Ana içeriğe geç

The Economist Ankara’yı işaret etti: "Batı gücünü kaybetti, Türkiye dünyanın yeni barış elçisi oldu!"

Dünyanın en prestijli siyaset ve ekonomi dergilerinden The Economist, küresel krizlerde Batı'nın etkisinin hızla zayıfladığını belirterek Türkiye'nin "yeni dönemin en etkili barış elçisi" haline geldiğini yazdı.

The Economist Ankara’yı işaret etti: "Batı gücünü kaybetti, Türkiye dünyanın yeni barış elçisi oldu!"
Türkiye Gazetesi
16

Dünyanın en prestijli siyaset ve ekonomi dergilerinden The Economist, küresel krizlerde Batı'nın etkisinin hızla zayıfladığını belirterek Türkiye'nin "yeni dönemin en etkili barış elçisi" haline geldiğini yazdı.

The Economist, küresel krizlerde Batı'nın etkisinin zayıfladığını, Türkiye'nin ise diplomatik masalarda ağırlığını artırarak yeni dönemin en etkili arabulucularından biri haline geldiğini yazdı.

"Dünyanın yeni barış elçileriyle tanışın" başlıklı analizde, Türkiye'nin kriz bölgelerindeki etkinliğinin, Batılı güçlerin ötesinde bir güven zeminine dayandığının altı çizildi.

Uluslararası sistemde yaşanan güç kayması ve tırmanan jeopolitik krizler doğrultusunda, küresel diplomatik arabuluculuk mekanizmasının köklü bir eksen değişimi geçirdiğini açıklayan İngiliz basını Türkiye'ye dikkat çekti:

"Türkiye yalnızca son beş yıl içinde Rusya-Ukrayna, Etiyopya-Somali ve Pakistan-Afganistan arasındaki kritik krizlerde arabuluculuk rolü üstlendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, uluslararası arenadaki bu başarılı mekik diplomasisini, hem yurt içindeki siyasi desteğini tahkim etmek hem de ülkesini 'küresel Güney’in güçlü bir savunucusu' olarak konumlandırmak adına stratejik bir kaldıraç olarak kullandı."

Ankara’nın kriz süreçlerinde proaktif duruşunun sadece küresel imajla sınırlı olmadığı, doğrudan bölgesel güvenlik çıkarlarına dayandığı ileri sürüldü:

"Türkiye için arabuluculuğa odaklanmanın bir diğer kritik nedeni, doğrudan sınır komşularındaki yangını söndürme arzusudur. Bu yüzyılda Türkiye; sınırlarında yaşanan çok sayıda savaşın faturası olarak mülteci krizleri, enerji tedarikindeki aksaklıklar, ekonomik durgunluklar ve terör olaylarıyla doğrudan mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bölgemizdeki sorunlar çözülmedikçe Türkiye tam bir güvenlik ve refaha kavuşamaz. Dolayısıyla bu anlaşmazlıkları daha büyümeden yönetmek ve alevlenmelerini önlemek, Ankara için çok daha az maliyetli ve etkin bir stratejidir.'"

BATI MERKEZLİ MODELLERİN ÖTESİNDE BİR GÜVEN

Türkiye'nin kriz bölgelerindeki etkinliğinin, Batılı güçlerin ötesinde inşa edilen farklı bir güven zeminine dayandığı bilgisine yer verilen analizde, şu değerlendirmeler aktarıldı:

"Türkiye, köklü İslami kimliğinden ve tarihsel bağlarından aldığı güçle, kendisini Müslüman coğrafyadaki çatışmalar için Batılı aktörlere kıyasla çok daha güvenilir, adil ve kabul edilebilir bir aracı olarak konumlandırıyor."

Analizde ayrıca sınırlarında yaşanan savaşların tetiklediği mülteci krizleri, enerji tedarikindeki aksaklıklar ve terör örgütlerinin yarattığı tehditleri doğrudan kaynağında çözen Ankara'nın stratejik başarısına dikkat çekildi.

Türkiye'nin, Suriye gibi çetin bir sahada dış müdahalelere bağımlı kalmaksızın kritik ateşkes süreçlerine öncülük ettiği vurgulanırken, bölgenin kalıcı bir güvenlik ve refah ortamına kavuşması adına krizleri daha alevlenmeden önleyen "maliyet-etkin" doktrini başarıyla uyguladığı kaydedildi.

ARABULUCULUKTA EKSEN NASIL KAYDI?

Dünya genelinde,rejimlerin barış sağlama çabaları artık bir istisna değil, norm haline geliyor. Barselona Özerk Üniversitesi’ne bağlı Barış Kültürü Okulu’na (ECP) göre, 2025 yılında dünya çapında kaydedilen 53 barış sürecinden en az 20’sinde Türkiye, Çin, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arab Emirlikleri gibi aktörlerden biri veya birkaçı arabulucu olarak masadaydı.

Buna karşın, Soğuk Savaş sonrası dönemin geleneksel barış aracıları olan Birleşmiş Milletler (BM) ile Norveç, İsveç ve İsviçre gibi çatışma sahalarından uzak demokratik ülkeler ya tamamen devre dışı kalıyor ya da eski ağırlıklarını yitiriyor. Yeni aktörler de her zaman tam çözüm bulamıyor ancak imzalattıkları anlaşmalar hem üslup hem de içerik açısından eskilerden tamamen ayrışıyor.

Economist'e göre yeni nesil aktörleri çatışma çözümlerine çeken üç ana itici güç bulunuyor.

Başarılı dış politika hamleleri, liderlerin iç siyasi konumlarını tahkim etmelerini sağlıyor.

Doğrudan sınır komşularındaki sorunları çözmek hayati bir gereklilik haline geldi. Türkiye; sınırlarında yaşanan çok sayıda savaşın faturası olarak mülteci krizleri, enerji tedarikindeki aksaklıklar ve terör olaylarıyla mücadele etmek zorunda kaldı.

Çin, Myanmar’daki iç savaşa büyük ölçüde buradaki milyarlarca dolarlık yatırımlarını korumak için müdahil olurken; Türkiye de Irak veya Libya gibi yerlerdeki ekonomik çıkarlarını korumak ve Somali’de olduğu gibi yeni kazanımlar elde etmek için arabuluculuk kabiliyetinden yararlanıyor.

Eski kuşak diplomatik aktörlerle kıyaslandığında yeni arabulucular çok daha esnek ve pragmatik avantajlara sahip.

Katar Batılı hükümetlerin yaptırımlar veya iç siyasi kaygılar nedeniyle doğrudan masaya oturamadığı Hamas, İran ve Taliban gibi kritik yapılarla doğrudan iletişim kurabilen açık bir kanal işlevi görebiliyor.

Geçmişte Batılı güçlerin arabuluculuk ettiği anlaşmalar insan hakları, iktidar paylaşımı ve demokratik reformlar gibi "liberal şartları" öncelerdi. Yeni aktörler ise bu ideolojik şablonu tamamen bir kenara bırakarak; istikrara, somut iş fırsatlarına ve ticari akışa odaklanan pragmatik bir yaklaşım getirebiliyor.

Öte yandan BM örneğine de dikkat çekildi. İngiliz basını "BM’nin arabuluculuk süreçlerindeki siyasi etkisi hızla eriyor. Kurumun son kayda değer başarısı, 2022'deki Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması'nda ortak imza sahibi olmasıydı." değerlendirmesini paylaştı.

Üst düzey bir BM yetkilisi, kurum liderliğinin sınırlı siyasi sermayesini "umutsuz" görünen çatışmalarda harcamaktan korktuğunu ve aşırı ihtiyatlı davrandığını da itiraf etti.

"Başarısız olmak sorun değil, ama denemek çok daha önemliydi."

BM'nin askeri caydırıcılığı da çökmüş durumda. Sahadaki BM mavi berelilerin sayısı 2016’daki 107.000’den bugün 47.000’e geriledi. BM'nin en son bir barış gücü misyonu kurduğu tarih ise 2014 yılıydı.

Analizde, yeni dönemin en belirgin özelliklerinden birinin, bölgesel güçlerin dış aktörleri tamamen dışlayarak kendi aralarında düzenli mekanizmalar kurması olduğu belirtildi:

"İran, Rusya ve Türkiye; Suriye’deki uzun süren iç savaş boyunca, birbirlerinin etki alanlarına müdahale etmemek amacıyla, dışarıdan herhangi bir Batılı müdahale olmaksızın pek çok ateşkes anlaşmasına doğrudan aracılık etti. Benzer şekilde Suudi Arabistan Yemen'de, Çin ise Myanmar'da kendi nüfuzuyla süreçleri yöneterek BM'yi büyük ölçüde devre dışı bıraktı."

Kaynağa Git

İlgili Haberler