Umut Can FIRTINA
ABD’nin Latin Amerika’yı kendi “arka bahçesi” olarak gören tarihsel sömürgeci iştahı, Başkan Donald Trump liderliğindeki Amerikan emperyalizminin jeopolitik hamleleriyle yeniden kıtanın en büyük varoluşsal tehdidi haline geldi.
Demokrasi ve insan hakları maskesini bir tarafa atan ABD, Monroe Doktrini’nin en kuralsız ve saldırgan biçimini eyleme dökerken kıtayı keskin bir kutuplaşmaya zorluyor.
Latin Amerika Pentagon’un askeri gölgesi, sermayenin şantajları ve Trump’ın doğrudan seçim müdahaleleriyle yeniden dizayn edilmek isteniyor.
Karayipler’e yığdığı donanması gibi askeri gücünü açık tehdit olarak kullanmaktan çekinmeyen Washinton, kendi yörüngesine girmeyi reddeden liderleri devirmek ya da yaklaşan seçimleri manipüle etmek için devasa finans kaynaklarını da devreye sokuyor.
Egemenliğini Washington’a devreden yönetimler, halklarını derin bir yoksulluk girdabına iterken ülkelerini ABD’nin üssü haline getiriyor.
Ancak Latin Amerika, emperyalizmin kuşatması karşısında teslim olmayacağını ir kez daha gösteriyor. Kıtanın ilerici liderleri, Trump’ın hegemonik hamlelerine karşı harekete geçerken Bolivya’dan Şili’ye ve Arjantin’e kadar sokaklardaki öfke, kıtadaki anti emperyalist direnişin cephe hattını çiziyor.
EMPERYALİZME DİRENENLER

Meksika: Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum liderliğindeki sosyal demokrat MORENA hükümeti, kamucu ve sosyal refah odaklı kalkınma modelini başarıyla sürdürüyor. ABD ile yoğun ticari ilişkilere rağmen Washington’ın iç işlerine müdahale girişimlerine karşı önlemlere hız verdi. Amerika’nın hegemonya adımlarına bahane olarak sunduğu kartellerle savaş konusunda harekete geçen Meksika hükümeti, son olarak seçimlere yönelik yabancı müdahaleleri iptal gerekçesi sayacak kapsamlı bir yasa tasarısını kabul etti. Ülkede Haziran 2027’de federal parlamento seçimleri, 2030’da ise devlet başkanlığı seçimi düzenlenecek.
Brezilya:Latin Amerika’nın en büyük ekonomilerinden Brezilya’da solcu Devlet Başkanı Lula da Silva yönetimi, çok kutuplu dünya düzenini ve BRICS ittifakının dış politikasını merkeze koyuyor. Washington’ın kıtadaki baskısına boyun eğmeyen Lula, Latin Amerika’nın ekonomik ve jeopolitik bağımsızlığını savunurken küresel sağ kuşatmaya ve savaş politikalarına karşı sesi en gür çıkan liderlerden birisi. Ancak Lula’nın birçok adımı sağ çoğunluktaki parlamento tarafından engelleniyor. Ekim 2026’da yapılacak genel seçimde 4’üncü dönemi için yeniden aday olduğunu açıklayan Lula’nın karşısında, “darbe” suçlamasıyla tutuklu eski sağcı devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu Flavio Bolsonaro ile yarışacak.

Küba: Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel liderliğinde ABD’nin onlarca yıldır uyguladığı ekonomik abluka ve ambargolara karşı tarihsel direnişini sürdürüyor. Sosyalist ekonomi modeli ve kamusal sağlık-eğitim modelini korumak için mücadele veren ülke, son dönemde Trump ile artan baskı ve askeri müdahale tehdidi altında.
Uruguay:“En yoksul başkan” Jose Mujica’nın mirasını sürdüren Geniş Cephe (Frente Amplio) ittifakının solcu lideri Yamandu Orsi, gelir adaletsizliğini azaltmaya yönelik kamusal reformlar uygularken Amerikan müdahaleciliği karşıtı hattın en güçlü seslerinden. Dış politikada ABD’nin dayatmalarını reddeden Uruguay hükümeti, bölgedeki ilerici liderlerle ittifak halinde.
Nikaragua:Daniel Ortega ve eşi Rosario Murillo’nun eş Devlet Başkanlığı liderliğindeki Sandinista yönetimi, Washington’ın ağır yaptırım ve diplomatik tecrit hamlelerine karşı tavizsiz çizgisini sürdürüyor. Tarım destekleri, kamucu ve yerli üretimi önceleyen korumacı ekonomi politikalarıyla iç pazarı tahkim eden Nikaragua, anti emperyalist hattın bir parçası.
NEOLİBERAL İŞBİRLİKÇİLER

Arjantin: 2023’te iktidara gelen aşırı sağcı liberteryen Javier Milei, ülkeyi IMF programlarına ve ulusararası sermayeye tamamen teslim eden neoliberal “şok terapisi” programını dayatıyor. Dış politikada kendisini tamamen Washington eksenli ideolojik ortaklığa çıpalayan Milei yönetimi, devleti küçültme, kamu harcamaları budama, işçi ve sendika haklarını ortadan kaldırma girişimlerini sürdürüyor. Ancak Milei yönetimine karşı işçi grevlerinden gençlerin ve emeklilerin protestolarına kadar sokaklar yangın yeri. Ekim ayında Trump’ın 40 milyar dolarlık rüşvetiyle ara seçimleri kazanmayı başaran Milei, ekim 2027’deki devlet başkanlığı seçimlerinde sosyal demokrat Peronistlerin liderliğindeki Vatan Gücü ittifakına karşı yarışacak.

Bolivya: 20 yıllık Sosyalizme Doğru Hareket (MAS) iktidarın ardından aralık ayında göreve gelen sağcı Rodrigo Paz, başta lityum olmak üzere ülkenin kaynaklarını ve topraklarını yabancı sermayeye açarak Washington ile ilişkileri “normalleştirme” yoluna gitti. Ancak bu neoliberal dayatmalara karşı son bir ayı aşkın süredir ülkede devasa bir halk isyanı yaşanıyor. Madenciler, yerli örgütleri ve sendikalar yol barikatları ve genel grevlerle Paz hükümetini ve emperyalist müdahaleciliğin karşısında. Washington, yıllardır elde etmek istediği zengin lityum kaynaklarına bu kadar yaklaşmışken Latin Amerika stratejisindeki bu kritik ülkede “eski sol hükümet destekli darbe girişimi” olduğunu iddia ediyor. Halkın tek talebi olarak istifası istenen Paz, protestoları askeri güçle bastırmak için ülkede OHAL ilan etmeye hazırlanıyor.
Ekvador: Sağcı iş insanı Daniel Noboa, IMF kemer sıkma paketlerini halka dayatırken ülkede bir güvenlik rejimi inşa etmek için adımlar atıyor. Ekvador’u Washington’ın lojistik ve askeri bir üssü haline getiren Noboa, tamamen ABD güdümündeki güvenlik ve neoliberal rejim uyguluyor.
El Salvador:Devlet Başkanı Nayib Bukele’nin “demir yumruk” konseptli otoriter yönetimi, sivil özgürlükleri askıya alan bir güvenlik rejimi kurdu. Ekonomik yapı tamamen ABD dolarına ve serbest piyasa kapitalizmine angaje olan ülkede rejimin baskılarına karşı toplumsal muhalefet, cılız ama kararlı bir direnişi sürdürüyor.
Panama:Sağcı Jose Raul Mulino yönetimi, söylemsel düzeyde karşı çıksa da Trump’ın göz diktiği Panama Kanalı üzerindeki Amerikan nüfuzunu pekiştiren politikalara imza atıyor. Washington’ın göç dalgalarına karşı sınır güvenliği projelerine tam uyumlu çalışan ve katı bir neoliberalizm izleyen Panama, Çin ile ABD arasındaki mücadelenin ana cephelerinden birisi.
Paraguay: Kıtadaki sağ muhafazakârların kalesi olan ülkeyi, birkaç dönem dışında 79 senedir Colorado Partisi yönetiyor. 2008 seçimlerinde iktidara gelerek 61 yıllık Colorado Partisi yönetimine son veren solcu Fernando Lugo'nun toprak reformu girişimi darbeyle sonuçlanırken Lugo, 2012’de azledilmişti. Mevcut Devlet Başkanı Santiago Pena da sağ neoliberal hattın önemli bir halkası.
Kosta Rika: Ülke, ekonomik bağımlılık, güvenlik işbirliği ve göç gibi temel başlıklarda ABD’nin geleneksel bir müttefiki. Şubat ayında muhafazakar Laura Fernandez Delgado’nun devlet başkanı seçildiği ülke, Washington’ın ekonomik ve jeopolitik çıkarlarının en istikrarlı koruyucularından biri.
ABD EKSENİNE GİRME TEHDİDİ
Peru:7 Haziran’da yapılan devlet başkanlığı ikinci tur seçimlerinin ardından ülkede bıçak sırtı bir süreç yaşanıyor. Solcu Roberto Sanchez ile eski diktatörün kızı aşırı sağcı Keiko Fujimori arasındaki oy farkı birkaç bin farkla başa baş devam ediyor. Toplumsal olarak ortadan ikiye bölünmüş haldeki ülke, Washington ile işbirlikçileri ve bölgede egemenliğini savunan başkentler tarafından yakından izlenen ülke, ABD’ye mutlak teslimiyet ile direniş bloku arasında kritik bir eşikte.
Venezuela: Ocak ayında ABD’nin askeri operasyonuyla Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ülkeden kaçırılmasının ardından geçici devlet başkanlığı koltuğuna Delcy Rodriguez oturdu. Rodriguez, anti sömürgeci söylemleri korusa da Washington ve Amerikan enerji tekelleri ile tam işbirliği içerisinde ülkenin zengin petrol kaynaklarını ABD’ye teslim etti. Ülke, doğrudan Amerikan müdahalesinin ve petrol tekellerinin yarattığı ağır bir kırılganlık ve teslim olma tehdidi altında olsa da sosyalist miras, Venezuela halkının damarlarında akmaya devam ediyor.

Kolombiya: 21 Haziran’da yapılacak ikinci tur devlet başkanlığı seçimi öncesinde ülke, kaderini belirleyecek kritik bir yol ayırımında. Ülkenin ilk solcu Devlet Başkanı Gustavo Petro’nun ilerici mirasını savunan Ivan Cepeda; hayranı olduğu Trump’ın açık desteğini alan Abelarda de la Espirella karşısında yarışacak.
Kıtanın en önemli figürlerinden biri haline gelen Petro, görev süresinde bir yandan parlamentodaki sağ muhalefet ile, diğer yandan Trump’ın kıtadaki hegemonik tehditleriyle ve küresel sağ ideolojinin savaş politikalarıyla mücadelede ön saflarda yer aldı. Washington ile Bogota arasında ipler oldukça gerilirken Trump’ın birçok kez askeri müdahale tehditlerinin hedefi olan Kolombiya’daki seçim, kıtanın geleceği için de belirleyici olacak.
Guatemala: Merkez sol lider Bernardo Arevalo iktidarda olsa da Amerikancı oligarşik kliklerin ve yargı mekanizmasının ağır kuşatması altındaki yönetim, sürekli bir “yargı darbesi” tehdidi altında.