuyorum ki AİHM, sadece bir kısım insanın ceza almış olmasıyla yetinmeyecek ve eylemin insanlığa karşı suç olduğunu kabul ederek ihlal kararı verecektir” dedi.

Ayrıca devletin kendi kusuru sebebiyle tazminat da ödediğini hatırlatan Sarıhan, “Bu, sistemli bir saldırı; daha önce yine Sivas’ta, Maraş’ta özellikle Alevi topluluğuna yönelik olarak katliamlar yaşandı. İnsanların inançları ve düşünceleri sebebiyle uğradıkları bu haksızlık tamamen insanlığa bir suçtur. Sanıklar hiç tanımadıkları kişilere salt kendilerinden farklı düşünüyor ve inanıyor diye saldırdılar. Umuyorum ki AİHM bu konuda, en azından bu noktada olumlu bir karar verecektir” dedi.

‘Sivas’ta adalet sağlansaydı benzer katliamlar yaşanmazdı’

Madımak Katliamına dair dönemin siyasilerinin ve kimi kamu görevlilerinin açık ihmalleri olduğu ifade edilse de yargılanan olmadı. “Sivas’ta adalet sağlansaydı, bugün Türkiye nasıl olurdu?” diye sorduğumuz Sarıhan, “Siyasiler gerçekten hiçbir şekilde sorumluluk almadılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir komisyon kuruldu. Komisyon incelemeler yaptı. Fakat o raporu okuduğunuz zaman o rapordan çıkarabileceğiniz en ufak bir sonuç yok. En ufak bir yol göstericilik yok” dedi ve şöyle devam etti:

“Aksine neredeyse bir aklama çabası…Bu katliam, her aşamada engellenebilirdi! Katliama dair araştırdığınızda, dışarıdan 200 kadar araç Sivas’a geliyor. Polis bunu biliyor. Şenlikten bir gün önce polise ‘Müslümanlar’ imzalı faks çekiliyor. Bu bildiride şenlik için gelenlerin cezalandırılacağı ve bunun Tanrının bir emri olduğu ifade ediliyor. Açıkça katliamı haykıran bir bildiri bu. Bütün bunlara rağmen bir önlem alınmıyor. Üstüne Pir Sultan’ın anıt heykeli yıkılıyor. Olaylar önlenmiyor. Binlerce saldırgana gönderilen görevli asker sayısı 40 kadar. Kısaca herkesin gözleri önünde gerçekleşen ve önlenmeyen bir katliamdır Sivas. Ve evet, siyaset gerçekten görevini yapmadı. Katliam engellenmediği gibi davalar adiyen adam öldürme diye açıldı. Tansu Çiller, ‘Vatandaşlarımıza bir şey olmadı’ diye açıklama yaptı. Sanki otelde diri diri yakılan insanlar bu ülkenin vatandaşı değildi!

Sivas’ta adalet sağlanamadı. Biz esas hakkındaki mütalaamızda katliamın arkasından legal ve illegal örgütlerle ilgili bir liste sunduk. Bunlara kararda hiç değinilmedi. Bugün ilk aşamada verilmiş olan sonuçla yetinmiş değiliz. Açıktır ki Sivas’ta katliam aydınlatılsaydı, sorumlular yargılansaydı, daha sonra yaşanan katliamların önüne geçilirdi. İnsanlar ceza almaktan, yakalanmaktan ürkerdi; 30- 40 yıl cezaevinde kalmaktan ürkerdi. Tabii bütün bunların daha önünde adaletin sağlanmış olması ve adil bir dünyada yaşıyor olmanın getirdiği toplumsal barış, toplumsal birlik, demokratik bir ortamda nefes alma gerçekleşmiş olurdu. Ama bugün hala kaygılıdır Alevi topluluğu, hala kaygılıdır etnik kökenleri nedeniyle ayrımcılığa uğrayan yurttaşlar.

Bildiğiniz gibi Maraş daha da büyük bir felakettir. Maraş'ta 100'den fazla insan katledildi. Bütün bunların yaşanmadığı bir dünyayı yaratmanın tek yolu var; adaletin etkin, güvenilir, herkese eşit olarak dağıtılmış olması ve insanların arasında birliğin ve kardeşliğin inşa edilmiş olması.”

Sivas Davası’nın Türkiye’deki mücadele açısından önemli olduğuna dikkat çeken Sarıhan, “Sivas'tan sonra başka katliamlarla da oldu; Suruç, Gazi gibi. Sivas’ın izinden giden avukatlar ve aileler o davalara sahip çıkmayı öğrendiler. Evet keşke bu acılar yaşanmasaydı ama bunun da böyle bir anlamlı bir sonucunun olduğunu ifade etmek istiyorum. Sivas Davası’nda adalet sağlanmasa da bir gün insan haklarına dayalı bir yaşamın, bir hukukun oluşmasına ve inşasına katkı sunacağı düşüncesi içindeyim” dedi.

‘Almanya’daki 9 sanığın iadesi için başvurduk’

Sarıhan ayrıca şunu ekledi: “Hukuk mücadelesinden, sanıkların gerekli cezaları almalarından ve infazların gerektiği gibi yapılmasından vazgeçmiyoruz. Son olarak Avrupa Birlikleri Federasyonu’nun girişimiyle ben, avukat arkadaşımız Ufuk Çakır ve Sivas’ta kaybettiğimiz Serkan Doğan’ın ağabeyi Serdar Doğan’la birlikte Berlin’de, parlamentoda, Almanya’da bulunan 9 sanığın iadesi konusunda SPD Milletvekilleriyle görüşmeler gerçekleştirdik. Biz sanıkların iadesi için katkıda bulunmalarını talep ettik. Umuyorum ki buradan bir şey çıkacak. Bunun dışında ki yollar konusunda; hukuki yolları araştırmak gerekiyor elbette. Şu anda önümüzdeki aşamaları AYM ve İnsan Hakları Mahkemesinin sonuçlarını beklememiz gerektiği düşüncesindeyim.”

‘Sivas unutulmadı’

2 Temmuz 1993’te, saat 13:30 sularında başlayan katliamın acısı hala dinmedi. Binlerce yurttaş; 2 Temmuz yaklaşırken Türkiye’de ve yurt dışında, düzenlenen etkinlikler, basın açıklamaları ve sosyal medya paylaşımları ile tepkilerini dile getirmeye devam ediyor; her yıl Sivas’ta düzenlenen anma programına yoğun katılım sağlıyorlar.

33 yılın ardından neler hissettiğini sorduğum Sarıhan şöyle yanıt verdi: “Öncelikle 33 yıl yıl süren bir davanın en uzun takipçilerinden biri olmak onurunu taşıdığımı ifade etmek isterim. Ben birkaç yıl hariç her 2 Temmuz’da Sivas’ta oldum. Ailelerle birlikte yürümeye çalışıyorum. Orada avukatlık mesleğinden öte bir yurttaş olarak kendimi sorumlu hissediyorum. Oralarda olmanın, orada yürümenin ve orada haykırmanın anlamlı olduğunu düşünüyorum. 2 yıl önce de Sayın Özgür Özel, ilk defa bir CHP Genel Başkanı sıfatıyla Sivas'ta yürüyüşe katılmıştı. O da çok değerliydi. Bu yıl yine umarım herhangi bir aksilik olmazsa gideceğim. Ama giderek yürüme gücüm de azalıyor tabii. 33 yıl oldukça uzun bir süre ve ben de oldukça yaşlandım artık. Ancak şunu söylemeliyim; 33 yıl uzun bir süre ve insanlar bazı şeyleri çok kolay unutuyorlar ama Sivas unutulmadı. İnsanlar acılarına ve yaralarına sahip çıkıyorlar. Ancak o yara halen sızlıyor. Bu önemli bir şeydir; bu bilinçtir. Sivas’ın anılması; Suruç ve Ankara Gar ve diğerleri gibi toplumsal acıların, katliamların da unutulmaması adına bir 'iyiliğe ve aydınlığa doğru yürüyüş' niteliğindedir. Acılarımıza sahip çıktığımız ve birbirimizin inancına/düşüncesine düşman olmadığımız bir dünya kurulacağına olan inancımı koruyorum; ancak bu hafızayı diri tutarak gelecekte benzer hataların yaşanmayacağına da inanıyorum.”

Tehdit, saldırı, mücadele...

Bir avukat olarak verdiği adalet mücadelesinde tehdit edilen ancak mücadeleden vazgeçmeyen Sarıhan, “Evet tehdit edildim. Çok acı yaşadım. Hem duruşma salonunda hem de dışarıda fiili saldırıya uğradım. Ben esas olarak siyasi ceza davası avukatıyım. 12 Mart'ların, 12 Eylül'lerin, 90'lı yılların bütün mücadeleci avukatları gibi benim de payıma bir beyaz Toros'la kaçırılma tehlikesine kadar pek çok şey düştü. Ama aynı zamanda mücadelenin insanı ısıttığı, insana güç verdiğini de söylemeliyim. Korkunuzu yeniyorsunuz. Çünkü arkanızda sizinle birlikte yürüyecek, mücadele edecek hem müvekkilleriniz, hem arkadaşlarınız var. Bunlar değerli şeyler diye düşünüyorum. O yüzden acı ve korku dolu olan şeyleri kendi adıma anlatmak yerine birlikte verilen mücadelenin yarattığı ve kolaylığa işaret etmek istiyorum” diye açıkladı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler