Komedyen Deniz Göktaş’ın gözaltı ve tutuklanma sürecinde, stand-up gösterilerindeki esprileri, sosyal medyanın en viral içerikleri haline geldi. Altına olumlu olumsuz bir sürü yorum sıralanıyor.
DENİZ GÖKTAŞ VE BABA-OĞUL GÖNDERMESİ
Hem salondakileri en çok güldüren hem de polemik konusu olanlardan biri, Göktaş’ın işin içine babasını da kattığı mizahi yorumları ve göndermeleri… Deniz Göktaş’ın "Trafikte birini öldürsem beni kurtarmaz. Benim babam Recep Tayyip Erdoğan kadar iyi bir baba değil." sözü muhaliflerin gözünde iyi bir taşlama… Peki izleyiciler, söz konusu olayın detaylarını, nasıl bir sonu olduğunu biliyorlar mı? Kaza hikâyesine, baba Ahmet Ürek’in (Tanürek eşinin sahne adıydı) nasıl nokta koyduğunu okudular mı...
ŞİŞLİ'DEKİ KAZA VE SEVİM TANÜREK'İN ÖLÜMÜ
Hatırlatalım: Olay bir trafik kazasıyla başlıyor… Tarih: 11 Mayıs 1998... Yer: İstanbul Şişli. Opel marka bir otomobil, yaya geçidine beş metre kala 64 yaşındaki Türk Sanat Müzikleri İstanbul Radyosu sanatçısı Sevim Tanürek'e çarptı. Araç kendisini 30 metre sürükledi. Ağır yaralanan sanatçı altı gün sonra yaşama veda etti.
KARAKOLDAKİ EHLİYET TARTIŞMASI
Yalnız kazanın kurbanı değil, karşı taraf da tanınmış aileden bir isimdi. Olay günü eşine çarpanın kim olduğunu öğrenmek için karakola gelen Ahmet Ürek, hiç beklemediği bir durumla karşılaştı. Karşısında 19 yaşında bir üniversite öğrencisi vardı. Genci görünce ilk olarak "Ehliyeti var mı?" diye sordu. Ürek’in polislerle arasında tartışma yaşandı. Ehliyetin olup olmamasının kayıtlara geçmesi için acılı eşin yaptığı ısrar ters tepti.
Ahmet Ürek, karşısındakinin dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan olduğunu öğrense de ısrarından vazgeçmedi. Hürriyet gazetesine yaklaşık bir ay sonra konuşan Ürek, caddedeki fren izlerinin hızla belediye tarafından silindiğini ileri sürecekti.
Kazada kusuru belirleyecek en önemli unsurlardan olan ehliyet var mıydı yok muydu… Evet, bir ehliyet çıktı. Ancak Ahmet Ürek’in iddiasına göre mahkemeye sunulan bu belge, olaydan kısa süre önce hazırlanmıştı…
ADLİ TIP RAPORUYLA GELEN BERAAT
Kazanın sanığı Erdoğan hakkında iddianame hazırlandı ve istenen ceza üç aydan 20 aya kadar hapis cezasıydı. Dava, "Dikkatsizlik ve Tedbirsizlik ile Hayati Tehlike Teşkil Edecek Derecede Yaralamaya Sebebiyet Vermek" suçundan açıldı. Tanürek ölünce, ek iddianameyle istenen bu ceza iki yıldan beş yıla çıktı. Trafik raporuna bakıldığında Erdoğan'ın kusur oranı yalnızca 3/8 oranındaydı. Kazadan beş ay sonra yargılama sürecinde en dikkat çekici raporsa Adli Tıp İhtisas Dairesi'nden geldi. Buna göre Ahmet Burak Erdoğan’ın kusuru 3/8’den sıfıra indi. Mahkeme, 2 Haziran 2000 tarihli duruşmasında Erdoğan'ın beraatine karar verdi.
ÜREK: ‘BASKI VE TEHDİT’
Ahmet Ürek, oğlu Cavit Ürek’le bu süreçte yaşadıklarını özetlerken karşılaştıkları zorluklar hakkında ayrıntı vermekten çekinmedi. Ürek’in anlatımına göre baskılardan biri bitiyor, diğeri başlıyordu. Sanık Ahmet Burak Erdoğan, kaçırılırcasına yurt dışına gönderildi. Devamında olayı görenler tehdit edildi ve tanıklıktan vazgeçirildi. Emniyet görevlilerinin aileleri de şikâyetten vazgeçmeleri için kendilerine yalvardı.
En sonunda Üreklerin aile meclisi toplandı ve yargı mücadelesini bırakmaya karar verdiler. 8 Ocak 1999 tarihinde davadan çekildiler. Bundan 1,5 yıl sonra da söz konusu beraat kararı geldi.
Odatv.com